Yapay Zeka - Tokenizasyon cephesinde olup bitenler?
Son dönemde misafir yazarlarımız var. Misafir dediğime bakmayın tabi, dostlar. Dragonomi'ye değer veren ama en önemlisi dünyada olup bitenler hakkında düşünüp taşınanlar.
Son haftalarda misafir yazarlarımız eksik olmuyor, sağolsunlar. Dünyada olup bitenlere kafa yoranların buluştuğu bir yere de dönüşüyor Dragonomi. Bu bakımdan çok mutlu olduğumu belirteyim.
Bugün da Burak beyi konuk ediyoruz. Mühim bir meselede aklına gelenleri karaladı, notlarını paylaştı. Meraklısına, teşekkürlerimle diyerek aşağı bırakıyorum.
2026 ve Sonrası için Uranyum’a Genel Bir Bakış
-Burak Tıraş, Portföy Yöneticisi-
Küresel nükleer yakıt çevrimi, maden üretiminden dönüşüme ve zenginleştirmeye kadar her aşamada kapasite sınırlarını zorlamakta ve kırılma noktalarına yaklaşmakta.
Durumun en belirgin göstergesi, dünyanın en büyük uranyum üreticisi Kazatomprom’un 2026 üretimi için açıkladığı %10’luk kesinti ve %20’lik esneklik (aşağı yönlü) hakkını kullanma ihtimali.
İlaveten bir de Nijer’deki politik gelişmeler sonucu Orano’nun varlıklarının fiilen kamulaştırılması ve Batı tedarik zincirinden kopması eklendiğinde fotoğraf daha da netleşiyor.
Yıllardır süre gelen arz fazlası efsanesi sessiz sedasız yitip gitmekte ve yerini “yapısal açık” gerçekliğine acı bir şekilde bırakmaktadır.
Yüzümüzü fotoğrafın ikinci yarısı olan talep tarafına çevirdiğimizde ise karşımıza çıkan 5 yıl öncenin buzz-word’ü, bugünün ise olmazsa olmaz başlığı “yapay zeka” oluyor.
Elbette yapay zekanın avatarları diyebileceğimiz “veri merkezleri” de.
Konu aslında çok basit ve iki önemli yönü var.
İlki şu, YZ veri merkezleri, normal veri merkezlerine nazaran birkaç kat daha fazla güç çekiyor. Net bir sayı vermek yerine birkaç kat daha deme sebebim, bu çokluğun ilgili veri merkezinin ne kadarının GPU kümesi olduğu, ne kadarının klasik sunucu olduğu, depolama ve soğutma tasarımına göre ciddi anlamda farklılık gösteriyor oluşudur.
İkincisi ise yenilenebilir enerji kaynakları, bu enerji tedariğinin sağlanmasında gereken baz yükü (baseload) oluşturmakta asla yeterli olamıyor.
Bu iki gerçekliği kabullendiğinizde ise yüzünüzü çevirebileceğiniz tek bir enerji çözümü kalıyor: Nükleer.
Bugün, Hyperscalers diye andığımız teknoloji devlerinin nükleer santraller ile doğrudan alım anlaşmaları yapmaya çalışması, piyasaya, fiyata duyarsız yeni bir alıcı grubu soktu.
Bu yeni talebe bir de batının Rusya’ya yönelik yaptırımlarını eklediğinizde ve bunun doğal sonucu olarak Rusya’nın uranyum zenginleştirme hizmetinden mahrum kaldığınızda bahsettiğimiz fotoğrafın kontrastı iyiden iyiye yükselmekte ve talep şokunun en dürüst betimleyicisi haline gelmekte.
Yaptığımız bu kısa özetin ışığında durumun adını güvenle koymamız mümkün, 2026 yılından başlayarak uranyum artık sadece bir enerji emtiası değil, bir stratejik varlık sınıfı. Hatta Vladimir Putin’in 2017 eğitim yılının açılışında çocuklara söylediği ve artık her birimizin de açıkça kabullendiği gibi “Yapay Zeka yarışını önde götüren her kimse dünyayı da yönetecek olan odur.” sözü doğrultusunca, bu stratejik varlık sınıfı aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesi.
2026 ilerisindeki zaman ufkuna baktığımızda gözümüze ilk çarpması gereken konu Çin ve Hindistan önclüğünde ilerleyen agresif yeni santral kurma programları.
Çin’de şu anda aynı anda 30’dan fazla konvansiyonel reaktörün inşa halinde olduğu biliniyor ve bu sayı Amerika’da bu sayının 0 (yazı ile de sıfır). Yan yana okunduğunda da zihin kıvrımlarımızı bir başka gıdıklamaktadır.
Tabi bununla birlikte şu durumu da es geçmemek gerek, yeni reaktörlerin işletmeye alınacak olması demek uranyum fiyatlarının bir günde tavana vuracak olması demek değil değildir.
Nitekim Çin’de inşaat süreci devam eden reaktörlerin de tamamı değil yalnızca 6 tanesi 2026’da işletmeye alınacaktır.
Dünya genelinde de 2026’da toplam 14 reaktörün işletmeye alınmasının planlanmakta olduğu notunu düştükten sonra burada asıl dikkat etmemiz gereken hususun, bu gelişmelerin 2026 ve sonrası için, birincil arz tarafında yaklaşmakta olan bir tufanın habercileri olduğunu görmemiz gerektiğini vurgulamalıyım.
Downflex beklenen arz, üssel artması beklenen bir talep, yapısal açık, politik yaptırımlar ve başta Ukrayna-Rusya savaşı kaynaklı jeopolitik kısıtlar…
Hepsi de soğuk savaş sonrası kurulan entegre nükleer yakıt çevriminin çatırdamakta, hatta kırılmaka olduğunun ve Fukushima sonrası nükleere karşı duyulan o korku ile karışık huşunun yerini artık uranyum açısından bambaşka bir hikayeye bırakmakta olduğunun ayak sesleri olduğunu düşünüyorum.
Bu ayak seslerine kulak kabartmanın ve portföy kompozisyonlarımızdaki yerini tekrar düşünmemiz bakımından 2026’nın fırsatlarla dolu bir yıl olacağına inanıyor ve yeni yılın hepimize uğurlu gelmesini temenni ediyorum.