Herkese günaydın. Ne zamandır Asya konuşamıyorduk. Bugün Asya günü ama hoş bir gün değil.
Bir kere Kore piyasaları çöktü, öyle böyle de değil. Paraları dün bir ara yüzde 4'ten fazla çakılmıştı ki, son 15 yılın en kötü anlarıydı.
Kospi zaten bir felaket, dünkü ağır satışların üstüne bu sabah bir ara %11'den fazla kayıp var.

Tahmin edeceğiniz gibi asimetrik yükselişler vardı, tek yönlü pozisyonmaların eseri. Dün birden terse dönünce rüzgar riske maruz limitler patladı.
Sürü halinde pozisyonlar, krediler kapanmaya başladı. Buraya kadar normaldi ama satışlar satışları besleyince olay bu sabah itibarıyla resmen paniğe döndü.
Açıkçası, herkes ezbere Çin'le petrol ilişkisi kuruyor. O ilişki tabii ki önemli ölçüde doğru olmakla birlikte büyük ölçüde eksik veya yanlış .
Çin'in petrole duyarlılığı son 10 yılda azaldı, gelecek 10'larda da azalmaya devam edecek. Eski stratejik bağımlılıktan bahsetmek mümkün değil.
Enerji dediğimiz şey elektrik ise zaten termik santraller boş duruyor. Yol yakıtı ise kamyonlar bile elektrikleniyor. Petrokimya ise Çin'in yerli üretimi ve tedarik kaynaklarının yapısı çok daha güvenli. Bazı raporlara göre Çin'in toplam enerji jenerasyonunda ithal petrolün payı yüzde 14'e kadar düştü.
Burada Çin 'petrol ithalatının yarıdan fazlasını' ithalatla karşılıyor önermesinin yanıltıcılığına da dikkat çekmek isterim. Zira o önerme 'enerjisinin yarıdan fazlasını' ithalatla elde ediyor anlamına gelmiyor.
Bir defa elektriğin çoğu yerli kömür kaynaklı. Deli gibi termik santral inşa ediliyor ve bu santraller enerji güvenliği için yedek düşünülüyor. Kömür bol, ihtiyaç olursa devreye girer diye planlandı. Çoğu şu an düşük kapasiteyle çalışıyor.
Son 10 yıldaki yenilenebilir devriminden hiç bahsetmeyeyim, dolayısıyla eski varsayımlar büyük ölçüde geçerliliğini yitirdi.
Elbette hala petrol çok önemli. Amma ve lakin o önem hızla azalıyor ve stratejik, makro rolü azalıyor.
Neyse. Bunu istatistiklerle analitik düzlemde anlatmak lazım. Lakin sabah notları uzamasın. Ne diyorduk, Güney Kore.
Ortadoğu krizi çok kötü vurdu Kore'yi ki, iki günlük kayıp Finans Krizi'nden beri en kötü. Çin'in aksine geçtiğimiz yüzyılın enerji dinamikleri hala geçerli. Enerjide ithal petrole stratejik açıdan bağımlılar.
Dünyanın sekizinci büyük petrol tüketicisi. Yükselen petrol fiyatları ticaret dengesini doğrudan vuruyor. Opsiyon piyasası da bunu yansıtıyor. Traderlar wonun Haziran sonuna kadar 1.550'ye ulaşma ihtimalini %36 olarak fiyatlıyor.
İşin kötüsü, fonlar tüm dünyasa enerjiye bağımlı piyasalar için önce bir satalım, sonra düşünürüz modunu açmış olabilir.
Diğer taraftan Tayvan doları da sert geriledi. Dolar karşısında 31.756 seviyesine düştü. Mayıs ayından bu yana en zayıf düzey.
Dolar tarafı da bu ülkelerin, daha doğrusu benzer profilli ülkelerin işini zorlaştırıyor. Zira güvenli liman talebi görüyor.
Yükselen enerji fiyatları Fed'i indirimden alıkoyar korkusu var.
Şimdi konu madem buraya geldi, en mühim mesele de açılsın. Enflasyon...
Savaş uzarsa enflasyonun patlayacağına şüphe yok ki, şu an Irak petrol üretimini kısmaya başladı. Arabistan'da depolar hızla doluyor. Yer kalmazsa kuyular kapatılmaya başlanacak.
ABD'de benzin fiyatları da artmaya başladı. Avrupa'yı hiç sormayın zaten. Dolayısıyla Rusya şokuna benzer, hatta daha kötü bir tablo ortaya çıkabilir.
Tabii tabloya kötümser başladım ama Trump'ın en büyük yeteneği de çark etmek. Şahsen, öyle veya böyle çark edeceğini varsayıyorum. Burada kritik mesele, İran'ın savaşı ne zaman bitirmek isteyeceği.
Zira adamların adı gibi bildiği bir şey varsa, bu savaşı erken bitirmekle bir sonraki bombardımana bilet almak arasında fark yok. Kaybedecek de pek bir şeyleri kalmadı. İsrail ve ABD dinlenip dinlenip dövüyorlar hesabı...
Bu arada Bloomberg Economics projeksiyonuna göre sadece doğalgaz fiyatlarındaki sıçrama da kalıcı olursa Avro bölgesinde enflasyona 1 puandan fazla ekleyebilir. Üstüne yarım puanlık büyüme kaygı söz konusu olabilir.
Giriş karamsar oldu diyordum. Burada tabi beklentiler çok önemli. Bu savaş uzar ve enflasyon beklentileri yükselirse, işçiler zam ister falan o vakit enflasyon cini şişeden çıkar ve savaşı bitirip o cini geri sokmak hemen mümkün olmayabilir.
O nedenle savaşın mühleti çok önemli.
Öbür yandan, burası mühim diyerek BE projeksiyonundan şunu da ekleyeyim. Petrol 108 dolara fırlarsa Çin'de enflasyona 0.8 puan eklermiş. Fakat Çinlilerin derdi enflasyon değil, bilakis deflasyon.
Yani, durum deflasyonla mücadeleye destek olabilir.
O nedenle, ezbere sığ eski klişe cümlelere dikkat etmek lazım. Konjonktürel ve bağlamsal şartlar esas olan.
Tabii kazanan taraf hiç şüphesiz bu ortamda Rusya. Oraya hiç girmiyorum.
Unutmadan. İran savaşı sadece petrol ve gazı etkilemiyor. Alüminyum piyasası alt üst oldu mesala. Malum, ergitme süreci enerji yoğun. Dolayısıyla Bahreyn, BAE ve Katar gibi ülkeler etkin. İlk ikisinin payı tek başına yüzde 6'ydı. Düşük gibi gelebilir. Ama Çin dışındaki küresel alıcıların ihtiyacının yaklaşık %18'ini karşılıyorlar.
Üstüne savaş öncesinde bile piyasada 200 bin tonluk arz açığı bekleniyordu.
Diğer taraftan tesisler genellikle 3-4 haftalık alümina stoğu tutuyor. O nedenle kısa vadeli şoklara bir miktar dayanıklılar.
Lafı dönüp dolaştırıp yine savaşın mühletine getireceğim. O mühlet uzarsa, piyasalar pazarlar borsalar daha çok karışır.
Meraklısına bir şey daha. Bölgedeki rafineriler yılda yaklaşık 13 milyon ton alümina tüketiyor. İthalatın üçte ikisinden fazlası Hürmüz üzerinden geliyor.
Neyse, bugünlük bu kadar olsun. Postayı da bir an evvel yollayayım. Gözünü açan şöyle bir göz atsın.
Kolaylıklar, bol şanslar...