Çin’in 450 milyar doları ABD’de buharlaştı mı ?
Yazan :Sadi KAYMAZ · · 4 September 2010
Çin Merkez Bankası Başkanı (PBOC) hakkında ortaya çıkan çeşitli spekülasyonlar, ülkenin finans krizinden ettiği zararlar konusunu da gündeme getirdi.
ABD’nin finans krizinde batan mortgage devleri Fannie Mae ve Freddie Mac’e ait finans varlıklarını elinde tutan Çin’in, bu yatırımlarından dolayı 450 milyar dolarlık zarar yazdığı söylentileri geçen hafta internet ve kısa mesajlar aracılığıyla çığ gibi yayıldı. Zararın faturasının ilgililerine kesileceğine yönelik takip eden söylentiler ise, PBOC başkanına kadar uzanacak kadar derinleşti.
Buna karşın, rakamların yetersiz bilgiden kaynaklandığına yönelik eleştiriler de ortaya atılıyor. Harward Üniversitesi araştırma görevlilerinden Gao Kai, iddiaların bilgi eksikliğinden kaynaklandığını ifade ederek, asılsız dedikodudan öteye gitmediğini ileri sürdü.
Ekonomi dünyasının en saygın isimlerinden Hu Shuli’nin başında olduğu Caixin dergisinin blogunda yazan Gao, öncelikle Çin’in Fannie Mae ve Freddie Mac hisse senetlerine değil, borç tahvillerine yatırım yaptığını belirtti ve borç yükümlülüğünün devlet garantili olduğunun altını çizdi.
1938 yılında Amerikan halkına ucuz konut kredisi sağlayabilecek bir kanal olarak Büyük Buhran’ın yaralarını sarmak için kurulan Fannie Mae, 1968’de bütçe açığını kapatmak için özelleştirilirken, Freddie Mac, Fannie Mae’nin “monopol” durumuna gelmesini engellemek için Kongre kararıyla ve devlet sermayesiyle kurulmuştu.

Piyasaya 5 trilyon dolarlık kredi açan kuruluşlar, 2008′de iflasın eşiğine gelince Amerikan hükümeti tarafından mecburen kamulaştırıldı. Şirketin hisse senetleri, iflasın eşiğine giden süreçte çöpe dönmüştü. Gao, dolayısıyla Çin’in yatırımlarının hisse senetleri ile borsada buharlaşmadığını savunarak, 2008 yılında 500 milyarı aşan Fannie&Freddie tahvillerinin değerinin, 2009 yılında 450 milyar dolara indiğini belirtti
Yazar ve site adı belirtilerek, etkin link vermek kaydıyla alıntı yapılabilir.
Çin şekeri zirveye taşıyabilir
Yazan :Sadi KAYMAZ · · 31 August 2010
Dünyanın üçüncü büyük üreticisi olmasına rağmen iç talebi nedeniyle en büyük ithalatçı konumunda da olan Çin’in bu sene alımlarını geçen seneye göre yüzde 42 oranında artıracağı yönündeki araştırma piyasalarda heyecan yarattı.
Kaynak: Referans gazetesi
Ülkede bu yıl, geçen sene olduğu gibi üretimin düşeceği öngörülüyor. ABD Tarım Bakanlığı (USDA) verisine göre Çin’deki ham şeker üretimi 2008-2009 yılında yüzde 16 oranında 13.3 milyon tona, 2009-2010′da ise 11.6 milyona tona gerilemişti. Yine USDA’ya göre bu sene ülkenin talebi 14.9 milyon tona çıkabilir. Ülke 30 Eylül’de bitecek yıl için şimdiden yedi defa stok ihalesi yapmış durumda. İhalelerde satılan toplam şeker stoku böylece 1.47 milyon tona ulaştı.
Pekin yönetiminin ham şeker alımlarını bu sene geçen seneki rakam olan 1.06 milyon tondan 1.5 milyon tona çıkarabileceği ifade ediliyor. Eğer tahminler gerçekleşirse bu rakam son beş yılın da zirvesine işaret ediyor.
Arz sıkıntıları artışı destekliyor
New York’taki Kıtalararası Borsa’da (ICE) ham şeker fiyatları son günde 20.32 cent/pound düzeyini görmüş fakat kâr satışları ile haftayı 19.96 centten kapatmıştı. Artışa gerekçe olarak ise dünyanın en büyük üreticisi konumunda olan Brezilya’daki kuru havanın hasada zarar vereceği düşüncesi gösterilmişti. Zhengzhou Borsası’nda ise vadeli rafine şeker kontratları 18 Mayıs’taki dip fiyatından bugüne yüzde 17 oranında değer kazandı ve 802 dolar/ton düzeyine çıktı.
Artan satın almalar ile birlikte ICE’de şeker fiyatları son üç ayda yüzde 28 oranında artış gösterdi. Son gelişme ile birlikte bu artışın bir ralli havasına gidebileceği uzmanların beklentisi. Öngörüyü destekleyen arz verileri de mevcut. Şekerkamışı üretiminin önemli ülkeleri Endonezya ve Pakistan’da hasadın zarar görmesi pozitif baskılanmayı artırıyor.
Çin ekonomisinin kader düğümleri
Yazan :Sadi KAYMAZ · · 27 August 2010
Çin’in iki asırlık makus talihi, 32 yıl önce başlayan dışa açılma ve reformlar (gaigekaifang – 改革开放) ile değişti. Gaigekaifang’ın sembollerinden küçük balıkçı kasabası Shenzhen, özel ekonomik bölge ilan edilişinin 30′uncu yıldönümünü, kalkınan Çin’in parlayan aynası olarak dün kutladı. Eskinin bu balıkçı kasabası, 14 milyonu aşan nüfusu ve 11 bin dolarlık kişi başı geliri ile bugünün en hızlı kalkınan ve zenginleşen kentlerinin başında geliyor.
Shenzhen’in ayna tuttuğu ülke ekonomisi, 2009 yılında 34 trilyon yüeni aşan hasıla yarattı. Küresel ekonomi pastasının kabaca yüzde 9′lik dilimini oluşturdu. İkiz fazlalarla kabardıkça kabaran döviz rezervleri 2 trilyon 500 milyon dolara dayandı. Borç içinde yüzen Amerikan ekonomisinin en büyük kreditörü oldu. Almanya’yı geçerek dünyanın en büyük ihracat ülkesi haline geldi. Küresel krizin ardından yüzde 2,2 daralan küresel ekonomiye, yüzde 9,1 genişleme ile katkıda bulundu. Japonya’yı geçerek ABD ekonomisinin arkasındaki yeni konumuna oturdu.
Geride kalan 30 yılda daha nice göz kamaştırıcı başarıya imza atan ülke, bugün tehlikeli belirsizlik ve risklerin girdabına girdi. Kişi başı milli gelirinin Japonya’nın 10′da 1′i bile olmayışı gerçekliğinin mutlak bilincine sahip. Kalkınma yolunda edinilen kazanımların bu belirsizlik ve risk ortamında kaybedilme korkusu açıkça dillendiriliyor.
Bu koşullar altında, “taşları hissederek nehri geçmekte olan” (摸着石头过河) Çin ekonomisinin akıntıya sürüklenmesi işten bile değil. Bu yüzden Çin’in ayaklarına dolanan düğümleri çözebilme yeteneği, ülkenin karşı kıyıya varmasında hayati rol oynayacak.
PARA POLİTİKASI DÜĞÜMÜ
Çinli karar vericiler, öncelikle gevşek para politikasının nasıl terk edileceği noktasında düğümleniyor.
2010′un ilk yarısında finans ve ekonomi dünyası ile Merkez Bankası (央行) koridorlarında en çok kafa yorulan konuların başında faiz artırımı ikilemi geliyor.
Hindistan, Brezilya, Avustralya, Kanada ve Güney Kore gibi ekonomiler 2010 yılında faiz artırımına gitti. ABD, Avrupa Birliği ve Japonya’dan ise şimdilik faiz artırımı çıkmadı.
Faiz artırımını er ya da geç kaçınılmaz kılan etkenler ise ülke içi koşullardan kaynaklanıyor. Büyüme hızı yavaşlıyor. Küresel krizde devre dışı kalan ihracat motorunu ikame eden inşaat sektörü, emlak balonu tehlikesi yüzünden uygulamaya konulan sert önlemlerin ağır darbesini yedi. 2010′un ilk çeyreğinde kaydedilen yüzde 11,9 büyümenin, son çeyrekte 8′e düşmesi bekleniyor. Dıştan ihracatı, içten sabit yatırımları zayıflatan koşullar, ekonominin devinimsiz kalma ihtimalini giderek arttırıyor.
Gevşek para politikasının yol açtığı enflasyon baskısı ise, ekonomistlerin uykularını kaçıracak kadar ağırlaştı. “İstikrar” sözcüğünün ülkedeki hayati anlamı düşünüldüğünde, sosyo-politik istikrarsızlık unsurlarını beraberinde getiren enflasyon tehlikesi, geçen ay kapıyı çaldı bile. Temmuz ayı enflasyonu, yüzde 3 olarak belirlenen kırmızı çizgiyi geçerek yılın en yüksek düzeyine, yüzde 3,3′e çıktı. Rusya krizi ile aşırı yağış ve sellerin tarımsal ürün fiyatlarında yarattığı patlamanın etkisiyle, enflasyonun ağustos ayında yüzde 4′e kadar çıkabileceğinden endişe ediliyor.
Bu noktada faiz artırımının zamanlaması kritik öneme sahip: erken faiz artırımı büyümeye zarar verebilir. Geç kalınması ise, ekonominin kendisini enflasyon çıkmazında bulması ile sonuçlanabilir.
EMLAK DÜĞÜMÜ
Emlak balonunun yarattığı patlama tehlikesi, bahar aylarına kadar “çöküş” (崩溃) teorisyenlerinin ekmeği oldu. Tehlikenin tüm çıplaklığıyla belirmesinin artından, nisan ayında Kabine’den (国务院) son derece sert tedbir paketi çıktı. Geride kalan aylarda, konut fiyatlarında beklenen düşüş gerçekleşmese de, konut balonu büyümeyi durdurdu. Yüzde 12′ye dayanan konut fiyatları artışı, son olarak geçen ay yüzde 10,3′e yavaşladı.
Bu koşullar altında, konut balonu sönmüş değil. Buna karşın, inşaat piyasasının yavaşlaması ekonominin yeni dinamosu sabit yatırımlara büyük darbe vuruyor. İnşaat sektörünün odağında yer aldığı sayısız sanayi dalı da bu darbeden payını alıyor. Haliyle ülkenin en büyük önceliklerinden istihdam da yara alıyor.
Arazilerin tümünün devlet mülkiyetinde bulunduğu sosyalist rejimde, yerel hükümetlerin en büyük gelir kapısını inşaat şirketlerine toprak transferi (土地出让) oluşturuyor. Sektör, böylece yerel yönetimleri de besliyor. Toprağın geçici mülkiyetini 70 yıl gibi sürelere devralan dev müteahhitlik firmaları, ekonominin kalbinin atmasını sağlıyor.
Dolayısıyla, emlak tedbirlerinin uzun süre yürürlükte kalması ya da daha sıkılaştırılması ekonominin kalbinin durmasına yol açabilir. İnşaat sektörün çökmesi, finanstan çelik piyasasına kadar sayısız endüstride domino etkisi yaratacak ve hiç şüphesiz sonunda ekonomi yere çakılacaktır. Aksi durumda ise, inşaat sektörünün emlak balonunu patlatması ile ekonomi büyük çöküş (崩溃) teorileri gerçeğe dönüşecektir.
YATIRIM ODAKLI EKONOMİDEN TÜKETİM ODAKLI EKONOMİYE GEÇİŞ
(Güncellemeler devam edecektir…)
Sadi Kaymaz tarafından yazılmıştır. Yazar ve site adı belirtilerek, etkin link vermek kaydıyla alıntı yapılabilir.
ÇİNLİ BORSACI HAZIR KITA!
Yazan :Blog · · 30 June 2010
Derdi başından aşkın Helen topraklarını saymazsak, Şanghay, yer kürenin bu yıl en çok kaybettiren borsası olma özelliğini taşıyor.
Çin ekonomisi duyulunca akla gelen büyüme sözcüğü, anlaşıldığı gibi borsa yatırımcılarının kulaklarında pek de yankılanmıyor.
Ekonominin dümenindeki adam Wen Jiabao’ya kulak vermek yeterli, toparlanma istikrar kazanmadı, belirsizlik ve riskler (ezelden beri olduğu gibi) devam ediyor.
Dün yaşanan %4,3′lük düşüşle Shanghai endeksinin son altı aydaki kaybı %26′yı aştı. Olağanüstü şartların hüküm sürdüğü Atina’da bile %35 kayıp olduğu göz önüne alındığında, durum pek de iç açıcı gibi görünmüyor.
Öte yandan, dibe gidiş, aynı zamanda fırsat penceresini de aralamaya başladı. Çinli yatırım kurumlarından alım pozisyonu raporları çıkmaya başladı. İşlem hacimleri Lehman krizi dönemlerine döndü.
“Al” pozisyonu gösteren kilit gösterge PE rasyosu. Dün 18′e kadar düşen PE ölçeği, MSCI Yükselen Piyasalar Endeksi’nin en cazibi haline geldi.
Dolayısıyla, endeksin değer kaybettiği her gün, Çin’de yatırımcıların iştahını daha da artıyor. “Askerlerini hazır tut, hareket etme” anlamındaki “Anbingbudong”, borsa yorumlarında boy göstermeye başladı.
Geçen haftanın en önemli gelişmesi, hiç şüphesiz borsacılar için de yuan açıklamasıydı. Keza, dolar çıpasının 2005 Temmuz ayında ilk kez çekildiği güne bir yıl sonra tekrar gelindiğinde, endeks %62 daha değerliydi! Yuan kararını yine katalizör haline getirecek şartlar da şekillenmek üzere.
Sonuç olarak, Çinli yatırımcılar halen egemen borç krizi ve sıkılaştırıcı politikalar nedeniyle temkinli pozisyonlarını korusa da, “al” komutu için mevziler tutuldu.
Dolayısıyla rebound sürecinde önce 3400 denenebilir, kırılırsa seneye 4000′e gidilir.
(Bu arada, piyasada dev Agricultural Bank arzı bekleniyor. 20 milyar doları aşacak rekor arz nedeniyle gerçekleşen sell-off dalgacıklarıyla fonlar da boşa çıkıyor)
Sadi KAYMAZ
Kayıp Kuşağın İşçi Çocukları; Çin’de İşgücü Başkalaşımı
Yazan :Blog · · 22 June 2010
Çin’de kayıp kuşakların işçi çocukları, “yaşamak” istiyor
Çin tarihinin en türbülanslı ve trajik dönemlerinden biri olan Kültür Devrimi’nden sonra başlayan dışa açılma ve reform sürecinde, Çin ekonomisi hızla kalkınmaya başladı. Kalkınmanın arkasında ise, köylerinden endüstrileşen kıyı eyaletlerine göç eden on milyonlarca işçi bulunuyordu.
Son derece ağır çalışma koşullarında, tabiri caizse gece gündüz alın teri döken işçilerin ortak amacı, köylerinde bıraktıkları aileleriydi.
Bu amaç uğruna yaptıkları, aslında kendi yaşamlarını feda etmekten başka bir şey değildi.
Bebekleri aç kalmasın, ana-babaları hekim görsün, kardeşleri okusun diye; kimi zaman inşaat işçisi, kimi zaman üretim bandında robot oldular… Yatakhanelerde yatıp, bir tas pilavla doydular…
Aklıselimini kaybeden komünist Kültür Devrimi’nin yarattığı kayıp kuşağa, bu kez vahşi kapitalist endüstriyel devrimin yarattığı kayıp kuşak eklendi.
Bu kuşaklar, “her türlü zorluğa göğüs gerebilen” insanlar oldular. Bu anlama gelen, Çince’de “acıyı yiyebilmek” denen “chiku”, işte bu yüzden kayıp kuşakların en büyük hazinesi oldu.
Dünyanın fabrikasında bugün ter dökenler ise, işte kayıp kuşakların çocukları…
Çince’de “80 sonrası” denen bu kuşak, şimdilerde “yaşamak istiyorum” diye haykırıyor.
İşgücünün artık çoğunluğunu oluşturan yeni kuşak göçmen işçilerin kendilerine özgü karakterleri, özgürlük anlayışları ve bağımsız ruhları var.
Ana-babalarının aksine, sorumlulukları kendilerinden ibaret. Her birinin farklı saç kesimleri, giyim tarzları, renkleri var. Amaçları kentli yaşıtları gibi giyinmek, eğlenmek, cep telefonu kullanmak, aşık olmak…
Çinli patronlar, işte bu kuşağın ağırlığını her geçen gün omuzlarında daha fazla hissediyor. Çünkü, bu işçiler dinlenmek, tatil yapmak, fazla mesaiden kaçınmak, gezmek… yani insan olmak, “yaşamak” istiyor.
İşte bu yüzdendir ki, bu kuşak, sanıldığının aksine ücretleri hayli yüksek olan, kapısında binlerce işsizin kuyruk olduğu İphone üreticisi Foxconn’un yatakhane binalarından kendini ölüme atıyor.
Foxconn yönetimi, en düşük ücretimiz 131 dolar, konaklama ve yemeği üstleniyoruz… Psikologlarımız, spor sahalarımız var diyor… Ama, gencecik işçiler, yine de kendilerini ölüme bırakıyor!
Çünkü, genç işçiler üretim bandının yanında aynı hareketi soluksuzca binlerce kez yapmaya isyan ediyor… Gururları şefler tarafından azarlanmayı kaldırmıyor… Basketbol sahasında oynayabilecek zaman istiyor… Yorgunluğu kaldıramayan vücuduna isyan ediyor… Hayatın anlamının bittiği yerde, kendi yaşamları anlamsızlaşıyor.
GENÇLER NEDEN KENTİ SEÇİYOR
Çin’de yaşanan toplumsal başkalaşımı sayılı satırlara sığdırmak olanaksız. Bu açıdan, kitaplara konu olması gereken başka bir olgu da, 20-30 yıl önce göçmen işçilerin çaresizlikten terk ettiği toprakların da artık ekonomiye entegre olmaya başlaması.
80 Kuşağı işçiler, ülkenin iç kesimlerindeki kendi memleketlerinde de artık iş bulma ve para kazanma olanağına sahipler. Shenzhen, Pekin, Shanghay gibi metropollerdeki hayat pahalılığı göz önüne alındığında, taşrada yaşam daha cazip hale bile gelebiliyor.
Dolayısıyla, endüstriyel kıyı bölgelerine göç eden işçilerin sayısı da önemli ölçüde azalmış durumda. Hatta, küresel kriz nedeniyle işini kaybeden milyonlarca göçmen işçi, hayat pahalılığı nedeniyle kıyı bölgelerine geri dönmek istemiyor. Dönenler de, daha fazla sosyal hak, daha fazla ücret talep ediyor.
Çin İnsan Kaynakları Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “İkinci Kuşak Göçmen İşçiler” raporunda, 80 Kuşağının kente göç arzularının arkasında yatan başlıca nedenler analiz edilmiş. Yapılan ankete göre, yeni kuşak işçilere neden kentli olmak istedikleri sorulmuş, cevaplar şöyle:
%59,8 – Kentlerde yaşam standartları daha yüksek
%36,4 – Taşrada sorumluluklar daha ağır
%36,3 – Çocuğum kentte daha iyi eğitim alabilir
%28,8 – Kentte emekli aylıkları daha yüksek
Genç köylü işçiler, Çin’in üretim topografyasında da köklü değişiklikler meydana getiriyor, istihdam ve yönetim modelleri değişiyor, sosyal hak ve özgürlük talepleri artıyor. İşgücü hareketliliği üst düzeye çıkıyor.
Dolayısıyla, ücret artışına dünden razı olan Çinli patronlar, işçi bulamamak, bulunca tutamamak, tutsa da köle gibi çalıştıramamak gibi dertlerle (!) boğuşuyor.
İşgücünde meydana gelen derin başkalaşım ile ilgili Çince’den bazı çeviriler yaparak yayımlayacağımı belirterek, sağlıcakla kalın.
Sadi Kaymaz tarafından yazılmıştır. Yazar ve site adı belirtilerek, link vermek kaydıyla alıntı yapılabilir.
Çin’de enflasyon tırmanıyor
Yazan :Sadi KAYMAZ · · 20 May 2010
Aşırı ısınma sinyalleri veren Çin’de enflasyon baskısı da artıyor.
Çin İstatistik Bürosu (NBS), tüketici fiyatları enflasyonunun Nisan ayında geçen yıla göre yüzde 2,8 yükseldiğini açıkladı. Açıklamaya göre, aynı dönemde üretici fiyatları endeksinde yüzde 6,8 artış kaydedildi.
Tüketici fiyatları enflasyonu, geçen yılın aynı ayında yüzde 1,5 düşüş göstermişti. Nisan ayı enflasyon artışının, bir önceki aya göre de yüzde 0,4 hızlanması, enflasyon baskının beklendiği gibi etkisini göstermeye başladığına işaret ediyor.
Çin Merkez Bankası’nın dün yayımladığı raporda, işçi ücretleri ile hammadde ve gıda fiyatları artışlarının enflasyon baskısı yarattığı belirtilmişti.
Bugün açıklanan NSB verilerine göre, gıda fiyatları artışı yüzde 5,9 olurken, gıda dışı enflasyon artışı yüzde 1,3 oldu. Son 3 ayda ise çoğunluğu endüstrileşmiş kıyı bölgelerinde bulunan 8 eyalet yönetimi, asgari işçi ücretlerini yüzde 5 ila 13 arasında değişen oranlarda artırdıklarını açıkladı.
Özellikle demir cevheri ve petrol fiyatları olmak üzere, ekonomiyi besleyen ithal hammadde fiyatlarında gerçekleşen küresel ölçekli artışlar da enflasyon ithali şeklinde etkisini gösteriyor.
FAİZ, ENFLASYONUN ALTINDA KALDI
Brezilya ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerden ardı ardına gelen faiz artırımı haberlerine karşın, Çin Merkez Bankası (PBOC) faiz silahını kullanmaktan kaçınıyor.
Enflasyon rakamlarının son iki aydır yüzde 2,25 düzeyindeki yıllık tasarruf faizlerinin üstüne seyretmesi, faiz artırımı beklentilerine yol açan en önemli etken durumunda bulunuyor. Uzmanlar ise, güçlü artırım beklentilerine rağmen, PBOC’un birkaç ay daha artırımdan kaçınabileceğini vurguluyor.
Çinli ekonomistlere göre, PBOC, yeni yılda 3 kez zorunlu rezerv oranlarını yükselmenin yanı sıra, bankaların kredi verme politikalarını da kısıtlıyor. PBOC, ayrıca, son haftalarda yoğunlaşan tahvil ihaleleri aracılığıyla piyasadan yüklü miktarlarda likidite çekiyor.
PBOC, bugün yaptığı açıklamada, M2 para tabanında geçen ay yüzde 22,5 genişleme kaydedildiğini bildirdi. Genişleme, geçen yılın aynı ayında yüzde 25 düzeyinde gerçekleşmişti.
Çin hükümetinin, emlak piyasasında spekülasyonu önleyici tedbirlerin ise etkisini gösterdiği gözleniyor. Ülkenin en büyük 70 kentini kapsayan konut fiyatları artışının Nisan ayında yüzde 12′nin üstüne çıkarak rekor kırmasına rağmen, emlak piyasası analistleri, konut alım-satım hacminde yüzde 60′lara varan olağan üstü düşüşler yaşandığını ifade ediyor.
Çin Devlet Konseyi, geçen ay bankaların birden fazla evi olan vatandaşlara konut kredisi vermesini yasaklamıştı. Pekin Belediyesi ise, önlemleri daha da sıkılaştırarak, her ailenin peşin ödeme vasıtasıyla birden fazla ‘yeni ev’ almasının önünü tıkamıştı.
Çin’de kötü haber enflasyon, iyi haber konut fiyatları
Yazan :Blog · · 11 May 2010
Çin’de uzunca zamandır geliyorum diyen enflasyon, Nisan ayında kendini iyice gösterdi. Bırakın gösterge faizlerini, iki yıllık tasarruf faizi oranı bile enflasyonun altında kaldı.
Çin İstatistik Bürosu (NBS), tüketici fiyatları enflasyonunun Nisan ayında geçen yıla göre yüzde 2,8 yükseldiğini açıkladı. Açıklamaya göre, aynı dönemde toptan eşya fiyatlarında yüzde 6,8 artış kaydedildi.
Enflasyon önceki ay 2,4 düzeyindeydi. Geçen yılın aynı döneminde ise eksi 1,5. Enflasyon beklenti anketlerinde ise, tahminler 2,5-2,8 arasında yoğunlaşıyordu. Dolayısıyla, enflasyon beklentiler dahilinde, ama üst sınırda gerçekleşti.
Aslında, dün açıklanan Merkez Bankası (PBOC) raporu, enflasyonu deşifre etmişti. PBOC, işçi ücretleri ile hammadde ve gıda fiyatları artışlarının enflasyon baskısı yaratan başlıca etkenler olduğunu vurgulamıştı. Dolayısıyla, iki yapısal ve bir dönemsel etken öne çıkıyor.
Bugün açıklanan NSB verilerine göre, gıda fiyatları artışı yüzde 5,9 olurken, gıda dışı enflasyon artışı yüzde 1,3 oldu. Son 3 ayda ise çoğunluğu endüstrileşmiş kıyı bölgelerinde bulunan 8 eyalet yönetimi, asgari işçi ücretlerini yüzde 5 ila 13 arasında değişen oranlarda artırdıklarını açıkladı. Asgari ücretlerden çok, işçi arzındaki yapısal problemler ücretleri artıyor. Özellikle, köylü işçilerin iç bölgelerin kalkınmaya başlamasıyla birlikte kıyıdan çekilmeye başlamaları. Bunun yanı sıra, 80 sonrası yeni nesil işçilerin, daha fazla hak ve sosyal imkan talep etmesi gibi nedenler de, Çinli fabrikaları asıl zora sokan nedenlerin başında geliyor.
Diğer taraftan, enflasyon ithal ediliyor. Özellikle demir cevheri ve petrol fiyatları olmak üzere, ekonomiyi besleyen ithal hammadde fiyatlarında gerçekleşen küresel ölçekli artışlar da enflasyon ithali şeklinde etkisini gösteriyor.
Brezilya ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerden ardı ardına gelen faiz artırımı haberlerine karşın, Çin Merkez Bankası (PBOC) faiz silahını kullanmaktan kaçınıyor.
Enflasyon rakamlarının son iki aydır yüzde 2,25 düzeyindeki yıllık tasarruf faizlerinin üstüne seyretmesi, faiz artırımı beklentilerine yol açan en önemli etken durumunda bulunuyor. Güçlü artırım beklentilerine rağmen, PBOC’un birkaç ay daha artırımdan kaçınabileceği görüşü yavaş yavaş ağır basıyor.
PBOC, yeni yılda 3 kez zorunlu rezerv oranlarını yükselmenin yanı sıra, bankaların kredi verme politikalarını da kısıtladı. PBOC, ayrıca, son haftalarda yoğunlaşan tahvil ihaleleri aracılığıyla piyasadan yüklü miktarlarda likidite çekiyor.
PBOC, bugün yaptığı açıklamada, M2 para tabanında geçen ay yüzde 22,5 genişleme kaydedildiğini bildirdi. Genişleme, geçen yılın aynı ayında yüzde 25 düzeyinde gerçekleşmişti. Yıllık hedef ise yüzde 18 dolaylarında.
En kritik konu ise, Çin hükümetinin konut fiyatları spekülasyonunu önlemek için uyguladığı tedbirlere piyasanın çok hızlı tedbir vermiş olması. Geçen ay konut fiyatlarının rekor düzeyde artış gösterdiğinin açıklanması, aslında hükümetin son derece doğru bir zamanlamayla, oldukça kararlı ve sert önlemler aldığını ortaya koyuyor. En önemlisi, konut piyasası, hükümetin ciddiyetine tartışmasız biçimde inanıyor.
Nitekim, büyük şehirlerde emlak piyasasında son iki haftadır yaptak kıpırdamıyor. Örneğin, Pekin’de işçi bayramı tatili konut satışlarının altın dönemidir. Oysa, Pekin belediyesinin geçen ayın son günü açıkladığı aşırı sert tedbirlerin etkisiyle, 4 günde yalnızca “bir” konut satışı gerçekleşti.
Ülke genelinde, son iki haftada alım-satım hacimlerinde en az yüzde 50′lik dramatik düşüşler yaşandığı haberleri geliyor.
Çin Devlet Konseyi, geçen ay bankaların birden fazla evi olan vatandaşlara konut kredisi vermesini yasaklamıştı. Pekin Belediyesi ise, önlemleri daha da sıkılaştırarak, her ailenin peşin ödeme vasıtasıyla birden fazla ‘yeni ev’ almasının önünü tıkamıştı.
Çin’de 90′ların sonundan bu yana, istatistiklere göre alım-satım hacimlerindeki düşüşler, yaklaşık 6 ay sonra fiyatlara yansıyor. Buna göre, sektör analistleri özellikle son çeyrekte konut fiyatlarında yüzde 30′u aşan düşüşler görülebileceğinden söz ediyor.
Bir de, çok söz edilen emlak balonu riski. Evet, ciddi bir balon var. Ancak, Çin ekonomisinde yatırım olanakları sınırlı olduğu müddetçe, varlık balonlarının mevcudiyeti kaçınılmaz. Nitekim, parasını konut piyasasına aktaran Çinliler’e “neden” sorusunu yönelttiğinizde, alacağınız cevap, hiç şüphesiz, “Peki nereye koyayım” olur… Dolayısıyla, bizdeki gibi, paranın emlak piyasasından alternatif araçlara ya da yurtdışına kaçması mümkün değil. Likiditenin, fizik teorilerine aykırı olarak buharlaşmasını da bekleyemeyeceğimize göre, balon nasıl sönecek.
Son olarak, geçen hafta katıldığım bir seminerde konuşan, Çin’in en prestijli ekonomistlerinden Fan Gang, şöyle diyordu: “Evet, balon var. Peki siz, Çinlilerin aptal olduklarını mı düşünüyorsunuz. Çin, aptal olduğu için, balonun şiştikçe şişmesi bekleyecek, en sonunda patlamasını mı izleyecek.”
Hükümetin bankalara kredileri durdurun emri verebildiği topraklara uzaktan bakıp, “faiz artımı gecikti, hükümet emlak balonuna seyirci kalıyor” demek, Çinli liderlerin en sevdiği “Çin’e özgü…” nitelemesinin unutuluyor olduğu izlenimi veriyor.
(Konu ile ilgili olarak, Çinli uzmanların yarınki değerlendirmelerinden bazılarını Türkçe’ye çevireceğim)
Batılı iktisadi tezlerle, Çin’e reçete yazmak
Yazan :Blog · · 10 May 2010
Çin’de ekonomi aşırı ısınma sinyalleri veriyor. Başını alıp giden inşaat sektörü; bankacılıktan çeliğe kadar uzanan, en uzun endüstri zincirinin, en kritik halkasını oluşturuyor. Bunun yanı sıra, kilit sanayilerden otomotivde aşırı ısınma tehlikeli. Oto satışları, baz verilerin yüksekliğine rağmen, yıllık yüzde 40 dolayında artış gösterebiliyor. Özellikle, yolcu ve yük taşıtları satışlarında patlama var.
Enflasyon geçen ay beklentilerin altında geldi. Buna karşın, enflasyon artışının hızlanması kaçınılmaz. Öncelikle, yükselen hammadde fiyatları ile enflasyon ithal ediliyor. Artan işçi ücretleri ciddi enflasyon baskısı yaratıyor.Kuzeyi aylar boyu saran aşırı soğuk ve güneyini kavuran kuraklık gıda ürünleri kalemini şişiriyor. Para tabanında yüzde 20′ler ile ölçülen genişlemelerin yarattığı aşırı likidite, enflasyona davetiye çıkarıyor. Son olarak, geçen sene gerçekleşen negatif enflasyon rakamlarının düşük baz etkisiyle, enflasyonun tırmanması kaçınılmaz görünüyor. Hükümetin hedefi yüzde 3 dolaylarında. Buna karşın, pek çok kuruluş yüzde 4′ü aşabileceğini raporluyor.
Aşırı ısınma ve enflasyon beklentilerine karşı, sıkılaştırıcı politikalara kademeli olarak geçildi. Kredilerde sıkılaştırma var. Merkez, durmadan tahvil ihraç ederek, piyasadan likidite çekiyor. Zorunlu karşılıklarda 4 ayda 3′üncü artış gerçekleşti.
Bu şartlar altında, Çin’den beklenen faiz artırımı.
Çin’de Batı iktisadı bakımından gayri nizami olarak nitelenebilecek politika araçları aktif olarak kullanıyor.Örneğin, hükümet bankalara “kredileri 10 gün durdurun” diyebiliyor. Sektörün devlete ait 4 büyük dev bankası, salt finansal saiklerle hareket etmiyor. Bankalar, aynı zamanda politikası aracı. Öte yandan, faiz artırımı yerine, mikro düzeyde frene basılıyor. Örneğin, bankalara 3′üncü ev için “konut kredisi” vermeyin denebiliyor. Ya da, ikinci ev alıcıları %10 faizler mortgage almak zorunda kalabiliyor.
Ekonominin pek çok kesiminde, çeşitli bakanlık ve diğer yetkili organlar tarafından mikro ölçekli soğutma operasyonları yapılıyor.
Dolayısıyla, Batılı iktisadi gözlüklerle, “Çin’in hemen yarın faiz artırması lazım” diye uzunca zamandır teorik çıkarımlar yapan ekonomistler, ekonominin sosyalist mahiyetini unutuyor gibi görünüyor. Fakat, sosyalist piyasa ekonomisi hükümetlerinin elinde, Batılı karşıtlarından daha fazla para ve maliye politikası aracı bulunuyor. Çin, Amerikan ekonomisinin işlediği gibi işlemiyor.
Gelelim, dışardan bakınca, ziyadesiyle gecikmiş gibi görünen faiz artırımının zamanlamasına.
Herşeyden önce, mikro düzeyde alınnan kısmi soğutma tedbirlerinin işe yaradığı görülüyor (Örneğin, Konut fiyatları artışı durdu). Buna karşın, enflasyon baskısı ağırlığını giderek artıyor. En önemlisi, varlık balonları tehlikesi sürüyor. Aşırı ısınma dinamikleri altan alta işliyor.
Bu şartlar altında, Merkez Bankası en fazla iki ay daha enflasyon verilerini bekleyebilir. Çünkü, enflasyonun gerisinde kalan 2.25 düzeyindeki tasarruf faizleri, reel faizleri eksiye çevirmiş durumda.
Bugünlerde yayımlanacak Nisan verilerinin beklenenden önemli oranda sapması ise, faiz artırımını ivedi hale getirebilir. Son olarak, komünist parti yayın organı Halkın Günlüğü’nde çıkan bir köşeyasında, faiz artırımına işaret edildiğini de belirtmeden geçmemek gerekir.
Çin’in Döviz Kontrolü
Yazan :admin · · 4 May 2010
Döviz ile Ödemeler ve Döviz ile Ödeme Kabul Etme Üzerinde Denetim
Çin Halk Cumhuriyeti’nde (ÇHC) döviz ile ödemeler, cari hesap veya sermaye hesapları üzerinden gerçekleştirilmektedir. Cari hesap, ticaret ve işgücüne ilişkin ödemelerin tek yönlü döviz transferleri ile yapılmasını kapsamaktadır. Cari hesaplar üzerinden yapılan uluslararası ödemeler ve transferler hakkında herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Sermaye hesabı, doğrudan yatırımlar, her türlü kredi, portföy yatırımı ve benzeri gerekçeler ile döviz ödemeleri ve ödeme alıntısını kapsamaktadır. Sermaye hesabı haraketleri üzerinde sıkı bir denetim mevcuttur.
Yabancı Sermayeli İşletmelerin Döviz Transferleri Üzerindeki Deneti
a) Cari Hesaplar
Cari Hesaplar Altında Alınan Döviz Transferleri
Yabancı sermayeli işletmeler (Foreign-invested enterprise, FIE), Devlet Döviz İdaresi’nin (the State Administration of Foreign Exchange – SAFE) ön onayını alarak, SAFE’den alınan “Döviz Tescil Sertifikası” ( Foreign Exchange Registration Certificate) ve diğer destekleyici belgeler ile birlikte ÇHC Hükümetince belirlenmiş bankalarda döviz hesabı açabilmektedir. Yabancı sermayeli işletmeler, banka cari hesablarına transfer edilen dövizin hepsini hesapda tutamamakta ve sadece SAFE’nin belirlediği miktar dövizi cari hesaplarında muhafaza edebilmektedir. Sözkonusu miktarı aşan döviz, ÇHC hükümetince belirlenmiş bankalara satılmak zorundadır. … devamını okuyun!
Çin Pazarının Genel Özellikleri (DTM)
Yazan :admin · · 4 May 2010
Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki mevcut durumun en belirgin özelliği çok hızlı bir değişimin gözlenmesi. Özellikle DTÖ’ye giriş sürecinde 2002 yılından itibaren geçiş dönemi olarak verilen 5 yıl içerisinde bu değişimin tüm sektörlerde kendini daha fazla hissettirmesi bekleniyor. Bu değişim göreceli de olsa açılım/serbestlik yönünde olacağından Çin pazarına ihracat yapan ve yapacak olan ihracatçılarımız açısından sonuçlarının olumlu olması bekleniyor.
Bölgesel Farklılıklar: 9 milyon 600 bin m2 yüzölçümü ile çok geniş bir ülke olan Çin Halk Cumhuriyeti, idari açıdan 31 Eyalet/bağımsız belediyeden oluşuyor. Bölgeler arasında bulunan başta iklim olmak üzere diğer fiziki farklılıklar, tüketici tercihlerinde de farklılaşmalara neden oluyor. Diğer yandan, ülkenin sahil kesimini oluşturan doğu bölgeleri çok hızlı kalkınırken, batı kesimleri geri kaldı. Örneğin Şanghay’da 2000 yılında 4 bin 182 dolar olan kişi başına milli gelir, Guizhou’da 322 dolar oldu. 2001 yılında, kentsel bölgelerde yaşayanların geliri yüzde 8,5 oranında artarken, kırsal bölgelerde gelir artışı yüzde 4,2’de kaldı.
Mevzuat ve Uygulama Problemleri: Çin Halk Cumhuriyeti’nde piyasa ekonomisi reformları gerçekleştirilmeye başlanmakla beraber, aşırı devletçi ve yasakçı komünist sürecin etkileri henüz tamamen ortadan kalkmadı. Serbest pazar reformlarının devletçi sistem içerisinde uygulanmaya çalışılması, bürokrasinin büyümesine ve yolsuzlukların … devamını okuyun!









