ESNEK DÖVİZ GAZI KISA SÜRDÜ, PİYASANIN AYAĞI YERE BASTI

Yazan :Blog ·  ·   22 June 2010

Çin’in döviz kuru açıklaması ile Doğu Asya piyasalarında oluşan heyecan dalgası duruluyor.

Şanghay Bileşik Endeksi, günü yüzde 0,10 artışla 2588,70 puandan kapadı. Endeks, Merkez Bankası’nın Cumartesi günü yaptığı döviz kurunda esneklik açıklamasının yarattığı heyecan ile dün yüzde 2,90 yükselmişti. Daha küçük şirketlerin listelendiği Shenzhen borsası ise günü yüzde 0,35 yükselişle 10345,55 puandan kapadı.

Uzmanlara göre, dün piyasaları saran yuan heyacanı, Çin’in dolar kurundaki değişimi küçük çaplı hareketlerle uzun vadeye yayacağının anlaşılmasıyla kaybolmaya başladı.

Son 10 işlem gününü yükselişle kapatan Hong Kong borsası, bugün gerileyerek yüzde 0,45 düşüş gösterdi. Japon borsası da günü düşüşle tamamlayarak yüzde 1,22 geriledi.

DÖVİZ SÖZÜNDE İLK ADIM

Çin Merkez Bankası (PBOC) tarafından sabah yayımlanan verilere göre, dolar paritesi 6,7980 yuene tırmandı. Resmi dolar kuru böylece son 5 yılın en yüksek düzeyini gördü. PBOC verilerine göre, kur seviyesi dün sabah 8,8275 olarak ilan edilmişti.

PBOC, her sabah belirlediği günlük döviz paritesini ilan ediyor. PBOC’un belirlediği parite, spot piyasada gün içinde en fazla %0,5 dalgalanabiliyor. Dolar kuru, dün sabah 6,8275 olarak belirlenmiş ve spot piyasada sınıra yaklaşarak %0,44 kadar değerlenmişti. PBOC, bu sabah ise pariteyi 6,7980 olarak belirledi.

PBOC, Cumartesi günü 2008 yılından bu yana sabit tutulan dolar kurunu “esnetme” kararı aldığını duyurmuştu. Pazar günü yapılan açıklamada ise, dalgalanmanın ani ve büyük çaplı olmayacağı vurgulanmıştı.

Bu açıdan, Türk ihracatçılarımızın dün yaşadığı heyecanın da yerini aklıselime bıraktığını düşünüyorum. Çünkü, Çin’in hareketi ancak dar bantta ve kademeli olarak geçerli olacak. Keza, bir yıl içinde yuanın %5′ten fazla yükselmesi de başka köklü değişimler olmadıkça olanaksız görünüyor.

Öte yandan, yapılan stres testlerine göre, yalnızca düşük karj marjjıyla çalışan, rekabet gücünden neredeyse yoksun işletmeler olası bir değerlenmeden etkilenecek. Dolayısıyla, Türk şirketlerine rakip olan Çinli işletmelerin dalgalanmadan kısa vadede negatif etkilenmeyeceğini, orta ve uzun vadede ise pozitif etkileneceklerini düşünüyorum. Keza, Çinli uzmanlar, ucuz dövize dayanan şirketlerin sahneden çekilmesiyle, sağlam şirketlerin güçleneceğini belirtiyor.

2008 yılında Çin’i vuran küresel krizde, Çin’in güneyindeki 80 bin imalathane kapanmış, ancak ayakkabı ve tekstil ihracatında dramatik düşüşler meydana gelmediği gibi, ölçekli işletmeler daha da güçlenmişti.

Çin’de imalat üst üste 13′üncü ay genişledi

Yazan :Haber ·  ·   4 May 2010

HSBC tarafından oluşturulan satın alma yöneticileri endeksine göre, Çin’in imalat endeksi geçen ay 55,4 puan oldu. Endeks, üst üste 13′üncü ay da imalat artışına işaret etti. Artış miktarı ise son 7 ayın en düşük düzeyine indi. 50 puanın üzerindeki endeks değerleri imalatta genişlemeyi, altındaki değerler daralmayı gösteriyor.

HSBC Asya Baş Ekonomisti Hongbin Qu, “Endeks imalat sektöründeki genişleme biraz yavaşladı. Yavaşlamanın, hükümetin aldığı soğutucu önlemlerin işe yaradığına işaret eden olumlu bir gelişme olduğuna inanıyoruz” dedi. Qu, yavaşlamanın artan enflasyon baskını hafifletici etkisi olacağını da belirtti.

Çin Satın Alma ve Lojistik Federasyonu (CFLP) tarafından tutulan resmi imalat endeksi de imalat artışına işaret etti. Nisan ayı imalat endeksi 55,7 olarak gerçekleşti. … devamını okuyun!

Çin Pazarında Gelişen Fırsatlar (KAPİTAL DERGİSİ)

Yazan :admin ·  ·   2 May 2010

Geçmişte, Çin pazarlarının yapısı basitti. Tepede, sağ­lam kırlar elde eden ve hızlı büyüyen yabancı şirket­lerin egemen olduğu küçük bir üst segmentti. Dipte ise düşük kaliteli, çeşitlendirilmemiş ürünleri yüzde 40’tan 90’a varan oranlarda daha düşük fiyatlarla satan ve he­saplarını doğru tuttuklarında çoğu zaman zarar ettikle­ri anlaşılan yerel şirketlerin egemen olduğu büyük bir alt segment bulunuyordu. Bu ikisinin arasında hızla büyüyen “yeterince iyi” segment yer alıyor.

Çin’deki “yeterince iyi” alan çok farklı nedenlerle büyüyor. Yakın geçmişte tüketicilerin satın alma biçim ve tercihlerinde kaymaların yaşanmış olması. Bunların en önemsizi değil. Bu kaymalar iki farklı doğrultuda gerçekleşiyor. Gelirleri artan tüketiciler geçmişte satın aldıkları en ucuz ürünlerden daha pahalılarına, yöneli­yor. Aynı zamanda, daha yüksek gelire sahip tüketici­ler, yüksek fiyatlı yabancı markalardan uzaklaşarak makul kalitedeki daha az pahalı yerli alternatifleri ka­bul ediyor. Sonuç olarak, Çin’in orta pazarı, üst ve alt segmentlerden daha hızlı büyüyor ve bazı kategoriler­de daha şimdiden tüm gelirlerin yaklaşık yarısı bu pa­zardan elde ediliyor. Bugün Çin’de satılan her on ça­maşır makinesi ile televizyondan sekizi “yeterince iyi” markalar taşıyor. Dolayısıyla, Çin’in ve özellikle de fırsatlarla dolu orta segment pazarının çok uluslu şirket yöneticilerinin dikkatini giderek daha fazla çekmesi şaşırtıcı değil. General Motors’un Şangay merkezli GM China Group’unun CFO’su Mark Bernhard, kısa bir sü­re önce Detroit News’e şu … devamını okuyun!

Çinli ekonomistlerin kafası karışık

Yazan :Sadi KAYMAZ ·  ·   28 April 2010

Analistlerin faiz artırımının zamanlaması konusunda oldukça farklı görüşleri var.

Kaynak: China Securities Journal (Çince) Çeviren: Sadi Kaymaz

Çin’in para politikasının yönüyle ilgili görüşlerin dillendirilmesine rağmen, 24 Nisan Cumartesi günü kafalar iyice karıştı. Merkez Bankası’nın 3 yetkilisinden aynı gün çıkan 3 farklı cümle:

Önce, Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan (Cou Şiaoçuan) Washington’da konuştu: “Çin, fiyatların gidişatı ve enflasyon beklentilerinin yönetimini yakından takip ediyor.” Sonra, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun yeni atanan üyesi Li Daokui Pekin’den konuştu: “Çin ekonomisinin en önemli problemi emlak fiyatlarında görülen hızlı artışlar”. Son olarak, Çin Halk Bankası (Merkez Bankası) Araştırma Komisyonu’nun teftiş turuna çıkan üyesi Li De, Şanghay’da konuştu: “Merkez Bankası’nın faiz artırımına gitme olasılığı oldukça yüksek”. 25 Nisan Pazar günü yayımlanan Pekin Üniversitesi Ulusal Kalkınma Araştırmaları Enstitüsü Langrun Raporu’nda ise, “Faiz artırımı beklentileri giderek kuvvetlenmeye başladı” denildi.

Zhou Xiaochuan, IMF Para ve Finans Komitesi’nin Washington’daki konferansında, “Çin para ve maliye politikası gibi araçları sentezleyerek, fiyatların gidişatı ve enflasyon beklentilerinin yönetimini yakından takip edecek ve her türlü potansiyel sistemik riski etkin biçimde önleyip çözecek” diye konuştu.

Son dönemde, Çin ekonomisinin karşı karşı bulunduğu oldukça ciddi enflasyon tehlikesinin farkına varanların sayısı gittikçe arttı. PBoC’un Bank of China müşterileri ile gerçekleştirdiği ankete göre, enflasyon artış beklentisine sahip tasarruf sahiplerinin oranı son 4 çeyrektir yükselerek yüzde 73,4′e çıktı. Sosyal Bilimler Akademisi’nin ekonomiye ilişkin yayımladığı “Mavi Kitap”, bu yıl tüketici fiyatlarında %3,5 artış öngörüyor. Enflasyon öngörüsü, %3′lük ılımlı artış seviyesini aşıyor. Jingji Cankao gazetesine konuşan Credit Suisse Yönetim Kurulu Üyesi ve Asya Şef Ekonomisti Dong Tao, yılın ikinci yarısında enflasyonun artış oranının mutlaka yükselmeye başlayacağını, tüm yıl boyunca ise artış oranının %4′ü geçebileceğini, hatta %5′e varabileceğini söyledi.

Jingji Cankao’ya konuşan Societe Generalle Şef Ekonomisti Lu Zhengwei, “Nisan ayı enflasyonu yüzde 2,5′i aşarsa, PBoC Mayıs ayında faiz artırabilir” dedi.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu üyeliğine atanması nedeniyle kimliği önem kazanan Tsinghua Üniversitesi Ekonomik Araştırmalar Merkezi Direktörü Li Daokui, araştırma merkezinin Jingji Cankao ile 24 Nisan’da üniversitede ortaklaşa düzenlediği forumda, “Hem bu yıl hem de gelecek yıl ekonomi çok sağlam işleyecek. Ekonomik büyümenin yanında enflasyon eğilimi sanıldığı kadar endişe verici değil. Ekonominin asıl sorunu, varlık fiyatları yükselişi. Daha aşık konuşmak gerekirse, konut fiyatlarında görülen aşırı artış.” diye konuştu.

Li’nin konuşmasından bir gün önce yayımlanan PBoC 1′inci Çeyrek Makro Ekonomik Durum Raporu’na göre, gelecek dönemde fon akışlarının daha sıkı izlenmesi, yeni kredilerde uygun artışların sürdürülmesi ve fiyat istikrarının sağlanması çabalarının yoğunlaştırılması hedefleniyor. Açıklanan hedefler, PBoC’un en büyük önceliğinin varlık fiyatlarında istikrar olduğu değerlendirmelerine yol açtı. … devamını okuyun!

Çin, talebi kısamayınca bakıra artış yolu göründü

Yazan :Haber ·  ·   25 April 2010

Referans

Şili depreminin ardından 11 ayın zirvesine ulaşan bakır fiyatları bu ülkedeki üretimin yeniden başlaması nedeniyle düştükten sonra şimdi de Çin’den gelen haberlere kilitlendi. Çin’in talebi kısma girişiminin başarısız olacağı düşüncesi fiyatları artırdı.

Dünyanın en hızlı büyüyen sanayilerinden Çin’de endüstriyel tüketicilerin bakır talebinin artacağı yönündeki beklentiler bakır fiyatlarını da hareketlendirdi. Çin’in talebi daraltma politikalarındaki gevşeme belirtileri bakır fiyatlarının dün Londra ve Şanghay’da artmasına neden oldu. Bakır fiyatları dünyanın en büyük bakır üreticisi Şili’deki deprem nedeniyle son 11 ayın zirvesini görmüş fakat bu ülkedeki fabrikaların yeniden üretime geçmesiyle düşmeye başlamıştı.

Diğer yandan Çin’in enflasyonu bastırma yönündeki girişimleri nedeniyle metal talebinin düşeceği söylentileri de spekülatörlerin daha düşük fiyattan işlem yapmalarına neden olmuştu.

Ancak Reuter’a konuşan uzmanlara göre Çin’de faiz oranlarının artış riski nedeniyle talepte hareketlilik öngörüsü gerçek durumu yansıtmıyor. Çünkü küresel anlamda gerçek bir talep artışı söz konusu değil.

Uzmanlara göre ithalat artacak

2009 yılında yaptığı alımlara metal piyasasında fiyatları yukarı taşıyan Çin’in bakır ve çinko ithalatının 2010 yılının ilk çeyreğinde güçlü seyrini koruyacağı tahmin ediliyor.

Macquarie Bank analistleri, Çin’de bakır fiyatlarının Londra Metal Borsası’na (LME) göre güçlenmesini baz alarak yaptıkları değerlendirmede Çin’in bakır ithalatının 2010′un ilk çeyreğinde 800-850 bin ton seviyesine ulaşmasını beklediklerini ifade ettiler. Çin, 2009 yılının son çeyreğinde 620 bin ton bakır ithal etmişti. Analistler, Çin’de fiyatların LME’den daha güçlü olmasının güçlü ithalatı tetiklediğini ifade ediyorlar. Şanghay Vadeli İşlem Borsası’nda 3 ay vadeli bakır fiyatının LME’den 170 dolar/ton yukarıda olduğunu belirten analistler, bu pozitif arbitrajın 1.5 aydır devam ettiğini ve Çin hükümetinin devam eden teşvik paketinin konut, otomotiv sektörlerini desteklemesinden kaynaklandığını vurguluyorlar. Macquarie Bank analistleri ilk çeyrekte Çin’in çinko ithalatının da güçlü olacağını öngörüyorlar.

Rekor beklentisi var

Geçen hafta Sucden Financial, bu yıl bakır fiyatlarının Çin’in beklentilerin üzerinde ithalat yapmasının etkisiyle rekor düzeylere çıkabileceğini, fiyatların 900 bin dolar/ton’u aşmasının mümkün olduğunu iddia etmişti. Kuruluşun Asya İşletme Kalkınma Birimi’ni yöneten Jeremy Goldwyn, “Çin’in talebi metal için olumlu olacak” açıklamasını yapmıştı. Bakır fiyatları Temmuz 2008′de 8940 dolar/ton ile rekor kırmıştı.

Obama, Hu’ya boyun eğdi!

Yazan :Blog ·  ·   19 April 2010

Fotograf karesinde dünyanın en güçlü iki lideri, yer Washington. (Aklıma nedense Bülent Ecevit geliyor…  )

Obama daha önce Japon imparatoruna da eğildi. Fakat, eğilmenin Japon kültüründeki yeri ile Çin kültüründeki yeri arasında uçurum var. Örneğin, Çin dizilerinde birbirlerine karşı durmadan(! ) eğilip duran  Japonların “inceden tiye alındığını” bile görmek mümkün. Neyse, kültür konularına daha fazla burnumu sokmadan, ekonomiye geçelim…

Nükleer güvenlik zirvesine katılmak üzere geçen hafta ABD’ye giden Hu Jintao, Başkan Barrack Obama ile yaptığı görüşmede, herhangi bir baskıyla döviz kuru politikasının değişmeyeceğini söyledi. (Hu’nun sözlerinin ABD’den çok, iç politikaya yönelik olduğunu söylemekte fayda var.  Keza, Çinliler özellikle ABD’den gelen baskı ve taleplere karşı giderek hassaslaşıyor. Bu yüzden, Çinli liderlerin içine düşmeyi en son isteyecekleri durumlardan birini  ABD’ye boyun eğiyor görünmek oluşturuyor…)

Pekin’in değişime hazır olduğunu söyleyen Hu, “Çin, döviz kurunu belirleme mekanizmasını gözden geçirme düşüncesine sıkı şekilde bağlı bulunuyor. Karar alırken, küresel ekonomik gelişmeleri ve değişiklikleri yakından takip edeceğiz ancak ilk önce Çin’in ekonomik durumunu göz önünde bulunduracağız” dedi.

Hu’nun yorumlarının ardından, yuan değer kaybederken, son zamanlarda Çin’in döviz politikasında değişikliğe gitmesini bekleyen diğer Asya ülkelerinin para birimlerinde de düşüşler görüldü.

Yatırımcılar ise yuanın kademeli olarak değerleneceği düşüncesine göre pozisyon alıyor.

Pekin, 2008’ın ortalarında, ekonomisinin küresel mali krizden etkilenmesini engellemek adına yuanın değerini dolar karşısında 6.8 seviyesinde sabitlemişti.

Ancak Çin’deki güçlü ekonomik iyileşme sonrasında, Pekin’in para politikalarına yönelik eleştiriler arttı ve uluslararası piyasalar yuanın değerlenmesine izin verileceği umuduna kapılmaya başladı.

Beyaz Saray Danışmanı Jeffrey Bader gazetecilere yaptığı açıklamada, Obama’nın konuşmalarında yuan konusunda hassas davrandığı ve zirvede daha çok İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı uygulanacak yaptırımlar için Çin’den destek almaya odaklandığını belirtti.

ABD, yuanın değerinin düşük tutarak dış ticarette haksız rekabet avantajı sağladığını iddia ettiği Çin’e yönelik döviz kuru baskılarını artırdı. İki ülke arasındaki en çetrefilli sorun olarak nitelenen meselenin, liderlerin görüşmesindeki en kritik konuyu oluşturması bekleniyordu.

Hile yapma…

Yazan :Blog ·  ·   19 April 2010

Karikatür: sağ taraftaki madencilik devleri, müzakerelerde “tekel ağırlığını” kullanıyor….

Demir cevheri devleri ile Çin arasında giderek şiddetlenen kritik bir savaş yaşandığını söylemek hatalı olmaz. Çin açısından, konu “stratejik” olarak tanımlanabilecek kadar mühim. Keza, çarkları ihracat yerine sabit yatırımlarla dönmeye başlayan ekonominin hayat damarlarından biri çeliğin ham maddesi olan demir cevheri. Stratejik önemi yanında, ithalat faturası da hayli kabarık. Basit bir anlatımla, demir cevheri fiyatlarının %90 artması halinde, ithalat faturası 100 milyar dolara dayanacak.

Demir cevheri ile ilgili haberler, hem Çin basınının hem de uluslararası ekonomi yayınlarının günlük vazgeçilmezi… Demir cevheri müzakerelerini vakit bulunca uzun uzun yazacağım. Bu arada, piyasa ile ilgili köklü bir değişikliğe ilişkin haberi de atlamak istemedim.

Çünkü dünyanın önde gelen madencilik şirketleri, çeliğin hammaddesi demir cevherinin fiyatlandırılma yöntemi konusunda istediklerini elde etti. Dev şirketlerin pazarlığının sonucunda 40 yıldır süren yıllık fiyat uygulaması sona erdirildi.

Aralarında Avustralyalı madencilik devleri BHP Billiton ve Rio Tinto’nun yanı sıra dünyanın en büyük demir cevheri üreticisi Brezilya merkezli Vale SA, fiyatlama sisteminde vadenin değiştirilmesini istiyordu. Daha önce yıllık yapılan sözleşmelerle belirlenen fiyatın, spot piyasadaki harekete daha uygun hale gelmesi için daha kısa vadeler için yapılması talep ediliyordu.

Demir cevheri madencilik şirketleri ile çelik üreticileri, yaklaşık 40 yıldırı bu ürünün fiyatının bir yıl boyunca ne olacağın belirleyen referans fiyat üzerinde anlaşıyordu. Ancak, özellikle Çin’deki büyüme nedeniyle yaşanan talep artışı bu piyasadaki fiyatların oynaklığını artırdığı için yıllık fiyatların spot piyasadan önemli ölçüde ayrışmasına neden oluyordu.

Vale SA ve BHP Billiton, çelik üreticileriyle son anlaşmalarında, süreyi kısaltarak 40 yıldır süren yıllık kontrat sözleşmesi uygulamasına da son vermiş oldu.

Vale SA’nın, Japonya’nın en büyük üçüncü çelik üreticisi Sumitomo Metal Industries ile yaptığı satış sözleşmesine göre, Nisan-Haziran arasındaki üç aylık dönemde sağladığı demir cevherinin tonu için 100 dolar ile 110 dolar arasında bir ücret alacak. Brezilyalı madencilik şirketinin anlaştığı fiyat geçen seneyle kıyaslandığında yüzde 90′lık bir artışa denk geliyor.

BHP Billiton ise üretiminin çoğunu Asyalı çelik üreticilerine kısa dönemli kontratlarla satacağını açıklamış ancak fiyat telaffuz etmemişti.

İngiltere merkezli yatırım şirketi IG Markets’in Melbourne’daki analistlerinden Ben Potter, bu gelişmenin uzun zamandır yıllık fiyatlandırmayı sonlandırmak için çaba sarfeden BHP Billiton’un, bu isteğe direnen Asyalı çelik üreticileri karşısında kazandığı önemli bir başarı olduğunu söyledi.

Diğer taraftan analistler, demir cevheri sözleşmelerindeki vadenin kısaltılmasının yapısal anlamda önemli etkilerinin olacağını da belirtiyor.

Avustralya merkezli yatırım şirketi Macquarie Group analistlerinden Brenadan Harris gönderdiği araştırma notunda, “Dünya ticaretinde önemli yer tutun bir emtianın fiyatlandırma kurallarında değişikliğe gidilmesi her gün görülebilecek bir gelişme değil” dedi.

Vale SA’nın Pazarlama Direktörü Pedro Gutemberg, yeni fiyatlandırma sisteminin esnekliği, öngörülebilirliği ve şeffaflığı artıracağını öngörürken, Rio Tinto yöneticileri ise piyasa mekanizmasını işlerlik kazanacağını belirtiyor.

Rio Tinto’nun demir cevheri operasyonlarının başına bulunan Sam Walsh daha önce yaptığı bir değerlendirmede, “Eğer sektör çeyrek dönemlik fiyatlandırma uygulamasına geçerse bu gerçek anlamda piyasa mekanizmasının işlemesini sağlayacaktır. Böylece, fiyatlar belirli kişilerce değil fakat piyasa güçleri tarafından belirlenecektir” demişti.

Çin dış açık verdi, peki yuan…

Yazan :Blog ·  ·   13 April 2010

Güçlü yuan yönündeki dış baskıların tavan yaptığı dönemde ortaya çıkan dış ticaret açığı, Çin’de sabit döviz kuru taraftarlarının elini güçlendirdi.

Döviz kuru politikaları dolayısıyla aşırı dış fazla vermekle suçlanan Çin, 70 ay sonra ilk kez dış açık açıkladı. Çin Gümrük İdaresi (GAC) verilerine göre, geçen ay 112 milyar dolar tutarında ihracat gerçekleşti. Keskin artış gösteren ithalat tutarı ise 119 milyar dolara çıktı. Çin’in ihracatında %24 artış kaydedilmesine rağmen, ithalattaki %66 artış dış açığa yol açtı.

Dış ticaret açığını değerlendirirken, öncelikle dengesizliğin dış ticarette iki yönlü genişlemeye dayandığını belirtmek gerekir. Çünkü, ihracattaki genişlemeye karşın, ithalatta ihracatı aşan bir artış meydana geldi.

İthalat, iç yatırımlardaki artıştan kaynaklanan reel talebe bağlı olarak genişlemekle birlikte, küresel hammadde fiyatları artışından da doğrudan etkilendi.

Sadece petrol ve demir cevheri  fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanan ithalat tutarı artışı %12′i aştı. Reel talep tarafına baktığımızda, Çin’in geçen ay gerçekleştirdiği otomobil ithalatı %240′tan fazla arttı. Otomobil ithalatının tutarı 3 milyar doları aştı.

İhracat tarafına baktığımızda, ilk olarak mevsimsel etkenler dikkat çekiyor. Geçmişte de, Çin Yeni Yılı’nın etkisi işçilerin tatil süreci ile sınırlı kalmıyor. Tatile çıkan işçiler, aynı zamanda işgücü piyasasında hareket dönemini başlatıyor. Kimi çalıştığı fabrikayı, kimi yaptığı işi, kimisi yaşadığı şehri değiştiriyor. Dolayısıyla, Şubat-Mart aylarında tarihsel olarak özellikle emek yoğun endüstrilerde ihracat eğrisi alçalıyor. Yeni yıl etkisi diyebileceğimiz faktör, bu yıl yeni bir fenomen ile şiddetlendi.

Yeni jenerasyon işçiler

Başka bir yazıda daha geniş yazacağım fenomen, Çinlilerin 80/90 kuşağı işçiler dediği, tamamıyla yepyeni bir işçi jenerasyonun ağırlık kazanmasından kaynaklanıyor. Fenomen, son dönemde  Çin’deki iş ve ekonomi dergilerinin kapak ya da odak konuları arasında sıkça boy gösteriyor.

Yeni işçilerin dünyaya gözlerini açtıkları ülke ile alın terleriyle Çin’in kendi endüstri devrimi gerçekleştirmesini sağlayan anne ve babaları arasında en hafif deyişle, “uçurum” bulunuyor. Kısaca geçmek gerekirse, yeni jenerasyon kendisi için yaşıyor, tüketmek, şehirli olmak, yükselmek ya da köşeyi dönmek istiyor… En önemlisi ise,  anne ve babalarının en büyük özellikleri olan, Çince’de ·chiku· dedikleri, Türkçe’ye “her türlü zorluğa göğüs germek” olarak çevrilebilecek karakteristikten yoksun olmaları!

İşte bu yeni jenerasyon işçiler, işgücü piyasasını bu yıl alt üst etti.

Emek yoğun imalat sanayilerinden giyim ihracatı %20′ye yakın düştü. Çanta ihracatında daralma %16.7, ayakkabı ihracatında %6.5 oldu. Oyun makineleri ihracatında ise düşüş yüzde 50′ye yaklaştı.

Bu 4 kalemin dış ticaret açığındaki payı ise tam %29.4!

Ticaret Bakanlığı

Dolara sabitlenen yuanın değeri konusunda, özellikle ABD’nin uyguladığı baskıların zirveye çıktığı bir dönemde ortaya çıkan dış ticaret açığı, döviz kurunun gevşetilmesine şiddetle karşı çıkan Ticaret Bakanlığı’nın (MOFCOM) elini güçlendirdiği şeklinde yorumlanıyor.

MOFCOM Sözcüsü Yao Jian, “Dış ticaret bilançosundaki iyileşme yuan için istikrar ortamı yarattı” diye konuşarak, döviz kuru konusunda süregelen tutumunu devam ettireceklerinin sinyalini verdi.

Çin Merkez Bankası yetkililerinden güçlü yuan yönünde gelen sinyaller ise basında yer buluyor. Döviz kuru politikalarında önemli ölçüde söz sahibi olan Para Politikası Kurulu’nda ise yuanın değerlenmesine sıcak bakan üyelerin sayısı ağır basıyor.

Ülkenin en güçlü kurumlarından biri olarak bilinen Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun (NDRC) geçen hafta ihracatçıları döviz kuru dalgalanmalarına karşı uyarması ise, yuanın değerinde bir artış gerçekleşebileceği yorumlarına yol açmıştı. Buna karşın, NDRC’nin uyarısı, zaman zaman yapılan olağan uyarılardan biri olarak da algılanabilir.  Örneğin, ticaret bakanlığının önceki ay yaptırdığı stres testleri de buna benzer yorumlanmıştı. Oysa, Ticaret Bakanlığı geçen 30 yılda faklı çaplarda 240 stres testi gerçekleştirmişti.

Mart ayı dış ticaretine ilişkin Gümrük İdaresi raporunda da, ithalatın artırılması çabalarına vurgu yapılarak, “Küresel ekonominin zayıfladığı bir dönemde Çin’in ithalatı güçlendirme çabalarının etkisiyle gerçekleşen hızlı ithalat artışı, dış açığın ana kaynağını oluşturdu” denildi.

Çin’de pek çok ekonomist, orta ve uzun vadede yuanın değerlenmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtse de, döviz kuru politikasının son dönemde Amerikan kongresi tarafından iç politika malzemesi olarak kullanıldığını savunuyor. Çinli analistler, yuanın değerinde keskin artışa gidilmesinin olanaksız olduğunu, sınırlı değerlenmenin ise ABD’nin dertlerine deva olmayacağını iddia ediyor.

Gümrük Birliği ASEAN’a yaradı

Çin’in yılın ilk çeyreğindeki toplam dış ticaret fazlası ise, geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 76 azalarak 14,5 milyar dolara indi.

GAC verilerine göre, Çin’in ABD’ye karşı verdiği ticaret fazlası yüzde 3,5 azalırken, Avrupa Birliği’ne karşı verilen dış fazla yüzde 13,1 azaldı. Buna karşın, Japonya’ya karşı verilen dış fazla 3 kattan fazla arttı.

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ise, yılbaşında yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşmasının sayesinde Çin’e gerçekleştirdiği ithalatta patlama yaşadı. Çin’in ASEAN’a karşı verdiği dış ticaret açığı geçen ay önceki yıla göre 10 kat artarak 2,7 milyar dolara fırladı.

Geithner Sessiz

Geçen hafta Çin’in uluslararası finans konularından sorumlu Başbakan Yardımcısı Wang Qishan ile sürpriz şekilde görüşme gerçekleştiren Geithner ise konuya ilişkin düşük profilini koruyor.

Geçen hafta başında, Çin’in para manipülatörü olup olmadığı konusundaki Hazine Bakanlığı raporunu ertelediğini açıklayan Geithner’ın sessizliği , Çinli liderlere daha fazla manevra alanı vermeyi amaçladığı şeklinde yorumlanıyor.

Çin’de ağırlığı giderek artan kamuoyu tepkisi, özellikle liderlerin ABD’nin taleplerine boyun eğdiği algısına karşı en üst düzeye çıkıyor.

Son olarak, ticaret açığının kalıcı olmadığını savunanların yanında, bir süre daha devam edeceğini iddia edenler de var. Küresel hammadde fiyatlarında ve reel talepte bir artışın devam edeceğini göz önüne alırsak, ithalat tutarlarında artış eğiliminin süreceği  açık.

Buna karşın, konunun ihracat tarafı halen muğlak. Herşeyden önce, küresel talepteki toparlanmanın reel ya da kalıcı olup olmadığı henüz anlaşılmış değil. Öte yandan, Çin’de üretim maliyetleri giderek artıyor. Düşük kar marjı ile çalışan emek yoğun endüstrilerin ihracat kayıpları yaşaması olağan olur.

Dolayısıyla, her ne kadar yuanın gevşetileceği beklentileri yüksek olsa da, dış  ticarette denge ya da açık eğiliminin sürdürülebilir olacağı öngörüsü, Çin’in döviz kurunda hareket etmemesine ya da geç hareket etmesine, veya baskıları azaltmak amacıyla cüz’i bir değerlenmeye gitmesine neden olabilir. %5′in üstünde bir artışın, neredeyse olanaksız olduğu, küçük gevşemelerin ise sıcak para seli yaratabileceği göz önüne alınırsa, denklem iyice karmaşıklaşıyor.

NOT: Dış dünyada faiz artışı beklentileri “bugün, yarın geliyor” diyecek kadar güçlü. Oysa, Çin’de faiz artımının gerekliliği konusunda bile tartışmalar bulunuyor. Kamuoyu anketlerinde, 3 ay içinde faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 30 dolaylarında. Bu sene hiç artış olmayacağına inanların oranının da %20′ye yakın olduğunu vurgulamadan geçmemek gerekir.  Konunun en kilit ismi, Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan’ın kendisini Asya’nın Davos’u olarak nitelenebilecek Boao Forumu’nda sıkıştıran bir gazeteciye, “2′inci çeyrekte faiz artışının gerekli olduğunu kim söyledi!” demesine de parantez açmalı. Neticede, Merkez Bankası’nın enflasyon beklentilerinin oldukça “iyimser olduğunu” düşünürsek ,  yazıyı “Cateris Paribus” ekleyerek kapatmalı…

Sadi Kaymaz

Page copy protected against web site content infringement by Copyscape

* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Kopyalanamaz ve referans gostermeksizin alıntı yapılamaz.Yazının fikri mülkiyet hakları digital imza ve fingerprint ile korunmaktadır. Aksi hallerde  her türlü hukuki yola doğrudan başvurulmaktadır.

Çin’den Eurozone uyarısı

Yazan :Haber ·  ·   4 April 2010

Portekiz’in kredi notunun düşürülmesi sonrası ülke borçlarının küresel ekonomiyi daha fazla etkileyeceğine yönelik endişeler artarken, bu konudaki son uyarı Çin’den geldi.

Çin Merkez Bankası (BoJ) Başkan Yardımcısı Zhu Min, Yunanistan’da başlayan krizin sadece bir başlangıç olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

“Piyasalara bu sorunun çözebileceğine yönelik kararlı mesajlar verildiğini görmüyoruz.”

Zhu’nun açıklamaları, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Portekiz’in kredi notun düşürmesi ve Yunanistan’a yönelik kurtarma paketinin hâlâ netliğe kavuşmaması nedeniyle değer kaybeden euronun daha fazla gerilemesini de beraberinde getirdi.

Euro, Asya işlemlerinde dolara karşı 1.3285 seviyesine gerileyerek dün gördüğü son 10 ayın en düşük seviyesini yenilemiş oldu.

SORUN EURO BÖLGESİ OLUYOR

Analistler, Zhu’nun açıklamasının borç krizi tehlikesinin Yunanistan odaklı olmaktan çıkıp euro bölgesi odaklı olmaya dönüştüğünü göstermesi açısından önemli olduğunu belirtiyor.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Bank of New York Mellon Döviz İşlemleri Baş analisti Simon Derrick, “[Zhu'nun düşünceleri] bize ‘Yunanistan borç krizi’ konusunu bırakıp, ‘euro bölgesinin yapısal krizini’ konuşmaya başlamamız gerektiğinin işaretini veriyor” dedi.

KÜRESEL EKONOMİYE TEHDİT

FT’de yayımlanan bir haberde, yatırımcıların yaşanan ülke borcu krizlerinin küresel ekonomiyi tehdit eden yeni riski oluşturduğunun da altını çizdi. Haberde, “Zhu’nun açıklaması, kısa dönemde mali konulara olan odaklanmanın, piyasaları yönlendireceğini gösteriyor” değerlendirmesine yer verildi.

BoJ başkan yardımcısının sözleri zamanlama olarak Avrupa Birliği liderlerinin başta Yunanistan’a yapılacak yardım konusunu tartışacağı zirvenin başlamasına saatler kala geldi.

Avrupalı liderlerin alacağı karar Mayıs ayına kadar 20 milyar euronun üzerinde borç geri ödemesi bulunan Yunanistan için büyük önem taşıyor.

Öte yandan, Yunanistan ve Portekiz tahvillerinin faizi de de borç krizi tartışmalarının alevlendiği bu dönemde yükselmeye devam etti. Yunanistan’ın 10 yıl vadeli Hazine tahvilinin faizi 3 baz puan artarak yüzde 6.35′e çıktı. Portekiz’in aynı vadeye sahip tahvillerinin faizi ise 7 baz puan artarak yüzde 4.40′a yükseldi.

Çin ABD tahvillerinden vazgeçmiyor

Yazan :Haber ·  ·   9 March 2010

Elinde bulundurduğu döviz rezervi bakımından dünyada ilk sırada yer alan Çin’in ABD tahvillerine ilgisi devam ediyor. Ancak, Asya devi altın rezervlerini artırmak konusunda o kadar istekli değil.

Çin Döviz İdaresi (SAFE) Başkanı Yi Gang, bu sabah yaptığı bir basın toplantısında, “ABD Hazine tahvili piyasası, bu alanda dünyanın en büyük piyasası konumunda. Bizim döviz rezervlerimiz de oldukça yüksek seviyede, bu durumu göz önünde bulundurduğunuzda ABD Hazine piyasasının bizim için önemini tahmin edebilirsiniz” dedi.

Çin ile ABD arasında gerginliğin tırmandığı bir dönemde, Pekin yönetimi elindeki ABD Hazine tahvillerini satmaya başlamıştı. Çin’den gelen satışlar sonrasında Japonya, ABD’ye en çok borç veren ülke haline gelmişti.

ABD Hazine Bakanlığı’nın verilerine göre, Çin’in elinde tuttuğu hazine tahvillerinin toplam değeri Aralık ayı itibariyle 757 milyar 300 milyon dolara gerilemişti.

Analistler, Çin’in ABD Hazine tahvili satışlarını bu ülkeye gönderilen ekonomik ve politik anlamda ince bir mesaj olarak değerlendirmişti. Uzmanlar, Çin’in elindeki rezervleri kullanarak, yuanın değeri, ticaret politikaları ve insan hakları konusunda kendisini eleştiren ABD’ye karşı ekonomik silahını çektiğini belirtmişti.

Yi bunun yanı sıra, Çin’in ABD Hazine tahvili piyasasındaki varlığının siyasi bir futbol maçı şeklini almayacağını da belitti ve ülkesinin bu anlamda kısa dönemli kur spekülasyonu peşinde olmadığını da sözlerine ekledi.

SAFE Başkanı, “Bu bir piyasa yatırımı olarak görülmeli ve bunun siyasi hal almasını istemiyorum… Biz sorumluluk sahibi bir yatırımcıyız ve yatırımlarımızı gerçekleştirirken kazan-kazan politikasına odaklanırız” dedi.

ALTINA TALEP YOK

Diğer taraftan Yi, sahip oldukları bin tondan fazla altın rezervini artırma konusuna ise pek istekli olmadıklarını sözlerine ekledi.

Geçen 30 yıllık sürecin, altının iyi bir yatırım aracı olmadığını gösterdiğini söyleyen Yi, bu metalde alım yapmalarının sadece fiyatları yukarı çekeceğini belirtti.

YUMURTALAR AYNI SEPETTE DEĞİL

Çin’in elinde bulundurduğu yüksek miktardaki yabancı rezerv kaynağı, ülkenin portföyünde gerçekleştireceği küçük bir politika değişikliğini dahi küresel yatırımcılar için önemli hale getiriyor.

Bankacılar, Çin’in elindeki rezervlerin üçte ikilik kısmını dolar cinsinden varlıklarda tuttuğunu tahmin ediyor. Ancak Yi, ülkenin tüm yumurtaları aynı sepete koymadığına vurgu yaparak, rezervlerini euro, yen ve gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinden oluşan geniş bir varlık yelpazesinde tuttuklarını belirtti.

Konuşmasında yuanın değerlendirilmesi konusundaki baskıya da değinen Yi, güçlü yuan baskısının, ülkedeki cazip faiz oranları ve yabancı sermaye girişindeki artış nedeniyle bu yıl da devam edeceğine dikkat çekti.

Çin, küresel krizin derinleştiği 2008 yılında ihracatta avantaj sağlamak için dolar/yuan paritesini 6.83 seviyesinde sabitlemişti. Pekin yönetimi, aldığı bu karar dolayısıyla başta ABD olmak üzere birçok ülke tarafından uluslararası ticarette dengesizliğe neden olduğu için eleştirilmişti.

Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Copy Guarded by IamShekhar's WP-CopyGuard.