Amerikan yüzyılından sonra Çin yüzyılı!
Yazan : Sadi KAYMAZ · 26 Subat 2010
İngiliz, Amerikan ve Çin yüzyılları! Öncesi de var, sonrası da olacağı gibi…
İmparatorluk ya da süper güçlerin en büyük dayanağı şüphesiz ekonomi. Avrupa ve Doğu Asya tarihin en büyük yıkımlarını yaşarken, dünyanın üretim üsleri haline gelen ABD ve Sovyetler geçen yüzyıla damga vurmuştu. Üretim, yani ekonomi, aynı zamanda ülkelerin askeri, siyasi, teknolojik ve kültürel güçlerinin çapını da çiziyor.
Nitekim, Çin’de de ekonomi önden giderken, Çin’in diplomasisini, ordusunu ve teknolojik kabiliyetlerini de yukarı doğru çekiyor.
Öte yandan, Çin elbette süper güç olmaktan şimdilik uzak. Ancak süper güç olma yolunda ilerlediği de şüphesiz. Bu noktada, ekonomileri 5 trilyon doları aşarak başa baş haline gelen Çin ile Japonya’ya biraz göz atmakta fayda var.
Son 40 yıldır ABD ekonomisini takip eden Japonya, Çin ekonomisi tökezlemediği takdirde bu yıl yerini Çin’e bırakacak.
Çin, Japonya’dan 20 kat daha fazla toprağa, 10 kat fazla nüfusa sahip. Sahip oldukları tabii kaynakların mukayesesi bile mümkün değil.
Japonlar kişi başı 40 bin dolardan fazla gelir seviyesine sahipken, Çinliler 4 bin doları yeni aşıyor.
Japonya mucizesinin arkasında ise verimlilik yatıyor. Japonlar 1 litre petrol ile 10 dolarlık değer yaratırken, Çinliler kullandıkları her 1 litre petrolden 2 dolarlık değer bile çıkartamıyor.
Buna karşın, tarihin en zor ekonomik mucizesini yaratan çalışkan insanların ülkesi Japonya artık limitlerine ulaşmış durumda. Buna karşın, Çin değişiyor. Daha doğru bir anlatımla, dünyanın en dinamik ülkesi olarak durmaksızın dönüşüyor. Çin’in dinamizmi, 10 yıl önce öbür süper güç adayı gösterilen Hindistan’ı cüce bırakacak kadar büyük. (Örneğin Çin’in bir kaç eyaleti bile Hindistan kadar üretiyor…)
Türkiye bu dönüşümün yeni yeni farkına varırken, ülkelerinin küresel ekonomideki etkisinin azaldığına inanan ABD’liler, çoktandır 21’inci yüzyıla yön verecek ülkenin Çin olduğunu düşünüyor. Hürriyet gazetesinden:
Washington Post gazetesinin ABC News kanalıyla ortaklaşa gerçekleştirdiği bir ankete katılanların yarısına yakını, ekonomik açıdan ABD ile Çin’in başa baş yarışacağına inanırken, ülkelerinin dünya meselelerindeki etkinliğini kaybettiğini düşünüyor.
ABD ile Pekin arasındaki gerilimin had safhaya çıktığı bir dönemde açıklanan anket, ülkedeki diğer araştırma şirketleri Gallup, Pew Research Center’in son çalışmalarıyla paralellik gösterdi.
Bu anketlerinin sonucunda da, ABD’lilerin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma yolunda önemli adımlar atan Çin’in bu yükselişinden büyük endişe duyduklarını ortaya çıkarmıştı.
Washington Post, anketin sonuçlarına yönelik hazırlanan bir haberde, ABD’lilerin dünyanın en güçlü ekonomisi olduğu yönündeki fikirlerini geçen on yıl içinde değiştirdiklerine dikkat çekildi.
ABD’liler 2000 yılında yine Gallup’ın yaptığı bir araştırmada dünyanın en güçlü ekonomisi olarak kendi ülkelerini gösteriyordu. Ancak son anketler Çin ile ABD’nin bu unvan için kıyasıya yarıştığını ortaya koydu.
KORUMACILIĞI DESTEKLİYORLAR
Analistler ise ABD’lilerin Çin’in yükselişinden pek memnun olmamalarının iki ülke arasındaki ilişkilere etki edebileceğini düşünüyor. Anket sonuçları ise vatandaşların ticari korumacılığı desteklediğini gösteriyor.
ABD’liler aynı zamanda ülkelerindeki Çinli çalışan sayısının artmasından da şikâyetçi. Washington Post’un çalışmasına katılanlardan biri olan Annetta Jordan, ekonomik gücün ülkesinden Çin’e geçişine kendi gözleriyle şahit olduğunu söylüyor.
Jordan, 1990’lı yılların başında çalıştığı cep telefonu fabrikasına Çinli çalışan akını yaşandığını ve bir noktadan sonra kendilerini bu kişileri eğitirken bulduklarını söylüyor.
Jordan aynı zamanda “Bütün zenginliğimizi Çin’e aktarıyoruz. Bu bizim için hiç de iyi bir şey değil” diyor.
JAPONYA’DAN SONRA ÇİN
Pew Araştırma Merkezi Başkanı Andrew Kohut, şu anda Çin için endişeli olan ABD’lilerin bundan 30 yıl önce de benzer endişeleri Japonya için benimsediklerine dikkat çekiyor. Kohut, “Japon bir şirket Rockefeller Center’i satın aldığında, bütün ABD’liler çılgına dönmüştü. O zaman yaptığımız anketlerde, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomisi olup olmayacağını sorduğumuzda, katılımcıların hemen hemen hepsi “evet” cevabını vermişti” diyor.
Johns Hopkings Uluslararası İlişkiler Okulu öğretim üyesi profesörü Davd M. Lampton, ABD’lilerin kendi ülkelerinden memnun olmadığı zamanlarda diğer ülkelerden de tedirgin olduğuna dikkat çekiyor ve “Böyle zamanlarda korumacılık baskılarını artırırlar. Bu gelişmeler ABD ile Çin arasındaki ilişkiye zarar verir. ABD’liler her zaman ülkelerine zarar verecek büyük, hızlı değişen ve sonunu tam olarak kestiremedikleri şeylerden tedirgin olmuşlardır. Çin de bütün bu tanımlamalara uyuyor” diyor. … >>>!
Çinliler ‘Kaplan’ yılından umutlu
Yazan : Sadi KAYMAZ · 19 Subat 2010
Çin’de halkın çoğunluğu yeni girilen Kaplan yılında gelir artışı sağlayacağına inanıyor. En çok bilgisayar almayı istiyor, çıldıran ev fiyatlarından endişe ediyor.
Guangming Daily gazetesinde yayımlanan haberde, ülke çapında 100 bin aile ile yapılan dev ankette her 10 Çinli’den 6’sının 2010′da gelir artışı beklediği kaydedildi. Ulusal İstatistik Bürosu (NBS), devlet televizyonu CCTV ve Posta Kurumu’nun ortaklaşa gerçekleştirdiği ankete göre, gelir artış beklentileri en yüksek olanlar arasında turizm merkezi Hainan tepeye çıktı.
Öte yandan, ankete katılanların 2010′da satın almayı en çok istedikleri ürün ‘bilgisayar’ oldu. Bilgisayarı tatile çıkmak ve otomobil almak gibi istekler takip etti. Otomobil satın almak isteyenlerin yüzde 65′i ise, aracın maliyetinin 15′bin doları aşmaması gerektiğini belirtti.
Anket sonuçlarına göre, Çinlilerin en çok rahatsız olduğu konuların başında ise aşırı yükselen ev fiyatları yer alıyor.
NBS verilerine göre, Çin’de kentte yaşayanların kişi başı harcanabilir geliri geçen yıl yüzde 8,8 artarak, 17 bin yuane (2510 dolar) yükseldi. Kırsal kesimde yaşayanların harcanabilir geliri ise yüzde 8,2′lik artışla 5 bin 150 yuane (369 dolar) çıktı.
Yatırımcılar dikkatli olmalı
Hong Kong merkezli ünlü yatırım kuruluşu CLSA, geçen haftasonu ay takvimine göre yeni başlayan Kaplan Yılı’nın yatırımcıları nasıl etkileyeceğine ilişkin geleneksel raporunu yayımladı. Raporda, Kaplan Yılı’nın kazanç potansiyelinin yanında riskleri de beraberinde getirdiği belirtilerek, “Kaplan yılları köklü değişiklikler, hatta çalkantıları da simgeler. Tıpkı kaplanın kendisi gibi enerji dolu ve güçlüdür. Aynı zamanda da atılgan ve riskli!” denildi.
Özellikle Hong Kong’lı yatırımcıların büyük ilgiyle takip ettiği geleneksel raporda, kaplan yılının beş geleneksel elementten biri olan “metaller” ile özdeşleştiği belirtilerek, 2010′da altın fiyatlarının 2 bin doların üstüne çıkabileceği iddia edildi. Buna karşın, geleneksel elementlerden “su” ile uyuşmadığı hatırlatılarak, gemicilik gibi su ile ilintili sektörleri zor bir yılın beklediği ileri sürüldü.
Rapor, kaplan yılının At Yılı’nda doğanlara “uğur” getirdiğini kaydederek, Çin’in en zengin adamı Wang Chuanfu’nun talihinin daha da açılacağını iddia etti.
Kuruluşun 16 yıldır yayımladığı raporun geçen yılki sayısında, altın fiyatlarının bin doları aşacağı doğru tahmin edilmişti. Raporları merakla takip eden yatırımcılar, geçen yıl ekonomik krizle boğuşan Barrack Obama’nın geride kalan Boğa Yılı’nın azizliğine uğradığını iddia etmişti.
Yazan: Sadi Kaymaz
Google’ın tehdidi Baidu’ya yaradı
Yazan : Sadi KAYMAZ · 12 Subat 2010
Google’ın en büyük rakibi Baidu’nun yüzü gülüyor. Çinli şirketin net karı yarıya yakın artarken, hisse senetlerinde belirgin artışlar gözleniyor.
Ülkede en popüler arama motoru olan Baidu’dan yapılan açıklamada, Google’ın ülkedeki operasyonlarını sona erdirebileceğini duyurmasından sonra müşterilerin şirkete olan güveninin arttığı kaydedildi. Baidu’nun kurucusu ve CEO’su Robin Li (Çin’in harika çocuğu ya da Sergey Brin’i olarak adlandırılıyor), Google’ın ülkeyi terketmesinin şirketi nasıl etkileyeceğine ilişkin bir soruya, “Bundan faydalanmayı bekliyoruz. Müşterilerimizin güveni belirgin biçimde arttı.” diye cevap verdi.
Baidu’nun geçen yılın son çeyreğinde elde ettiği net karın ise yüzde 48 arttığı bildirildi. Son çeyrek karını ek olarak, ilk çeyrek karının beklentilerin çok üstünde gerçekleşeceğine dair beklentilerin etkisiyle Nasdaq borsasında işlem gören şirket hisseleri çıkışa geçti.
Mevcut durumu en iyi açıklayan değerlendirme Hong Kong merkezli yatırım kuruluşu CLSA analisti Elinor Leung’dan: “Google’ın geleceği üzerindeki belirsizlikler, reklam verenleri seçenekler aramaya itiyor. Baidu ise seçenekler arasında en başta yer alıyor” …
Çinli internet şirketlerinin hisselerine görülen genel düşüş eğilimine karşın, Google’ın tehdinden bu yana Baidu’nun Nasdaq borsasında işlem gören hisseleri yüzde 15′e yakın değer kazandı. Çin’in piyasa değeri en büyük internet şirketi Tencent’in hisseleri Hong Kong borsasında yüzde 20′den fazla düşüş kaydederken, e-ticaret devi Alibaba hisselerinde yeni yılda yüzde 13′lük düşüş gözlendi.
Altı çizilmesi gereken noktalardan biri, Google’ın olası çıkışından kısa vadede nemalanan Baidu’nun uzun vadede kaybeden olacağı… Zira, Baidu’nun bu noktaya gelmesinde en büyük pay Google ve Yahoo ile girilen rekabet oldu. Rekabet ortamının yokluğunda, Baidu’nun teknolojik yenilikler konusunda uzun vadede ivme kaybetmesi kaçınılmaz.
Çin’de tüketimin yeni kaynağı ‘kaygısız nesil’
Yazan : Sadi KAYMAZ · 4 Subat 2010
Çinli aileler malum olduğu üzere son derece tasarrufçu. Buna karşın, yeni nesil, ailelerinin ertelediği harcama güçlerini de arkasına almış durumda…
Çin’de ekonominin dışa açıldığı 1980′de uygulanmaya başlayan tek çocuk politikası, sayıları 200 milyonu aşan ve ailelerinin tersine tüketimde sınır tanımayan yeni nesil gençleri ekonominin itici gücü haline getirdi.
Çin’in en büyük yatırım kuruluşlarından China Capital’in şef ekonomisti Ha Jiming, hükümetin iç tüketimi canlandırmak suretiyle büyüme modelini değiştirmeye yönelik adımlarına dikkat çekerek, ‘kaygısız nesil’ olarak nitelediği 30 yaş altı gençlerin tüketimin gerçek itici gücü olduğunu iddia etti. Fudan Üniversitesi’nde düzenlenen bir panelde konuşan Ha, tek çocuk neslinin ailelerinden de destek aldıklarını belirterek, “Bu nesil ebeveynlerinin aksine tüketim kaygıları taşımıyor. Pek çoğu henüz çocuk sahibi olmamış ve yaşlılık zamanlarını düşünmenin erken olduğuna inanıyor. Tüketime çok yatkınlar” diye konuştu.
Yeni nesil genç tüketicilerin özellikle turizm, beyaz eşya ve elektronik gibi sektörlerde büyümenin ana kaynağını oluşturacağı öngörülüyor.
Mercedes’in Çin’deki altın yılı ‘2009′ oldu
Yazan : Sadi KAYMAZ · 21 Ocak 2010
Mercedes’in Çin’deki satışları yüzde 77 arttı. Çin’de krize rağmen satışları patlayan Mercedes, ülkedeki en iyi yılını geçirdi.
Alman otomotiv devi Mercedes-Benz, Çin’deki satışlarının geçen yıl yüzde 77 artarak 68,500′e ulaştığını açıkladı. Açıklamaya göre, şirketin en çok popüler modeli satışları yüzde 156 artarak 16 bine çıkan ‘C’ serisi oldu.
Mercedes-Benz’in ülke müdürü Klaus Maier, Çin’in en büyük 4′üncü pazarları haline geldiğini ifade ederek, lüks sınıfın ana modeli ‘S’ serisi satışlarında ise Çin’in en üst sırada yer aldığını vurguladı. Maier, ülkeye girdiği 1990 yılından bu yana Mercedes’in en iyi yılını geçirdiğinin de altını çizdi.
Alman otomotiv üreticileri arasında Çin’de en iyi performans gösteren marka ise Volkswagen oldu. Şirketin satışları geçen yıl yüzde 36,7 artışla 1 milyon 400 bine erişti.
Çin’de geçen yıl toplam 13 milyon 630 bin araç satıldı. ABD’yi geçerek dünyanın en büyük otomobil pazarı haline gelen Çin’deki otomobil satışlarının 2010′da 15 milyona ulaşması bekleniyor.
Çin’de yabancı yatırımlar
Yazan : Sadi KAYMAZ · 17 Ocak 2010
Çin, 90 milyar dolar yabancı yatırım çekti.
Çin’e giren doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) geçen yıl küresel krize rağmen 90 milyar dolar oldu. Her ne kadar 2008′e göre yabancı yatırımlarda %2,6′lık bir düşüş kaydedilse de, düşüşün kaynağı 2009′un ilk çeyreğinde çok kötü çıkan FDI verileriydi. 2009′un son 5 ayında arka arkaya hızlanan FDI rakamları, Aralık ayında rekor düzeyde artarak %103 artış kaydetti ve 12,1 milyar dolara çıktı.
Öte yandan, Çin’in 2001′de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasıyla belirgin bir trendine giren yabancı yatırımlarda 2005 yılından bu yana ilk düşüş gözlendi. Çin’de yabancı yatırımlar 2008′de tam %23,6 artışla 92,4 milyar dolarlık rekor hacme ulaşmıştı.
Çin’in reform ve dışa açılma sürecinin başlangıcından bu yana yabancı yatırımlar ekonomik kalkınmada kritik rol oynadı. Buna karşın, önceleri emek yoğun imalat sektörüne yoğunlaşan yatırımlar, ülkede artık hoş karşılanmıyor.
Çin hükümeti, aktif şekilde uyguladığı yeni yaklaşımlarla yabancı yatırımcıları yenilenebilir enerji, çevre-dostu ve yüksek teknolojiler, modern servisler ve ileri üretim alanlarına kanalize etmeye çalışıyor. Devlet sisteminde kabine işlevi gören Devlet Konseyi’nden çıkan yeni politikaların odak noktasında da yabancı yatırımların ‘niceliğinden’ ziyade, ‘niteliği’ yer alıyor.
Diğer taraftan, niteliksel değişim yabancı yatırımların tabiatı açısından da zorunlu hale de geliyor. Yabancı sermayenin dayandığı ucuz işgücü ve enerji maliyetleri göreli avantajını yitiriyor. Örneğin, Çin’in düşük maliyetli imalat merkezi Guangdong eyaleti, endüstriyel yeniden yapılanma ve yenilemenin modeli haline geliyor. … >>>!
Çin, süper güç oldu mu?
Yazan : Sadi KAYMAZ · 17 Aralik 2009
Çin süper güç “olur mu, olmaz mı” tartışmaları; “oldu mu, olmadı mı” boyutuna kaydı bile!
Princeton’un pek çok ülkeyi kapsayarak Ekim ayında yayımladığı küresel eğilimler anketinden çıkan sonuçlar, özellikle ABD’de tartışmalara neden oldu. Çünkü, Amerikalıların yarıya yakını Çin’in süper güç olacağına inanıyor. Dahası ise, Çin’in ekonomik gücünün en önde geldiğine inananların oranı yüzde 44′iken, ABD’ninkine inanan Amerikalıların oranının yüzde 24′e düşmesi!
Konu hiç şüphesiz çok tartışmalı, ancak ilk bakışta akla gelen, Amerikalıların krizin etkisiyle biraz fazla karamsar göründüğü, en azından şimdilik!
Amerikalı akademisyen ve yazarların kitaplarının ön yüzlerini de, kocaman yazılarla “Super Power” (Süper güç) içeren başlıklar kaplıyor. Kimisi “süper güç” sözcüğünün önüne/arkasına “kırılgan” kelimesini ekliyor, kimisi soru işareti koyuyor, kimisi “yeni” diyor…
Öte yandan, PEW anketinde Türkiye’yi atlamamak gerekir. Çin’in süper güç olarak “ABD’nin yerini” alacağına inanan Türklerin oranı yüzde 29, Amerikalıların ise yüzde 33′ü Çin’in kendilerini geçeceğine inanıyor.
Ortaya çıkan durum, “kraldan çok kralcı olmak” diye tanımlanabilir mi, sizlere bırakıyorum ama, şu istatistikleri de atlamak istemeden:
Kanadalıların yüzde 52’si, Almanların yüzde 51′i, İngilizlerin yüzde 49′u;
Japonların yüzde 35′i, Hintlilerin yüzde 48′i, Güney Korelilerin yüzde 48′i;
Meksikalıların yüzde 47’si, Arjantinlilerin de yüzde 50’si Çin’in ABD’yi geçeceğine inanıyor.
Peki ya Ortadoğulular,
Filistinlilerin yüzde 40′ı, Lübnanlıların yüzde 36’sı, Mısırlıların ise yüzde 29′u…
PEW anketi kriter alınırsa, ABD’liler bile kendilerine “stratejik müttefik” Mısır ve Türkiye kadar güvenemiyor!
PEW anketinin yanında, haftaya düşen önemli haberlerden biri de son 10 yılın haber konularını tarayan Amerikan medya takip kuruluşu GLM’in yayımladığı sonuçlar oldu. Kuruluşun çeşitli algoritmalar ile 10 binlerce haberi tarayarak oluşturduğu listenin birinci sırasında, Çin’in yükselişi yer aldı. Üstelik, mesele ikinci sırada yer bulan Irak Savaşı’ndan 4 kat daha fazla konu edilmişti.
İşte onlardan biri de, Forbes dergisinde yayımlanan bir makale oldu. Makalede, Çin’in şimdiden bir süper güç haline geldiği savunuldu. Makalenin haberleştirdiğim hali, Hürriyet gazetesinde şöyle yayımlandı:
Forbes dergisinde yayımlanan bir imzalı makalede, Çin’in süper güç olup olamayacağı ile ilgili tartışmalara atıfta bulunularak, Çin’in pek çok bakımdan zaten süper güç haline geldiği savunuldu. Buna göre, Çin’in süper güç statüsünün göstergesi olarak 2010′da belirginleşecek trendler öne sürüldü.
İlk olarak, ABD’nin ideolojik karşıtı olan Çin’in demokrasilerin işbirliği yapamayacağı İran ve Sudan gibi ülkeler ile petrol sağlamak amacıyla ortaklık yaptığı anlatıldı. Çin, buna karşın finansal kriz sırasında Fransa ve İngiltere gibi ülkelerle milyarlarca dolarlık kontratlar yaparak ABD’nin en yakın geleneksel müttefikleri üzerinde bile etkisini artırdı.
Makalede, Çin’in 100 milyar doları aşan karşılıklı ticaret ile Brezilya ve Ortadoğu ülkelerinin en büyük ticari ortağı haline gelerek, ABD’nin yerini aldığı vurgulandı. Öte yandan, Çin tarafından altyapısı örülen Afrika’da 750 binden fazla Çinli işçi bulunduğuna işaret edilerek, Başbakan Wen Jiabao ve Dünya Bankası yetkililerinin Afrika’da fabrikalar kurulması için görüşmeler yürüttüğü hatırlatıldı.
MARKA YARATMIYOR; HAZIR OLANI ALIYOR
Toyota ve Sony gibi markalar oluşturmanın onlarca yıl aldığını belirten Forbes, Çinli şirketlerin Batılı markaları satın alma peşine düştüğüne dikkat çekti. Dergide, Çinli firmaların geleneksel olarak fiyat rekabetine girdiğine değinilerek, bunun hızla değiştiği kaydedildi.
Makalede sabırsız ve agresif olarak nitelenen Çinli şirketlerin, küresel krizi kullanarak satın almalar ile küresel çapta genişlemelerini hızlandırmayı planladıkları ileri sürüldü. Nakit zengini Çinli şirketlerin hedef tahtasında ise özellikle ABD ve Avrupa bulunuyor.
ÇİN, ARTIK İNOVASYON KAYNAĞI
Çin’in teknolojik yenilik merkezi olarak ortaya çıkışı makalede bu ülkenin süper güç olduğunu gösteren başka bir işaret olarak değerlendirilirken, analistlerin Çinlilerin sadece kopyalamada başarılı olduğunu düşünmesine rağmen, bu durumun geçerliliğini kaybettiği savunuldu.
Çin, temiz teknoloji alanında risk sermayesinin başlıca adresi oldu. Çin hükümeti de çevre kirliliğinin yarattığı sosyal maliyetleri azaltmak için yenilenebilir enerji alanındaki yabancı yatırımları aktif biçimde destekliyor, hatta Çin ABD’ye bile rüzgar enerjisi teknolojisi ihraç etmeye başladı. Çinliler Texas eyaletinde dev bir rüzgar enerjisi çiftliği kuruyor.
Forbes’a göre, temiz enerji araştırmalarına her ay 9 milyar dolar harcayan Çin, gelecek 5 yıl içinde dünyanın rüzgar ve güneş enerjisinden en çok elektrik üreten ülkesi haline gelecek.
BEYİN GÖÇÜ TERSİNE DÖNDÜ
Bush yönetiminin zorlaştırıcı vize politikalarına gönderme yapan dergi, ABD ekonomisinin kötüleşmesiyle iyi eğitim almış Çinlilerin ülkelerine dönmeye başladığına dikkat çekti. Dergide, yurtdışında halihazırda eğitim gören Çinlilerin sayısının 1,5 milyondan fazla olduğu belirtilirken, 1980 ile 1990 arasında ABD’ye göç edenlerin Silikon Vadisi’nin gelişmesinde katkı sahibi olduğu vurgulandı.
Forbes, Çin’in ekonomik açıdan güçlenmekle kalmadığı, aynı zamanda politik gücünü küresel çapta kullanarak daha fazla sorumluluk aldığı görüşüne de yer verdi.
Kopenhag’da yapılan iklim konferansında hırçın tutumuyla öne çıkan Çin, küresel krize karşı işbirliği sürecinde G-20 içinde liderlik rolüne soyundu. Gelişmekte olan ülkelerin başını çeken Çin’in, G-20′nin zenginler kulübü G-8′in yerini almasında da önemli pay sahibi olduğu ifade edildi. Dergide, Çin’in Kuzey Kore’ye ilişkin çabaların da kilidi olduğuna değinildi.
Makalenin sonunda “Çin’in yıllardır yükselen bir dünya gücü olduğu konuşuluyor, oysa Çin pek çok bakımdan tam bir güç olarak ortaya çıktı” ifadesi kullanıldı. … >>>!
Iphone ile Blackberry Çin’de kapışacak
Yazan : Sadi KAYMAZ · 12 Aralik 2009
Iphone’dan sonra Blackberry de dünyanın en büyük pazarına girdi.
Blackberry’nin üreticisi RIM ile China Mobile, popüler cep telefonunun Çin’de satışa sunulması için anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Açıklamaya göre, RIM, cep telefonlarını Çin’in yerli 3G teknolojisine uyumlu hale getirecek.
Analistler, dünyanın en büyük cep telefonu pazarına giren Apple ve RIM’in rekabetinin artacağına işaret ediyor. Apple, China Unicom ile yaptığı işbirliği ile geçen ay ülkedeki resmi satışlarına başlamıştı.
Çin’deki cep telefonu kullanıcılarının sayısının 700 milyonu aştığı tahmin ediliyor. Piyasa değeri bakımından dünyanın en büyük cep telefonu operatörü olan China Mobile, 450 milyondan fazla aboneye sahip bulunuyor.
Kızıl Çin’in yeşil devrimi
Yazan : Sadi KAYMAZ · 3 Aralik 2009
Çin, küresel durgunluğun hüküm sürdüğü bir dönemde, kendisinden beklenmeyen bir cephede atak yaptı.
Çin, küresel çapta çevresel teşviklerin yüzde 86’sına kaynak oldu. HSBC’nin “yeşil teşvik” olarak adlandırdığı destekler, tüm dünyada 59 milyar dolar olarak gerçekleşti. Banka’nın raporunda, Çin’in çevreye duyarlı projelere 51 milyar dolarlık teşvik aktardığını bildirildi. ABD ise sadece 5 milyar dolarda kaldı.
Çin’in geçen yıl uygulamaya koyduğu 586 milyar dolarlık teşvik paketiyle, yüzlerce yeşil proje hayata geçirildi. HSBC’nin raporuna göre, Çin, orta ve büyük ölçekli 1500 içme suyu muhafaza tesisi kurdu. 5,18 milyon tonluk atık su arıtma ve 1,6 milyon tonluk çöp imha kapasitesi inşa etti.
ÇİN’İN REZEVLERİ DE DEVREDE
Çin hükümeti, çevreye duyarlı projelere yaptığı doğrudan yatırımlara ek olarak, yenilenebilir enerji şirketlerine de destek sağlıyor.
Temiz enerji projeleri geliştiren CECIC, Çin’in Exim Bank’ı ile ihracat finansmanı sağlamak üzere 2,9 milyar dolarlık dev bir anlaşma yaptı. Exim Bank, Çinli bir şirketin ABD’de kazandığı 1,5 milyar dolarlık rüzgar enerjisi projesinin de finansmanını sağladı. … >>>!
Çin’in yerli arama motoru: Baidu
Yazan : Sadi KAYMAZ · 2 Aralik 2009
Türkiye’de yerli malı arama motoru tartışmaları henüz başlarken, Çin’in Baidu’su Google’ı pazardan sildi.
Çinliler dünyanın en büyük arama motoru Google’ın yerine, yerli arama motoru Baidu’yu kullanıyor. Çin’de internette arama yapanların yüzde 70′den fazlası Baidu’yu tercih ediyor.
Analistlere göre, Baidu’nun başarısının sırrı “yerelleşebilmesine” dayanıyor. Yerli malı Baidu’nun meşhur sloganı da yerelleşebilme anlayışını yansıtıyor: “38 farklı yolla ben deseniz de, biz sizi anlıyoruz”.
Baidu, Çin’in harika çocuğu olarak adlandırılan Robin Li tarafından 10 yıl önce kurulduğunda, ülkenin internet pazarının kontrolü Google ve Yahoo’nun elindeydi.
Yerli malı Baidu, kuruluşundan 3 yıl sonra yüzde 30 pazar payı kaptı. Çinli şirket 2005 yılında Nasdaq borsasında halka arzını gerçekleştirdiğinde, yüzde 60 pazar payıyla Google ve Yahoo’yu çoktan sollamıştı. Pazar payını yüzde 80′lere yaklaştıran Baidu, 2007′de ise Nasdaq-100 endeksine giren ilk Çinli şirket oldu.
Uzmanlar, Baidu’nun salt arama motoru olmanın ötesine geçerek, 57 farklı hizmet ile yerelleşmede Google’a fark attığına dikkat çekiyor.
Çinliler, Baidu’yu kullanarak haberlere, web sitelerine ve fotoğraflara ulaşabilmenin yanı sıra, en detaylı yerel hava koşullarını, tren bilgilerini, kullanıcı forumlarını takip edebiliyor. Müzik klipleri dinleyip, TV kanallarına bağlanıyor. İstatistik arşivlerini tarayıp, patent soruşturmalarını yapıyor.
Pazar payı kimi araştırmalara göre yüzde 10′a düşen Google, başlattığı kampanyalarla yeniden yükselmeye çalışırken, Baidu’nun yanı sıra Netease, Sohu, Sina ve Tencent gibi öbür yerli arama motorlarının rekabetlerine de maruz kalıyor.
Sadi Kaymaz tarafından yazılmış, Hürriyet, CNN Türk ve Posta’da yayımlanmıştır.





