Amerikan yüzyılından sonra Çin yüzyılı!

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  26 Subat 2010

 Amerikan yüzyılından sonra Çin yüzyılı! İngiliz, Amerikan ve Çin yüzyılları!  Öncesi de var, sonrası da olacağı gibi…

İmparatorluk ya da süper güçlerin en büyük dayanağı şüphesiz ekonomi. Avrupa ve Doğu Asya tarihin en büyük yıkımlarını yaşarken, dünyanın üretim üsleri haline gelen ABD ve Sovyetler geçen yüzyıla damga vurmuştu. Üretim, yani ekonomi, aynı zamanda ülkelerin askeri, siyasi, teknolojik ve kültürel güçlerinin çapını da çiziyor.

Nitekim, Çin’de de ekonomi önden giderken, Çin’in diplomasisini, ordusunu ve teknolojik kabiliyetlerini de yukarı doğru çekiyor.

Öte yandan, Çin elbette süper güç olmaktan şimdilik uzak. Ancak süper güç olma yolunda ilerlediği de şüphesiz. Bu noktada, ekonomileri 5 trilyon doları aşarak  başa baş haline gelen Çin ile Japonya’ya biraz göz atmakta fayda var.

Son 40 yıldır ABD ekonomisini takip eden Japonya, Çin ekonomisi tökezlemediği takdirde bu yıl yerini Çin’e bırakacak.

Çin, Japonya’dan 20 kat daha fazla toprağa, 10 kat fazla nüfusa sahip. Sahip oldukları tabii kaynakların mukayesesi bile mümkün değil.

Japonlar kişi başı 40 bin dolardan fazla gelir seviyesine sahipken, Çinliler 4 bin doları yeni aşıyor.

Japonya mucizesinin arkasında ise verimlilik yatıyor. Japonlar 1 litre petrol ile 10 dolarlık değer yaratırken, Çinliler kullandıkları her 1 litre petrolden 2 dolarlık değer bile çıkartamıyor.

Buna karşın, tarihin  en zor ekonomik mucizesini yaratan çalışkan insanların ülkesi Japonya artık limitlerine ulaşmış durumda.  Buna karşın, Çin  değişiyor. Daha doğru bir anlatımla, dünyanın en dinamik ülkesi olarak durmaksızın dönüşüyor. Çin’in dinamizmi, 10 yıl önce öbür süper güç adayı gösterilen Hindistan’ı cüce bırakacak kadar büyük. (Örneğin Çin’in bir kaç eyaleti bile Hindistan kadar üretiyor…)

Türkiye bu dönüşümün yeni yeni farkına varırken,  ülkelerinin küresel ekonomideki etkisinin azaldığına inanan ABD’liler, çoktandır 21’inci yüzyıla yön verecek ülkenin Çin olduğunu düşünüyor. Hürriyet gazetesinden:

Washington Post gazetesinin ABC News kanalıyla ortaklaşa gerçekleştirdiği bir ankete katılanların yarısına yakını, ekonomik açıdan ABD ile Çin’in başa baş yarışacağına inanırken, ülkelerinin dünya meselelerindeki etkinliğini kaybettiğini düşünüyor.

ABD ile Pekin arasındaki gerilimin had safhaya çıktığı bir dönemde açıklanan anket, ülkedeki diğer araştırma şirketleri Gallup, Pew Research Center’in son çalışmalarıyla paralellik gösterdi.

Bu anketlerinin sonucunda da, ABD’lilerin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma yolunda önemli adımlar atan Çin’in bu yükselişinden büyük endişe duyduklarını ortaya çıkarmıştı.

Washington Post, anketin sonuçlarına yönelik hazırlanan bir haberde, ABD’lilerin dünyanın en güçlü ekonomisi olduğu yönündeki fikirlerini geçen on yıl içinde değiştirdiklerine dikkat çekildi.

ABD’liler 2000 yılında yine Gallup’ın yaptığı bir araştırmada dünyanın en güçlü ekonomisi olarak kendi ülkelerini gösteriyordu. Ancak son anketler Çin ile ABD’nin bu unvan için kıyasıya yarıştığını ortaya koydu.

KORUMACILIĞI DESTEKLİYORLAR

Analistler ise ABD’lilerin Çin’in yükselişinden pek memnun olmamalarının iki ülke arasındaki ilişkilere etki edebileceğini düşünüyor. Anket sonuçları ise vatandaşların ticari korumacılığı desteklediğini gösteriyor.

ABD’liler aynı zamanda ülkelerindeki Çinli çalışan sayısının artmasından da şikâyetçi. Washington Post’un çalışmasına katılanlardan biri olan Annetta Jordan, ekonomik gücün ülkesinden Çin’e geçişine kendi gözleriyle şahit olduğunu söylüyor.

Jordan, 1990’lı yılların başında çalıştığı cep telefonu fabrikasına Çinli çalışan akını yaşandığını ve bir noktadan sonra kendilerini bu kişileri eğitirken bulduklarını söylüyor.

Jordan aynı zamanda “Bütün zenginliğimizi Çin’e aktarıyoruz. Bu bizim için hiç de iyi bir şey değil” diyor.

JAPONYA’DAN SONRA ÇİN

Pew Araştırma Merkezi Başkanı Andrew Kohut, şu anda Çin için endişeli olan ABD’lilerin bundan 30 yıl önce de benzer endişeleri Japonya için benimsediklerine dikkat çekiyor. Kohut, “Japon bir şirket Rockefeller Center’i satın aldığında, bütün ABD’liler çılgına dönmüştü. O zaman yaptığımız anketlerde, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomisi olup olmayacağını sorduğumuzda, katılımcıların hemen hemen hepsi “evet” cevabını vermişti” diyor.

Johns Hopkings Uluslararası İlişkiler Okulu öğretim üyesi profesörü Davd M. Lampton, ABD’lilerin kendi ülkelerinden memnun olmadığı zamanlarda diğer ülkelerden de tedirgin olduğuna dikkat çekiyor ve “Böyle zamanlarda korumacılık baskılarını artırırlar. Bu gelişmeler ABD ile Çin arasındaki ilişkiye zarar verir. ABD’liler her zaman ülkelerine zarar verecek büyük, hızlı değişen ve sonunu tam olarak kestiremedikleri şeylerden tedirgin olmuşlardır. Çin de bütün bu tanımlamalara uyuyor” diyor. … >>>!

Çin, İran’dan fazla petrol üretti

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  14 Subat 2010

petrol cin iran rusya Çin, İrandan fazla petrol ürettiDünyanın en çok petrol tüketen ikinci ülkesi Çin, petrol üretiminde İran’ı geçti.

Çin Toprak ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çin’in 2009′da Rusya, Suudi Arabistan ve ABD’nin ardından dünyanın en büyük 4′üncü büyük petrol üreticisi haline geldiğini açıkladı. Çin Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu verilerine göre, geçen yıl 189,4 milyon ton ham petrol çıkartıldı. Dünya petrol üretiminin yüzde 5,4′üne tekabül eden üretimine rağmen, ülkenin petrol ihtiyacının yüzde 52’si geçen yıl ithalat aracılığıyla karşılandı.

Çin’in ham petrol üretimi son 3-4 yıldır petrol üretimi 180 ila 190 milyon ton arasında gerçekleşiyor. Yıllık üretimi artışı yüzde 1-2 düzeyinde. Diğer taraftan,  mevcut yatırım ve rezervler göz önüne alındığında, 2015 yılına kadar üretimin 200 milyon tona ulaşması zor görünüyor.  Bu da 250 milyon tonun üstünde petrol üreten ABD’yi yakalamanın mümkün olmayacağı anlamına geliyor.

Öte yandan, ham petrol üretim hızı talep artışının çok gerisinde kalıyor. Çin’in petrol ithalatı  yüzde 50′yi ilk kez 2009 yılında aştı. Uluslararası kabullere göre, petrolde dışa bağımlılık oranının yüzde 50′yi aşması ulusal güvenlik riski olarak algılanıyor. Bağımlılığın 2020′den sonra yüzde 70′e yaklaşması bekleniyor. (Japonya ve Kore ekonomilerinin petrolde dışa bağımlılıkları çok daha ciddi boyutlarda. Bu yüzden, Uzakdoğu’nun 3 güçlü ekonomisi Nijerya’dan Angola’ya pek çok ülkede petrol havzaları peşinde koşuyor.)

ABD merkezli Petrol ve Gaz Dergisi verilerine göre, Rusya 476 milyon ton ham petrol üretimi ile dünyanın en büyük üreticisi konumunda bulunuyor. Rusya’yı 410 milyon ton ile Suudi Arabistan ve 267 milyon ton ile ABD takip ediyor.

Kömür zengini Çin, Avustralya’dan 20 yıl kömür ithal edecek

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  8 Subat 2010

kömür Kömür zengini Çin, Avustralyadan 20 yıl kömür ithal edecekÇin  finansmanı sağlayacak, altyapıyı kuracak, üstüne ihraç demiryolunu bile inşa edecek…  Avustralya ise  karşılığında Çin’e 20 yıl boyunca kömür ihraç edecek.

Avustralyalı madencilik şirketi Resourcehouse, Çinli enerji santrallerine 20 yıl boyunca kömür sağlanmasını öngören 60 milyar dolarlık anlaşmaya imza attığını duyurdu. Sözleşme uyarınca, 2014′ten itibaren Çin’e yılda 3 milyar dolar tutarında 30 milyon ton kömür ihracatı gerçekleştirilecek.

Queensland eyaletinde bulunan büyük bir havzadan çıkarılan kömür, Çin Enerji Yatırım Kurumu’na (CPI) satılacak. Anlaşma, aynı zamanda Avustralya’lı bir şirketin bugüne kadar yaptığı en büyük ihracat sözleşmesi olarak da niteleniyor.

Finansman ve altyapı Çin’den

Anlaşma kapsamında işletilmesi öngörülen Galilee kömür havzasında gerçekleştirilecek altyapı yatırımrımları finansmanının büyük kısmı Çin’den sağlanacak. Resourcehouse, Çin Eximbank’ının proje için gerekli 8 milyar dolarlık yatırımın 5,6 milyar dolarlık kısmını finanse edeceğini bildirirken, projenin 6 bin kişiye iş olanağı sağlayacağını belirtti. Altyapı ve 500 km’lik demiryolu inşasını öngören ihaleyi de Çinli bir şirketin aldığını belirtelim.

Çin basınına göre, ithal edilen kömür Çin’in doğu, kuzey ve orta bölgelerinde bulunan pek çok termik enerji santralinde elektrik üretimi için kullanılacak.

Çin’in kömür yatakları bakımından zengin bir coğrafya olduğu hatırlatmadan geçmeyelim. Ancak sert kış koşulları, kömür üretiminin sosyo-ekonomik ve çevresel maliyetleri ile kömür kalitesi gibi faktörler Çin’i kömür ithalatına da yöneltiyor.

Yurtdışı maden alımlarına 32 milyar dolar

Çin, geçen yıl yurtdışında satın aldığı petrol, bakır, demir cevheri madenleri için 32 milyar dolar harcadı.

Çin’in enerji ve hammadde ihtiyacının altını çizmeye gerek yok. Ülkenin yeraltı kaynaklarına olan ilgisi kaçınılmaz şekilde artarak devam edecek. Çinli şirketlerin geçen yıl Avustralya’daki çinko madenlerinden Nijerya’daki petrol kaynaklarına, Şili’deki bakır yataklarından Moğolistan’daki kömür madenlerine kadar uzanan yelpazede fiyatı düşen pek çok madeni satın almıştı. … >>>!

Çin’in süper tankeri suya indi

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  31 Ocak 2010

cin super tanker e1264901516788 Çinin süper tankeri suya indi Çinliler, Ortadoğu’dan 20 günde getirdiği petrolü, 24 saatte boşaltabilen dev gemiyi suya indirdi. Gemi bir uçak gemisinin 3 kat büyüklüğünde ve 330 ton petrol taşıyabiliyor.

Çin’in Guangzhou şehrindeki bir tersanede inşa edilen 333 metre uzunluğunda, 60 metre genişliğindeki petrol tankeri suya indirildi. 330 bin ton ham petrol taşıma kapasitesi bulunan tanker, saatte 30 kilometre hızla yol alabiliyor.

Korsanlara karşı su topları fırlatabilen savunma sistemine sahip geminin, ileri navigasyon sistemi sayesinde günün 24 saati otomatik pilotta yol alabildiği ve acil durumlarda devreye giren alarm sistemi aracılığıyla 35 saniye içinde dünyanın her yerine bulunduğu koordinatları ulaştırabildiği belirtildi.

Xinpuyang adını taşıyan geminin kaptanı Feng Wangyuan, tankerin tamamen yerli teknoloji ile üretildiğinin altını çizdi.

Çin’in petrol ithalatının yüzde 80′inin yabancı bandıralı tankerler aracılığıyla yapıldığı göz önüne alınırsa, Xinpuyang’ın Ortadoğu’dan 20 günde getirdiği petrolü, 24 saat içinde tamamen boşaltma yeteneğine sahip oluşu kritik önem taşıyor.

Çin, Geçen yıl 204 milyon ton petrol ithal etti. Petrol tüketiminde ithalatın payının ilk kez yüzde 50′yi geçmesi ise, enerji güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendiriliyor.

Dünya değişiyor…

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  30 Ocak 2010

renminbi dollar Dünya değişiyor... ABD’de yatırımlarını artırmak isteyen “komünist” Çin, ayrımcılık ve bürokrasiden şikayetçi…

Çin Yatırım Fonu (CIC) Başkanı Lou Jiwei, Asya Finans Forumu’nda yaptığı konuşmada, ABD’de yatırım yapan Çinli kurumlara yönelik incelemelerin gevşetilmesini istedi.

Çin’in döviz rezervlerinin 300 milyar dolarlık kısmını yöneten varlık fonunun başkanı Lou, CIC’nin bir Amerikan şirketinin hisselerinin küçük bir kısmının satın almak istediklerini, buna karşın anlaşmanın ayrı Amerikan otoritesinin onayından geçmek zorunda olduğunu belirterek, “ABD’nin dış yatırımlara yönelik bürokrasiyi azaltıp azaltamayacağını merak ediyoruz, sadece eşit muamele istiyoruz” diyerek ayrımcılıktan yakındı.

CIC, geçen ay ABD’nin en büyük rüzgar enerjisi şirketlerinden AES Corporation ile yüzde 15′lik hissesinin 1,85 milyar dolara alımı konusunda anlaştığını duyurmuştu.

Çin’in döviz rezervleri

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  18 Ocak 2010

dolar rezervleri cin Çinin döviz rezervleri Çin Merkez Bankası (PBoC), döviz rezervlerinin geçen yıl 452 milyar dolar artarak 2,4 trilyon dolara ulaştığını açıkladı. Buna göre, Çin’in döviz rezervleri  geçen yıl 2008′e göre yüzde 24 artış gösterdi. Yani, Çin döviz rezervlerine geçen yıl 453 milyar dolar daha ekledi.

Hemen belirtelim, Çin tarihte hiçbir devletin biriktiremediği kadar döviz rezervine sahip. Diğer taraftan, rezervlerin bu hacimlere ulaşması Çin’in lehine bir durum olmaktan çıkıyor. Sanıldığının aksine, rezervler ülkenin sırtında her geçen gün büyüyen bir yük durumunda. Çünkü, rezervler büyüdükçe Çin’in üzerindeki döviz kuru baskıları artıyor ve rezervlerin yönetim riskleri ortaya çıkıyor.

Rezervlerin büyümesi ticaret fazlaları ya da sermaye akımları ile ülkeye giren dövizlerin, belirlenen sabit kur üzerinden satın alınması yüzünden birikiyor. Yani, devlet taahhüt ettiği sabit kur düzeyini korumak için, ülkeye giren fazlaları satın alıyor.

Bu da, Renminbi’nin değerinin olması gerekenden düşük olduğunu gösteren amprik bir kanıt oluşturuyor. Dolayısıyla, rezervlerdeki her yeni hacimsel artış, Çin’e karşı dış açık veren (neredeyse tüm dünya) ülkelerin canının daha çok acıdığını gösteriyor. Başta Avrupa Birliği ve ABD, döviz rezervleri konusunu kanıt olarak masaya getiriyor.

Çin’in için döviz rezervlerinin nereye demirleneceği de büyük bir sorun. Çünkü, rezervler merkez bankasının kasasında beklemiyor. Çin, muhtemel aşınmaları önlemek ve değer artışı sağlamak amacıyla, rezervleri işletiyor, yani yatırım amaçlı kullanıyor.

Bu bağlamda, rezervlerin en büyük parçasıyla ABD hazine tahvili satın alınıyor. Amerikan tahvileri, geri ödenme güvencesi açısından mevcut düzende en güvenli liman durumunda. Buna karşın, tahvillerin net getirisi faizler, enflasyon ve döviz kuru gibi dışşal parametrelerden de etkileniyor. Çin, bu yüzden ABD’nin doların değerini düşürmesinden rahatsızlık duyuyor. Keza, doların değeri düşünce, Çin’in elindeki varlıkların değeri de aşınıyor. ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Çin’in elinde Ekim ayı itibariyle 798,9 milyar dolarlık Amerikan hazine tahvili bulunuyordu.

Doların değeri sorunu, Çin’i alternatifler aramaya itiyor. Bunlardan birisi altın. Döviz rezervlerinin yüzde 2 ila 3′lik bir kısmının altında tutulduğu biliniyor. Ancak, altın fiyatlarının aşırı değerlenmesi ve altının talebe duyarlılık katsayısının yüksekliği nedeniyle, altın stokları çeşitlendirme seçeneği olmaktan öte gidemiyor.

Döviz rezervlerinin işletilmesinde kullanılan 3′üncü yol ise, egemen varlık fonu eliyle yapılan yatırımlar. CIC olarak bilinen, Çin Yatırım Fonu, döviz rezervlerinden 200 milyar dolarlık bir kaynak aktarılarak kuruldu. 2009 başında, 297 milyar dolarlık bir varlığı yöneten CIC’nin geçen yıl yatırımlarından yüzde 10 dolayında kar ettiği bildiriliyor.

Küresel krizin CIC için fırsata dönüştüğünün de altı çizilmeli. Çünkü, krizden önce finansal araçlara yatırım yapan kurum, krizin ardından düşen reel varlıklara yöneldi. Endonezya’daki kömür yataklarından, Avustralya’daki bakır madenlerine, Kanadalı emtia şirketlerinden Hong Kong’daki madencilik firmalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede yatırımlar arka arkaya geldi. Emtia fiyalarının 2010′da güçlü toparlanma göstereceğine yönelik beklentiler gerçekleşirse, ülkenin en etkili maliye isimlerinin yönettiği CIC’nin yüzü de fazlasıyla gülecek. … >>>!

Çin’de yabancı yatırımlar

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  17 Ocak 2010

cin coca cola Çinde yabancı yatırımlar Çin, 90 milyar dolar yabancı yatırım çekti.

Çin’e giren doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) geçen yıl küresel krize rağmen 90 milyar dolar oldu. Her ne kadar 2008′e göre yabancı yatırımlarda %2,6′lık bir düşüş kaydedilse de, düşüşün kaynağı 2009′un ilk çeyreğinde çok kötü çıkan FDI  verileriydi. 2009′un son 5 ayında arka arkaya hızlanan FDI rakamları, Aralık ayında rekor düzeyde artarak %103 artış kaydetti ve 12,1 milyar dolara çıktı.

Öte yandan, Çin’in 2001′de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasıyla belirgin bir trendine giren yabancı yatırımlarda 2005 yılından bu yana ilk düşüş gözlendi. Çin’de yabancı yatırımlar 2008′de tam %23,6 artışla 92,4 milyar dolarlık rekor hacme ulaşmıştı.

Çin’in reform ve dışa açılma sürecinin başlangıcından bu yana yabancı yatırımlar ekonomik kalkınmada kritik rol  oynadı. Buna karşın, önceleri emek yoğun imalat sektörüne yoğunlaşan yatırımlar, ülkede artık hoş karşılanmıyor.

Çin hükümeti, aktif şekilde uyguladığı yeni yaklaşımlarla yabancı yatırımcıları yenilenebilir enerji, çevre-dostu ve yüksek teknolojiler, modern servisler ve ileri üretim alanlarına kanalize etmeye çalışıyor. Devlet sisteminde kabine işlevi gören Devlet Konseyi’nden çıkan yeni politikaların odak noktasında da  yabancı yatırımların ‘niceliğinden’ ziyade, ‘niteliği’ yer alıyor.

Diğer taraftan, niteliksel değişim yabancı yatırımların tabiatı açısından da zorunlu hale de geliyor. Yabancı sermayenin dayandığı ucuz işgücü ve enerji maliyetleri göreli avantajını yitiriyor. Örneğin, Çin’in düşük maliyetli imalat merkezi Guangdong eyaleti, endüstriyel yeniden yapılanma ve yenilemenin modeli haline geliyor. … >>>!

Çin’in petrol ithalatı

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  15 Ocak 2010

petrol Çinin petrol ithalatıÇin Gümrükler İdaresi, ithalatın petrol tüketimindeki payının 2009′da yüzde 52′ye ulaştığını açıkladı. Açıklamaya göre, Çin geçen yıl 190 milyon ton petrol üretirken, tüketimin kalan 204 milyon tonluk kısmı ithalat yoluyla karşılandı. Çin’in petrol tüketimi içinde ithalatın payı 2005′de yüzde 42,9′iken, 2008 yılında yüzde 49,1′e çıkmıştı. Petrol ithalatının toplam tüketimin yüzde 50’sini aşması, enerji güvenliği açısından tehdit olarak kabul ediliyor.

Hızlı ekonomik büyümeye paralel olarak, Çin’in petrol tüketiminde ithalatın payının hızla artmaya devam edeceği belirtiliyor. Buna karşın, Pekin yönetiminin ülke içinde petrol arama ve çıkarma faaliyetlerini hızlandırmanın yanı sıra, yerli işletmelerin yurtdışında petrol havzaları edinmesini aktif şekilde desteklediği biliniyor. Diğer taraftan, rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının payının artırılması hedeflenirken, Rusya ve Türkmenistan gibi doğal gaz zengini ülkelerle de dev enerji anlaşmaları imzalanıyor.

Analistler, 2020 yılında Çin’de tüketilen petrolün yüzde 65′inin ithalat aracılığıyla karşılanacağını öngörüyor. Petrol ithalatının yerli üretimi aşması, Çin’i ilk kez 1993′te net petrol ithalatçısı haline getirmişti.

Çin’den kritik yenilenebilir enerji adımı

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  11 Ocak 2010

Cin ruzgar yenilenebilir enerji jenarator Çinden kritik yenilenebilir enerji adımıÇin’de aşırı kapasite probleminin şiddetle mevcut olduğu endüstrilerin başlarında rüzgar ve güneş enerjileri geliyordu. Aşırı kapasite nedeniyle sektörün risk altına girmesinin ardından, enerji yasasında yapılan kritik bir değişiklikle endüstrinin önü açılmış oldu. Çünkü,  Çin’de özel sektörün yenilenebilir enerji kaynaklarından elde ettiği elektriğin tümü artık devlet tarafından satın alınacak.

Çin Ulusal Halk Meclisi’nin enerji yasasında yaptığı değişiklik uyarınca, özel sektörün rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından ürettiği elektriğin tamamının devlet santralleri tarafından satın alınması zorunlu kılındı. Yasaya aykırı hareket eden santrallere ise üreticilerin kaybının iki katına kadar ceza kesileceği kaydedildi. Yasa değişikliğinden rüzgar, güneş, su, hayvansal ve bitkisel atıklardan elektrik üreten şirketlerin faydalanacağı bildirildi.

Uzmanlar, yasa değişikliğinin önemine işaret ederek, yenilenebilir enerji yatırımlarının ivme kazanacağını belirtiyor.

Çin, 2009′da rüzgardan en çok enerji üreten üçüncü ülke oldu.

Ülkeyi dev rüzgar çiftlikleriyle donatmaya başlayan Çin, İspanya’nın yerini alarak, ABD ve Almanya’nın arkasına yerleşti. Ulusal Enerji İdaresi, Çin’in rüzgar enerjisinden elektrik üretme kapasitesinin 20 gigavata eriştiğini belirterek, ülkenin dünyanın en büyük üç rüzgar enerji üreticisinden biri haline geldiğini açıkladı.

Çin, enerji ihtiyacının yüzde 9′unu rüzgar, güneş, su gibi sürekliliği olan yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılıyor. 11′inci Kalkınma Programı çerçevesinde özellikle rüzgar enerjisi yatırımlarını hızlandıran ülke, 2020′de yenilenebilir enerjilerin toplam üretim içindeki payını yüzde 15′e çıkarmayı planlıyor. Çin, enerji ihtiyacının yüzde 70′ten fazlasını halen kömürden karşılıyor.

Çin, süper güç oldu mu?

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  17 Aralik 2009

cin otomobillerinin avrupa macerasiÇin süper güç “olur mu, olmaz mı” tartışmaları; “oldu mu, olmadı mı” boyutuna kaydı bile!

Princeton’un pek çok ülkeyi kapsayarak Ekim ayında yayımladığı küresel eğilimler anketinden çıkan sonuçlar, özellikle ABD’de tartışmalara neden oldu. Çünkü, Amerikalıların yarıya yakını Çin’in süper güç olacağına inanıyor. Dahası ise, Çin’in ekonomik gücünün en önde geldiğine inananların oranı yüzde 44′iken, ABD’ninkine inanan Amerikalıların oranının yüzde 24′e düşmesi!

Konu hiç şüphesiz çok tartışmalı, ancak ilk bakışta akla gelen, Amerikalıların krizin etkisiyle biraz fazla karamsar göründüğü, en azından şimdilik!

Amerikalı akademisyen ve yazarların kitaplarının ön yüzlerini de, kocaman yazılarla “Super Power” (Süper güç) içeren başlıklar kaplıyor. Kimisi “süper güç” sözcüğünün önüne/arkasına “kırılgan” kelimesini ekliyor, kimisi soru işareti koyuyor, kimisi “yeni” diyor…

Öte yandan, PEW anketinde Türkiye’yi atlamamak gerekir. Çin’in süper güç olarak “ABD’nin yerini” alacağına inanan Türklerin oranı yüzde 29,  Amerikalıların ise yüzde 33′ü Çin’in kendilerini geçeceğine inanıyor.

Ortaya çıkan durum, “kraldan çok kralcı olmak”  diye tanımlanabilir mi, sizlere bırakıyorum ama,  şu istatistikleri de atlamak istemeden:

Kanadalıların yüzde 52’si, Almanların yüzde 51′i, İngilizlerin yüzde 49′u;

Japonların yüzde 35′i, Hintlilerin yüzde 48′i, Güney Korelilerin yüzde 48′i;

Meksikalıların yüzde 47’si, Arjantinlilerin de yüzde 50’si Çin’in ABD’yi geçeceğine inanıyor.

Peki ya Ortadoğulular,

Filistinlilerin yüzde 40′ı, Lübnanlıların yüzde 36’sı, Mısırlıların ise yüzde 29′u…

PEW anketi kriter alınırsa, ABD’liler bile kendilerine  “stratejik müttefik”  Mısır ve Türkiye kadar güvenemiyor!

PEW anketinin yanında, haftaya düşen önemli haberlerden biri de son 10 yılın haber konularını tarayan Amerikan medya takip kuruluşu GLM’in yayımladığı sonuçlar oldu. Kuruluşun çeşitli algoritmalar ile 10 binlerce haberi tarayarak oluşturduğu listenin birinci sırasında, Çin’in yükselişi yer aldı. Üstelik, mesele ikinci sırada yer bulan Irak Savaşı’ndan 4 kat daha fazla konu edilmişti.

İşte onlardan biri de, Forbes dergisinde yayımlanan bir makale oldu. Makalede, Çin’in şimdiden bir süper güç haline geldiği savunuldu. Makalenin haberleştirdiğim  hali, Hürriyet gazetesinde şöyle yayımlandı:

Forbes dergisinde yayımlanan bir imzalı makalede, Çin’in süper güç olup olamayacağı ile ilgili tartışmalara atıfta bulunularak, Çin’in pek çok bakımdan zaten süper güç haline geldiği savunuldu. Buna göre, Çin’in süper güç statüsünün göstergesi olarak 2010′da belirginleşecek trendler öne sürüldü.

İlk olarak, ABD’nin ideolojik karşıtı olan Çin’in demokrasilerin işbirliği yapamayacağı İran ve Sudan gibi ülkeler ile petrol sağlamak amacıyla ortaklık yaptığı anlatıldı. Çin, buna karşın finansal kriz sırasında Fransa ve İngiltere gibi ülkelerle milyarlarca dolarlık kontratlar yaparak ABD’nin en yakın geleneksel müttefikleri üzerinde bile etkisini artırdı.

Makalede, Çin’in 100 milyar doları aşan karşılıklı ticaret ile Brezilya ve Ortadoğu ülkelerinin en büyük ticari ortağı haline gelerek, ABD’nin yerini aldığı vurgulandı. Öte yandan, Çin tarafından altyapısı örülen Afrika’da 750 binden fazla Çinli işçi bulunduğuna işaret edilerek, Başbakan Wen Jiabao ve Dünya Bankası yetkililerinin Afrika’da fabrikalar kurulması için görüşmeler yürüttüğü hatırlatıldı.

MARKA YARATMIYOR; HAZIR OLANI ALIYOR

Toyota ve Sony gibi markalar oluşturmanın onlarca yıl aldığını belirten Forbes, Çinli şirketlerin Batılı markaları satın alma peşine düştüğüne dikkat çekti. Dergide, Çinli firmaların geleneksel olarak fiyat rekabetine girdiğine değinilerek, bunun hızla değiştiği kaydedildi.

Makalede sabırsız ve agresif olarak nitelenen Çinli şirketlerin, küresel krizi kullanarak satın almalar ile küresel çapta genişlemelerini hızlandırmayı planladıkları ileri sürüldü. Nakit zengini Çinli şirketlerin hedef tahtasında ise özellikle ABD ve Avrupa bulunuyor.

ÇİN, ARTIK İNOVASYON KAYNAĞI

Çin’in teknolojik yenilik merkezi olarak ortaya çıkışı makalede bu ülkenin süper güç olduğunu gösteren başka bir işaret olarak değerlendirilirken, analistlerin Çinlilerin sadece kopyalamada başarılı olduğunu düşünmesine rağmen, bu durumun geçerliliğini kaybettiği savunuldu.

Çin, temiz teknoloji alanında risk sermayesinin başlıca adresi oldu. Çin hükümeti de çevre kirliliğinin yarattığı sosyal maliyetleri azaltmak için yenilenebilir enerji alanındaki yabancı yatırımları aktif biçimde destekliyor, hatta Çin ABD’ye bile rüzgar enerjisi teknolojisi ihraç etmeye başladı. Çinliler Texas eyaletinde dev bir rüzgar enerjisi çiftliği kuruyor.

Forbes’a göre, temiz enerji araştırmalarına her ay 9 milyar dolar harcayan Çin, gelecek 5 yıl içinde dünyanın rüzgar ve güneş enerjisinden en çok elektrik üreten ülkesi haline gelecek.

BEYİN GÖÇÜ TERSİNE DÖNDÜ

Bush yönetiminin zorlaştırıcı vize politikalarına gönderme yapan dergi, ABD ekonomisinin kötüleşmesiyle iyi eğitim almış Çinlilerin ülkelerine dönmeye başladığına dikkat çekti. Dergide, yurtdışında halihazırda eğitim gören Çinlilerin sayısının 1,5 milyondan fazla olduğu belirtilirken, 1980 ile 1990 arasında ABD’ye göç edenlerin Silikon Vadisi’nin gelişmesinde katkı sahibi olduğu vurgulandı.

Forbes, Çin’in ekonomik açıdan güçlenmekle kalmadığı, aynı zamanda politik gücünü küresel çapta kullanarak daha fazla sorumluluk aldığı görüşüne de yer verdi.

Kopenhag’da yapılan iklim konferansında hırçın tutumuyla öne çıkan Çin, küresel krize karşı işbirliği sürecinde G-20 içinde liderlik rolüne soyundu. Gelişmekte olan ülkelerin başını çeken Çin’in, G-20′nin zenginler kulübü G-8′in yerini almasında da önemli pay sahibi olduğu ifade edildi. Dergide, Çin’in Kuzey Kore’ye ilişkin çabaların da kilidi olduğuna değinildi.

Makalenin sonunda “Çin’in yıllardır yükselen bir dünya gücü olduğu konuşuluyor, oysa Çin pek çok bakımdan tam bir güç olarak ortaya çıktı” ifadesi kullanıldı. … >>>!

Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Copy Guarded by IamShekhar's WP-CopyGuard.