PMI Yetersiz, Asıl Gösterge Enerji Üretimi
Sadi KAYMAZ · 2 September 2010
PMI verileri yanıltıcı olabilirdi. Buna karşın, canlanmayı gösteren asıl veri elektrik üretimi oldu.
Çin’in elektrik üretiminde Ağustos ayında önemli artış gerçekleşti. China Securities Journal’ın bugün edindiği bilgiye göre, elektrik üretiminin geçen ay yıllık bazda yüzde 18′den fazla arttığı sanılıyor. Temmuz ayında artış yüzde 11,5 düzeyindeydi.
Artışın iki kaynağı var. 2009′da Temmuz ayına rastlayan aşırı sıcaklar, bu sene Ağustos’ta kendini gösterdi. Artışın asıl kaynağı ise, endüstriyel kullanımda kaydedilen yükseliş. Özellikle, ülkenin ana sanayi ve imalat merkezlerinde tüketimin keskin artışlar gösterdiği belirtiliyor.
Enerji üretiminde böylesi keskin bir artışın gerçekleşmesi, büyüme hızında yavaşlamanın ivme kaybettiğinin asıl işareti olur. Zira, dün açıklanan PMI verileri genişleme göstermesine rağmen, yükseliş mevsimsel etkilerden kaynaklandı. Olağan dönemsel artışların da gerisinde kaldı. Daha net ifadeyle, yükseliş oranı yalnızca 2008′in Ağustos ayına kıyasla yüksek.
Öte yandan, üretimdeki keskin yükseliş kömür talebine yansıyacaktır. Çin’de kömür fiyatları Haziran’dan bu yana küçük ölçekli düşüşler göstermişti.
Dünyanın en çok enerji harcayan ülkesi: Çin
Haber · 30 July 2010
Yıllardır hızlı ekonomik büyüme performansı gösteren Çin, 100 yıldan fazladır en çok enerji tüketen ülke sıralamasında lider olan ABD’yi geride bıraktı. Çin ise yapılan tahminin çok yüksek olduğunu belirtti.
Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Enerji Ajansı (IAE) tarafından yayımlanan bir raporda, Çin’in 2009 yılındaki toplam enerji tüketiminin 2.25 milyar ton petrole denk geldiğini açıkladı. Bu miktar, aynı dönemde 2.17 milyar tonluk enerji tükettiği belirtilen ABD’den yüzde 4 daha fazla.
Petrol cinsinden kullanılan bu ölçüm birimi, ham petrol, nükleer, kömür, doğal gaz ve yenilenebilir kaynaklardan elde edilen tüm enerjinin toplamını kapsıyor.
Elde edilen bu sonuç, son küresel krizin ABD’deki endüstri faaliyetlerine verdiği zararı göstermesi açısından da önemli bulunuyor. Çin ise aynı dönemde krizden daha az etkilenmeyi başararak, enerji tüketimin önceki yıllarda olduğu gibi iki haneli oranlarda yükseltmeye devam etti.
Ancak Çin’den gelen açıklamada yapılan tahminin çok yüksek olduğu kaydedildi. Çin Ulusal Enerji İdarasi Sözcüsü, Zhou Xian tarafından yapılan bu açıklamaya rağmen, Pekin enerji tüketiminin ne kadar olduğu ile ilgili kendi tahminini açıklamaktan kaçındı.
Bundan 10 yıl önce ABD’nin yarısı kadar olan Çin’deki enerji tüketiminin, şimdi ABD’yi geçmiş olması bu ülkedeki yüksek enerji talebini göstermesi açısından çarpıcı bir örnek oluşturuyor.
Çin’de enerji talebinin bu kadar çok olması diğer taraftan, 2007 yılında karbon salınımı konusunda ABD’yi geride bırakmasını da açıklıyor. Çin’de ihtiyaç duyulan elektrik enerjisinin büyük bölümü kömürden elde ediliyor. Kömür ise fosil yakıtları arasında doğaya en çok zarar veren maden olarak biliniyor.
Ancak kişi başına enerji tüketimi sıralamasında ise ABD liderliği bırakmıyor.
ABD petrol üretiminde de yine günlük 19 milyon varille, Çin’in uzak ara önünde yer alıyor. Çin’de günlük petrol tüketimi 9.2 milyon varil seviyesinde bulunuyor. Ancak birçok analist artan enerji verimliliği ve motorlu taşıtlar için getirilen yakıt düzenlemeleri nedeniyle, ABD’de petrol tüketiminin önümüzdeki yıllarda çok artmayacağını tahmin ediyor.
Çin’de Enflasyon Tedirginliği
Sadi KAYMAZ · 14 July 2010
Çin’in güneyinde haftalardır etkisini sürdüren şiddetli yağışların neden olduğu sellerin, tarımsal üretime büyük darbe vurduğu bildiriliyor.
Analistler, sebze ve meyve fiyatlarındaki önemli artışlara işaret ederek, yarın açıklanacak enflasyon rakamlarının yılın en yüksek düzeyine çıkacağına kesin gözüyle bakıyor.
Çin’in en büyük ekonomi ve finans portalı Hexun.com’un piyasa analistleri ile yaptığı anket sonuçlarına göre, tüketici fiyatları endeksinin %3,2 ila %3,5 arasında arttığı tahmin ediliyor.
Çin’de en hassas göstergelerin başında gelen enflasyonun bu yıl yüzde 3 düzeyinde tutulması planlandı. Kırmızı çizgi olarak nitelenen eşik, ilk kez Mayıs ayında geçilmişti.
Öte yandan, Çin’in enerji tüketimi, haziran ayında bir önceki aya göre yavaşladı. Çin Enerji İdaresi (NEA), enerji tüketimin geçen ay yüzde 14,14 yükseldiğini açıkladı.
Batılı iktisadi tezlerle, Çin’e reçete yazmak
Blog · 10 May 2010
Çin’de ekonomi aşırı ısınma sinyalleri veriyor. Başını alıp giden inşaat sektörü; bankacılıktan çeliğe kadar uzanan, en uzun endüstri zincirinin, en kritik halkasını oluşturuyor. Bunun yanı sıra, kilit sanayilerden otomotivde aşırı ısınma tehlikeli. Oto satışları, baz verilerin yüksekliğine rağmen, yıllık yüzde 40 dolayında artış gösterebiliyor. Özellikle, yolcu ve yük taşıtları satışlarında patlama var.
Enflasyon geçen ay beklentilerin altında geldi. Buna karşın, enflasyon artışının hızlanması kaçınılmaz. Öncelikle, yükselen hammadde fiyatları ile enflasyon ithal ediliyor. Artan işçi ücretleri ciddi enflasyon baskısı yaratıyor.Kuzeyi aylar boyu saran aşırı soğuk ve güneyini kavuran kuraklık gıda ürünleri kalemini şişiriyor. Para tabanında yüzde 20′ler ile ölçülen genişlemelerin yarattığı aşırı likidite, enflasyona davetiye çıkarıyor. Son olarak, geçen sene gerçekleşen negatif enflasyon rakamlarının düşük baz etkisiyle, enflasyonun tırmanması kaçınılmaz görünüyor. Hükümetin hedefi yüzde 3 dolaylarında. Buna karşın, pek çok kuruluş yüzde 4′ü aşabileceğini raporluyor.
Aşırı ısınma ve enflasyon beklentilerine karşı, sıkılaştırıcı politikalara kademeli olarak geçildi. Kredilerde sıkılaştırma var. Merkez, durmadan tahvil ihraç ederek, piyasadan likidite çekiyor. Zorunlu karşılıklarda 4 ayda 3′üncü artış gerçekleşti.
Bu şartlar altında, Çin’den beklenen faiz artırımı.
Çin’de Batı iktisadı bakımından gayri nizami olarak nitelenebilecek politika araçları aktif olarak kullanıyor.Örneğin, hükümet bankalara “kredileri 10 gün durdurun” diyebiliyor. Sektörün devlete ait 4 büyük dev bankası, salt finansal saiklerle hareket etmiyor. Bankalar, aynı zamanda politikası aracı. Öte yandan, faiz artırımı yerine, mikro düzeyde frene basılıyor. Örneğin, bankalara 3′üncü ev için “konut kredisi” vermeyin denebiliyor. Ya da, ikinci ev alıcıları %10 faizler mortgage almak zorunda kalabiliyor.
Ekonominin pek çok kesiminde, çeşitli bakanlık ve diğer yetkili organlar tarafından mikro ölçekli soğutma operasyonları yapılıyor.
Dolayısıyla, Batılı iktisadi gözlüklerle, “Çin’in hemen yarın faiz artırması lazım” diye uzunca zamandır teorik çıkarımlar yapan ekonomistler, ekonominin sosyalist mahiyetini unutuyor gibi görünüyor. Fakat, sosyalist piyasa ekonomisi hükümetlerinin elinde, Batılı karşıtlarından daha fazla para ve maliye politikası aracı bulunuyor. Çin, Amerikan ekonomisinin işlediği gibi işlemiyor.
Gelelim, dışardan bakınca, ziyadesiyle gecikmiş gibi görünen faiz artırımının zamanlamasına.
Herşeyden önce, mikro düzeyde alınnan kısmi soğutma tedbirlerinin işe yaradığı görülüyor (Örneğin, Konut fiyatları artışı durdu). Buna karşın, enflasyon baskısı ağırlığını giderek artıyor. En önemlisi, varlık balonları tehlikesi sürüyor. Aşırı ısınma dinamikleri altan alta işliyor.
Bu şartlar altında, Merkez Bankası en fazla iki ay daha enflasyon verilerini bekleyebilir. Çünkü, enflasyonun gerisinde kalan 2.25 düzeyindeki tasarruf faizleri, reel faizleri eksiye çevirmiş durumda.
Bugünlerde yayımlanacak Nisan verilerinin beklenenden önemli oranda sapması ise, faiz artırımını ivedi hale getirebilir. Son olarak, komünist parti yayın organı Halkın Günlüğü’nde çıkan bir köşeyasında, faiz artırımına işaret edildiğini de belirtmeden geçmemek gerekir.
Kissinger, cevher savaşlarında arabulucu
Haber · 4 April 2010
1971 yılında Mao ile gizlice buluşarak ABD ile Çin arasında köprü kuran Henry Kissinger, bu kez maden savaşlarını bitirmek için devreye girdi.
Avustralyalı madencilik devi Rio Tinto’nun Çin ile bozulan ilişkileri onarmak amacıyla ünlü Amerikalı diplomat Henry Kissinger’ı araya soktuğu iddia edildi. Sidney Morning gazetesi, Kissenger’ın Rio Tinto adına Çin’in uluslararası sorunlarında en etkili isimlerinden olan Başbakan Yardımcısı ve Politburo üyesi Wang Qishan ile bir görüşme gerçekleştirdiğini bildirdi.
Avustralya ile Çin arasındaki ilişkiler, Çin’in en büyük alüminyum şirketi Chinalco’nun Rio Tinto’nun yüzde 14′lük hissesini 19,5 milyar dolara almasına ilişkin anlaşmaya Avustralya tarafından onay verilmemesiyle gerilmişti. Chinalco’nun demir cevheri kaynaklarını hedeflediğine inanan çevreler, alımın stratejik amaçlarla yapıldığını savunuyordu.
Demir Cevheri Savaşları
Çin ekonomisi için çeliğin ham maddesi demir cevherinin hayati önemi bulunuyor. Ülkenin gerçekleştirdiği endüstri devrimini besleyen çelik fabrikaları ise son 2 yıldır demir cevheri fiyatları konusunda 3 küresel madencilik devi ile soğuk savaş yürütüyor.
Madencilik devlerinin Japon çelik üreticileri ile yaptıkları yıllık kontratların eşik olarak kabul edildiği demir cevheri fiyat sistemini Çinliler kabul etmiyor. Dünya çelik üretiminin neredeyse yarısını gerçekleştiren Çinliler, değişen dengelere uygun olarak fiyatı kendilerinin belirlemesi gerektiğine inanıyor. Son 2 yıldır Çin ile madencilik devleri arasında anlaşma sağlanamıyor oluşu ise, Çinli fabrikaları spot piyasadan daha yüksek fiyata alım yapmak mecburiyetinde bırakıyor.
Görüşmeler Başlıyor
Analistler, Kissinger’ın yeni fiyat görüşmelerinin arifesinde sahneye çıktığına dikkat çekiyor. Zira, dünyanın en büyük demir cevheri üreticisi Brezilyalı Vale ile Japonya arasında geçen hafta anlaşma sağlandı. Önümüzdeki yıl demir cevheri fiyatının iki katına çıkaran anlaşma ise Çinlilerin canını sıkıyor.
Geçen yıl 630 milyon ton demir cevheri ithal eden Çinli çelik fabrikalarının bu yıl talebi daha da artırması bekleniyor. Uzmanlar, mevcut fiyatları kabul etmesi halinde Çin’e çıkacak ithalat faturasının ikiye katlanarak 100 milyar dolara yaklaşabileceğine işaret ediyor. Demir cevherinin stratejik önemi ve yüklü faturası ise Çin’i görüşmelerde agresif tutum almaya zorluyor.
Amerikan yüzyılından sonra Çin yüzyılı!
Blog · 26 February 2010
İngiliz, Amerikan ve Çin yüzyılları! Öncesi de var, sonrası da olacağı gibi…
İmparatorluk ya da süper güçlerin en büyük dayanağı şüphesiz ekonomi. Avrupa ve Doğu Asya tarihin en büyük yıkımlarını yaşarken, dünyanın üretim üsleri haline gelen ABD ve Sovyetler geçen yüzyıla damga vurmuştu. Üretim, yani ekonomi, aynı zamanda ülkelerin askeri, siyasi, teknolojik ve kültürel güçlerinin çapını da çiziyor.
Nitekim, Çin’de de ekonomi önden giderken, Çin’in diplomasisini, ordusunu ve teknolojik kabiliyetlerini de yukarı doğru çekiyor.
Öte yandan, Çin elbette süper güç olmaktan şimdilik uzak. Ancak süper güç olma yolunda ilerlediği de şüphesiz. Bu noktada, ekonomileri 5 trilyon doları aşarak başa baş haline gelen Çin ile Japonya’ya biraz göz atmakta fayda var.
Son 40 yıldır ABD ekonomisini takip eden Japonya, Çin ekonomisi tökezlemediği takdirde bu yıl yerini Çin’e bırakacak.
Çin, Japonya’dan 20 kat daha fazla toprağa, 10 kat fazla nüfusa sahip. Sahip oldukları tabii kaynakların mukayesesi bile mümkün değil.
Japonlar kişi başı 40 bin dolardan fazla gelir seviyesine sahipken, Çinliler 4 bin doları yeni aşıyor.
Japonya mucizesinin arkasında ise verimlilik yatıyor. Japonlar 1 litre petrol ile 10 dolarlık değer yaratırken, Çinliler kullandıkları her 1 litre petrolden 2 dolarlık değer bile çıkartamıyor.
Buna karşın, tarihin en zor ekonomik mucizesini yaratan çalışkan insanların ülkesi Japonya artık limitlerine ulaşmış durumda. Buna karşın, Çin değişiyor. Daha doğru bir anlatımla, dünyanın en dinamik ülkesi olarak durmaksızın dönüşüyor. Çin’in dinamizmi, 10 yıl önce öbür süper güç adayı gösterilen Hindistan’ı cüce bırakacak kadar büyük. (Örneğin Çin’in bir kaç eyaleti bile Hindistan kadar üretiyor…)
Türkiye bu dönüşümün yeni yeni farkına varırken, ülkelerinin küresel ekonomideki etkisinin azaldığına inanan ABD’liler, çoktandır 21’inci yüzyıla yön verecek ülkenin Çin olduğunu düşünüyor. Hürriyet gazetesinden:
Washington Post gazetesinin ABC News kanalıyla ortaklaşa gerçekleştirdiği bir ankete katılanların yarısına yakını, ekonomik açıdan ABD ile Çin’in başa baş yarışacağına inanırken, ülkelerinin dünya meselelerindeki etkinliğini kaybettiğini düşünüyor.
ABD ile Pekin arasındaki gerilimin had safhaya çıktığı bir dönemde açıklanan anket, ülkedeki diğer araştırma şirketleri Gallup, Pew Research Center’in son çalışmalarıyla paralellik gösterdi.
Bu anketlerinin sonucunda da, ABD’lilerin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma yolunda önemli adımlar atan Çin’in bu yükselişinden büyük endişe duyduklarını ortaya çıkarmıştı.
Washington Post, anketin sonuçlarına yönelik hazırlanan bir haberde, ABD’lilerin dünyanın en güçlü ekonomisi olduğu yönündeki fikirlerini geçen on yıl içinde değiştirdiklerine dikkat çekildi.
ABD’liler 2000 yılında yine Gallup’ın yaptığı bir araştırmada dünyanın en güçlü ekonomisi olarak kendi ülkelerini gösteriyordu. Ancak son anketler Çin ile ABD’nin bu unvan için kıyasıya yarıştığını ortaya koydu.
KORUMACILIĞI DESTEKLİYORLAR
Analistler ise ABD’lilerin Çin’in yükselişinden pek memnun olmamalarının iki ülke arasındaki ilişkilere etki edebileceğini düşünüyor. Anket sonuçları ise vatandaşların ticari korumacılığı desteklediğini gösteriyor.
ABD’liler aynı zamanda ülkelerindeki Çinli çalışan sayısının artmasından da şikâyetçi. Washington Post’un çalışmasına katılanlardan biri olan Annetta Jordan, ekonomik gücün ülkesinden Çin’e geçişine kendi gözleriyle şahit olduğunu söylüyor.
Jordan, 1990’lı yılların başında çalıştığı cep telefonu fabrikasına Çinli çalışan akını yaşandığını ve bir noktadan sonra kendilerini bu kişileri eğitirken bulduklarını söylüyor.
Jordan aynı zamanda “Bütün zenginliğimizi Çin’e aktarıyoruz. Bu bizim için hiç de iyi bir şey değil” diyor.
JAPONYA’DAN SONRA ÇİN
Pew Araştırma Merkezi Başkanı Andrew Kohut, şu anda Çin için endişeli olan ABD’lilerin bundan 30 yıl önce de benzer endişeleri Japonya için benimsediklerine dikkat çekiyor. Kohut, “Japon bir şirket Rockefeller Center’i satın aldığında, bütün ABD’liler çılgına dönmüştü. O zaman yaptığımız anketlerde, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomisi olup olmayacağını sorduğumuzda, katılımcıların hemen hemen hepsi “evet” cevabını vermişti” diyor.
Johns Hopkings Uluslararası İlişkiler Okulu öğretim üyesi profesörü Davd M. Lampton, ABD’lilerin kendi ülkelerinden memnun olmadığı zamanlarda diğer ülkelerden de tedirgin olduğuna dikkat çekiyor ve “Böyle zamanlarda korumacılık baskılarını artırırlar. Bu gelişmeler ABD ile Çin arasındaki ilişkiye zarar verir. ABD’liler her zaman ülkelerine zarar verecek büyük, hızlı değişen ve sonunu tam olarak kestiremedikleri şeylerden tedirgin olmuşlardır. Çin de bütün bu tanımlamalara uyuyor” diyor. … >>>!
Çin, İran’dan fazla petrol üretti
Haber · 14 February 2010
Dünyanın en çok petrol tüketen ikinci ülkesi Çin, petrol üretiminde İran’ı geçti.
Çin Toprak ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çin’in 2009′da Rusya, Suudi Arabistan ve ABD’nin ardından dünyanın en büyük 4′üncü büyük petrol üreticisi haline geldiğini açıkladı. Çin Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu verilerine göre, geçen yıl 189,4 milyon ton ham petrol çıkartıldı. Dünya petrol üretiminin yüzde 5,4′üne tekabül eden üretimine rağmen, ülkenin petrol ihtiyacının yüzde 52′si geçen yıl ithalat aracılığıyla karşılandı.
Çin’in ham petrol üretimi son 3-4 yıldır petrol üretimi 180 ila 190 milyon ton arasında gerçekleşiyor. Yıllık üretimi artışı yüzde 1-2 düzeyinde. Diğer taraftan, mevcut yatırım ve rezervler göz önüne alındığında, 2015 yılına kadar üretimin 200 milyon tona ulaşması zor görünüyor. Bu da 250 milyon tonun üstünde petrol üreten ABD’yi yakalamanın mümkün olmayacağı anlamına geliyor.
Öte yandan, ham petrol üretim hızı talep artışının çok gerisinde kalıyor. Çin’in petrol ithalatı yüzde 50′yi ilk kez 2009 yılında aştı. Uluslararası kabullere göre, petrolde dışa bağımlılık oranının yüzde 50′yi aşması ulusal güvenlik riski olarak algılanıyor. Bağımlılığın 2020′den sonra yüzde 70′e yaklaşması bekleniyor. (Japonya ve Kore ekonomilerinin petrolde dışa bağımlılıkları çok daha ciddi boyutlarda. Bu yüzden, Uzakdoğu’nun 3 güçlü ekonomisi Nijerya’dan Angola’ya pek çok ülkede petrol havzaları peşinde koşuyor.)
ABD merkezli Petrol ve Gaz Dergisi verilerine göre, Rusya 476 milyon ton ham petrol üretimi ile dünyanın en büyük üreticisi konumunda bulunuyor. Rusya’yı 410 milyon ton ile Suudi Arabistan ve 267 milyon ton ile ABD takip ediyor.
Kömür zengini Çin, Avustralya’dan 20 yıl kömür ithal edecek
Blog · 8 February 2010
Çin finansmanı sağlayacak, altyapıyı kuracak, üstüne ihraç demiryolunu bile inşa edecek… Avustralya ise karşılığında Çin’e 20 yıl boyunca kömür ihraç edecek.
Avustralyalı madencilik şirketi Resourcehouse, Çinli enerji santrallerine 20 yıl boyunca kömür sağlanmasını öngören 60 milyar dolarlık anlaşmaya imza attığını duyurdu. Sözleşme uyarınca, 2014′ten itibaren Çin’e yılda 3 milyar dolar tutarında 30 milyon ton kömür ihracatı gerçekleştirilecek.
Queensland eyaletinde bulunan büyük bir havzadan çıkarılan kömür, Çin Enerji Yatırım Kurumu’na (CPI) satılacak. Anlaşma, aynı zamanda Avustralya’lı bir şirketin bugüne kadar yaptığı en büyük ihracat sözleşmesi olarak da niteleniyor.
Finansman ve altyapı Çin’den
Anlaşma kapsamında işletilmesi öngörülen Galilee kömür havzasında gerçekleştirilecek altyapı yatırımrımları finansmanının büyük kısmı Çin’den sağlanacak. Resourcehouse, Çin Eximbank’ının proje için gerekli 8 milyar dolarlık yatırımın 5,6 milyar dolarlık kısmını finanse edeceğini bildirirken, projenin 6 bin kişiye iş olanağı sağlayacağını belirtti. Altyapı ve 500 km’lik demiryolu inşasını öngören ihaleyi de Çinli bir şirketin aldığını belirtelim.
Çin basınına göre, ithal edilen kömür Çin’in doğu, kuzey ve orta bölgelerinde bulunan pek çok termik enerji santralinde elektrik üretimi için kullanılacak.
Çin’in kömür yatakları bakımından zengin bir coğrafya olduğu hatırlatmadan geçmeyelim. Ancak sert kış koşulları, kömür üretiminin sosyo-ekonomik ve çevresel maliyetleri ile kömür kalitesi gibi faktörler Çin’i kömür ithalatına da yöneltiyor.
Yurtdışı maden alımlarına 32 milyar dolar
Çin, geçen yıl yurtdışında satın aldığı petrol, bakır, demir cevheri madenleri için 32 milyar dolar harcadı.
Çin’in enerji ve hammadde ihtiyacının altını çizmeye gerek yok. Ülkenin yeraltı kaynaklarına olan ilgisi kaçınılmaz şekilde artarak devam edecek. Çinli şirketlerin geçen yıl Avustralya’daki çinko madenlerinden Nijerya’daki petrol kaynaklarına, Şili’deki bakır yataklarından Moğolistan’daki kömür madenlerine kadar uzanan yelpazede fiyatı düşen pek çok madeni satın almıştı. … >>>!
Çin’in süper tankeri suya indi
Haber · 31 January 2010
Çinliler, Ortadoğu’dan 20 günde getirdiği petrolü, 24 saatte boşaltabilen dev gemiyi suya indirdi. Gemi bir uçak gemisinin 3 kat büyüklüğünde ve 330 ton petrol taşıyabiliyor.
Çin’in Guangzhou şehrindeki bir tersanede inşa edilen 333 metre uzunluğunda, 60 metre genişliğindeki petrol tankeri suya indirildi. 330 bin ton ham petrol taşıma kapasitesi bulunan tanker, saatte 30 kilometre hızla yol alabiliyor.
Korsanlara karşı su topları fırlatabilen savunma sistemine sahip geminin, ileri navigasyon sistemi sayesinde günün 24 saati otomatik pilotta yol alabildiği ve acil durumlarda devreye giren alarm sistemi aracılığıyla 35 saniye içinde dünyanın her yerine bulunduğu koordinatları ulaştırabildiği belirtildi.
Xinpuyang adını taşıyan geminin kaptanı Feng Wangyuan, tankerin tamamen yerli teknoloji ile üretildiğinin altını çizdi.
Çin’in petrol ithalatının yüzde 80′inin yabancı bandıralı tankerler aracılığıyla yapıldığı göz önüne alınırsa, Xinpuyang’ın Ortadoğu’dan 20 günde getirdiği petrolü, 24 saat içinde tamamen boşaltma yeteneğine sahip oluşu kritik önem taşıyor.
Çin, Geçen yıl 204 milyon ton petrol ithal etti. Petrol tüketiminde ithalatın payının ilk kez yüzde 50′yi geçmesi ise, enerji güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendiriliyor.
Dünya değişiyor…
Blog · 30 January 2010
ABD’de yatırımlarını artırmak isteyen “komünist” Çin, ayrımcılık ve bürokrasiden şikayetçi…
Çin Yatırım Fonu (CIC) Başkanı Lou Jiwei, Asya Finans Forumu’nda yaptığı konuşmada, ABD’de yatırım yapan Çinli kurumlara yönelik incelemelerin gevşetilmesini istedi.
Çin’in döviz rezervlerinin 300 milyar dolarlık kısmını yöneten varlık fonunun başkanı Lou, CIC’nin bir Amerikan şirketinin hisselerinin küçük bir kısmının satın almak istediklerini, buna karşın anlaşmanın ayrı Amerikan otoritesinin onayından geçmek zorunda olduğunu belirterek, “ABD’nin dış yatırımlara yönelik bürokrasiyi azaltıp azaltamayacağını merak ediyoruz, sadece eşit muamele istiyoruz” diyerek ayrımcılıktan yakındı.
CIC, geçen ay ABD’nin en büyük rüzgar enerjisi şirketlerinden AES Corporation ile yüzde 15′lik hissesinin 1,85 milyar dolara alımı konusunda anlaştığını duyurmuştu.









