Çin ekonomisinin kader düğümleri
Sadi KAYMAZ · 27 August 2010
Çin’in iki asırlık makus talihi, 32 yıl önce başlayan dışa açılma ve reformlar (gaigekaifang – 改革开放) ile değişti. Gaigekaifang’ın sembollerinden küçük balıkçı kasabası Shenzhen, özel ekonomik bölge ilan edilişinin 30′uncu yıldönümünü, kalkınan Çin’in parlayan aynası olarak dün kutladı. Eskinin bu balıkçı kasabası, 14 milyonu aşan nüfusu ve 11 bin dolarlık kişi başı geliri ile bugünün en hızlı kalkınan ve zenginleşen kentlerinin başında geliyor.
Shenzhen’in ayna tuttuğu ülke ekonomisi, 2009 yılında 34 trilyon yüeni aşan hasıla yarattı. Küresel ekonomi pastasının kabaca yüzde 9′lik dilimini oluşturdu. İkiz fazlalarla kabardıkça kabaran döviz rezervleri 2 trilyon 500 milyon dolara dayandı. Borç içinde yüzen Amerikan ekonomisinin en büyük kreditörü oldu. Almanya’yı geçerek dünyanın en büyük ihracat ülkesi haline geldi. Küresel krizin ardından yüzde 2,2 daralan küresel ekonomiye, yüzde 9,1 genişleme ile katkıda bulundu. Japonya’yı geçerek ABD ekonomisinin arkasındaki yeni konumuna oturdu.
Geride kalan 30 yılda daha nice göz kamaştırıcı başarıya imza atan ülke, bugün tehlikeli belirsizlik ve risklerin girdabına girdi. Kişi başı milli gelirinin Japonya’nın 10′da 1′i bile olmayışı gerçekliğinin mutlak bilincine sahip. Kalkınma yolunda edinilen kazanımların bu belirsizlik ve risk ortamında kaybedilme korkusu açıkça dillendiriliyor.
Bu koşullar altında, “taşları hissederek nehri geçmekte olan” (摸着石头过河) Çin ekonomisinin akıntıya sürüklenmesi işten bile değil. Bu yüzden Çin’in ayaklarına dolanan düğümleri çözebilme yeteneği, ülkenin karşı kıyıya varmasında hayati rol oynayacak.
PARA POLİTİKASI DÜĞÜMÜ
Çinli karar vericiler, öncelikle gevşek para politikasının nasıl terk edileceği noktasında düğümleniyor.
2010′un ilk yarısında finans ve ekonomi dünyası ile Merkez Bankası (央行) koridorlarında en çok kafa yorulan konuların başında faiz artırımı ikilemi geliyor.
Hindistan, Brezilya, Avustralya, Kanada ve Güney Kore gibi ekonomiler 2010 yılında faiz artırımına gitti. ABD, Avrupa Birliği ve Japonya’dan ise şimdilik faiz artırımı çıkmadı.
Faiz artırımını er ya da geç kaçınılmaz kılan etkenler ise ülke içi koşullardan kaynaklanıyor. Büyüme hızı yavaşlıyor. Küresel krizde devre dışı kalan ihracat motorunu ikame eden inşaat sektörü, emlak balonu tehlikesi yüzünden uygulamaya konulan sert önlemlerin ağır darbesini yedi. 2010′un ilk çeyreğinde kaydedilen yüzde 11,9 büyümenin, son çeyrekte 8′e düşmesi bekleniyor. Dıştan ihracatı, içten sabit yatırımları zayıflatan koşullar, ekonominin devinimsiz kalma ihtimalini giderek arttırıyor.
Gevşek para politikasının yol açtığı enflasyon baskısı ise, ekonomistlerin uykularını kaçıracak kadar ağırlaştı. “İstikrar” sözcüğünün ülkedeki hayati anlamı düşünüldüğünde, sosyo-politik istikrarsızlık unsurlarını beraberinde getiren enflasyon tehlikesi, geçen ay kapıyı çaldı bile. Temmuz ayı enflasyonu, yüzde 3 olarak belirlenen kırmızı çizgiyi geçerek yılın en yüksek düzeyine, yüzde 3,3′e çıktı. Rusya krizi ile aşırı yağış ve sellerin tarımsal ürün fiyatlarında yarattığı patlamanın etkisiyle, enflasyonun ağustos ayında yüzde 4′e kadar çıkabileceğinden endişe ediliyor.
Bu noktada faiz artırımının zamanlaması kritik öneme sahip: erken faiz artırımı büyümeye zarar verebilir. Geç kalınması ise, ekonominin kendisini enflasyon çıkmazında bulması ile sonuçlanabilir.
EMLAK DÜĞÜMÜ
Emlak balonunun yarattığı patlama tehlikesi, bahar aylarına kadar “çöküş” (崩溃) teorisyenlerinin ekmeği oldu. Tehlikenin tüm çıplaklığıyla belirmesinin artından, nisan ayında Kabine’den (国务院) son derece sert tedbir paketi çıktı. Geride kalan aylarda, konut fiyatlarında beklenen düşüş gerçekleşmese de, konut balonu büyümeyi durdurdu. Yüzde 12′ye dayanan konut fiyatları artışı, son olarak geçen ay yüzde 10,3′e yavaşladı.
Bu koşullar altında, konut balonu sönmüş değil. Buna karşın, inşaat piyasasının yavaşlaması ekonominin yeni dinamosu sabit yatırımlara büyük darbe vuruyor. İnşaat sektörünün odağında yer aldığı sayısız sanayi dalı da bu darbeden payını alıyor. Haliyle ülkenin en büyük önceliklerinden istihdam da yara alıyor.
Arazilerin tümünün devlet mülkiyetinde bulunduğu sosyalist rejimde, yerel hükümetlerin en büyük gelir kapısını inşaat şirketlerine toprak transferi (土地出让) oluşturuyor. Sektör, böylece yerel yönetimleri de besliyor. Toprağın geçici mülkiyetini 70 yıl gibi sürelere devralan dev müteahhitlik firmaları, ekonominin kalbinin atmasını sağlıyor.
Dolayısıyla, emlak tedbirlerinin uzun süre yürürlükte kalması ya da daha sıkılaştırılması ekonominin kalbinin durmasına yol açabilir. İnşaat sektörün çökmesi, finanstan çelik piyasasına kadar sayısız endüstride domino etkisi yaratacak ve hiç şüphesiz sonunda ekonomi yere çakılacaktır. Aksi durumda ise, inşaat sektörünün emlak balonunu patlatması ile ekonomi büyük çöküş (崩溃) teorileri gerçeğe dönüşecektir.
YATIRIM ODAKLI EKONOMİDEN TÜKETİM ODAKLI EKONOMİYE GEÇİŞ
(Güncellemeler devam edecektir…)
Sadi Kaymaz tarafından yazılmıştır. Yazar ve site adı belirtilerek, etkin link vermek kaydıyla alıntı yapılabilir.
Kayıp Kuşağın İşçi Çocukları; Çin’de İşgücü Başkalaşımı
Blog · 22 June 2010
Çin’de kayıp kuşakların işçi çocukları, “yaşamak” istiyor
Çin tarihinin en türbülanslı ve trajik dönemlerinden biri olan Kültür Devrimi’nden sonra başlayan dışa açılma ve reform sürecinde, Çin ekonomisi hızla kalkınmaya başladı. Kalkınmanın arkasında ise, köylerinden endüstrileşen kıyı eyaletlerine göç eden on milyonlarca işçi bulunuyordu.
Son derece ağır çalışma koşullarında, tabiri caizse gece gündüz alın teri döken işçilerin ortak amacı, köylerinde bıraktıkları aileleriydi.
Bu amaç uğruna yaptıkları, aslında kendi yaşamlarını feda etmekten başka bir şey değildi.
Bebekleri aç kalmasın, ana-babaları hekim görsün, kardeşleri okusun diye; kimi zaman inşaat işçisi, kimi zaman üretim bandında robot oldular… Yatakhanelerde yatıp, bir tas pilavla doydular…
Aklıselimini kaybeden komünist Kültür Devrimi’nin yarattığı kayıp kuşağa, bu kez vahşi kapitalist endüstriyel devrimin yarattığı kayıp kuşak eklendi.
Bu kuşaklar, “her türlü zorluğa göğüs gerebilen” insanlar oldular. Bu anlama gelen, Çince’de “acıyı yiyebilmek” denen “chiku”, işte bu yüzden kayıp kuşakların en büyük hazinesi oldu.
Dünyanın fabrikasında bugün ter dökenler ise, işte kayıp kuşakların çocukları…
Çince’de “80 sonrası” denen bu kuşak, şimdilerde “yaşamak istiyorum” diye haykırıyor.
İşgücünün artık çoğunluğunu oluşturan yeni kuşak göçmen işçilerin kendilerine özgü karakterleri, özgürlük anlayışları ve bağımsız ruhları var.
Ana-babalarının aksine, sorumlulukları kendilerinden ibaret. Her birinin farklı saç kesimleri, giyim tarzları, renkleri var. Amaçları kentli yaşıtları gibi giyinmek, eğlenmek, cep telefonu kullanmak, aşık olmak…
Çinli patronlar, işte bu kuşağın ağırlığını her geçen gün omuzlarında daha fazla hissediyor. Çünkü, bu işçiler dinlenmek, tatil yapmak, fazla mesaiden kaçınmak, gezmek… yani insan olmak, “yaşamak” istiyor.
İşte bu yüzdendir ki, bu kuşak, sanıldığının aksine ücretleri hayli yüksek olan, kapısında binlerce işsizin kuyruk olduğu İphone üreticisi Foxconn’un yatakhane binalarından kendini ölüme atıyor.
Foxconn yönetimi, en düşük ücretimiz 131 dolar, konaklama ve yemeği üstleniyoruz… Psikologlarımız, spor sahalarımız var diyor… Ama, gencecik işçiler, yine de kendilerini ölüme bırakıyor!
Çünkü, genç işçiler üretim bandının yanında aynı hareketi soluksuzca binlerce kez yapmaya isyan ediyor… Gururları şefler tarafından azarlanmayı kaldırmıyor… Basketbol sahasında oynayabilecek zaman istiyor… Yorgunluğu kaldıramayan vücuduna isyan ediyor… Hayatın anlamının bittiği yerde, kendi yaşamları anlamsızlaşıyor.
GENÇLER NEDEN KENTİ SEÇİYOR
Çin’de yaşanan toplumsal başkalaşımı sayılı satırlara sığdırmak olanaksız. Bu açıdan, kitaplara konu olması gereken başka bir olgu da, 20-30 yıl önce göçmen işçilerin çaresizlikten terk ettiği toprakların da artık ekonomiye entegre olmaya başlaması.
80 Kuşağı işçiler, ülkenin iç kesimlerindeki kendi memleketlerinde de artık iş bulma ve para kazanma olanağına sahipler. Shenzhen, Pekin, Shanghay gibi metropollerdeki hayat pahalılığı göz önüne alındığında, taşrada yaşam daha cazip hale bile gelebiliyor.
Dolayısıyla, endüstriyel kıyı bölgelerine göç eden işçilerin sayısı da önemli ölçüde azalmış durumda. Hatta, küresel kriz nedeniyle işini kaybeden milyonlarca göçmen işçi, hayat pahalılığı nedeniyle kıyı bölgelerine geri dönmek istemiyor. Dönenler de, daha fazla sosyal hak, daha fazla ücret talep ediyor.
Çin İnsan Kaynakları Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “İkinci Kuşak Göçmen İşçiler” raporunda, 80 Kuşağının kente göç arzularının arkasında yatan başlıca nedenler analiz edilmiş. Yapılan ankete göre, yeni kuşak işçilere neden kentli olmak istedikleri sorulmuş, cevaplar şöyle:
%59,8 – Kentlerde yaşam standartları daha yüksek
%36,4 – Taşrada sorumluluklar daha ağır
%36,3 – Çocuğum kentte daha iyi eğitim alabilir
%28,8 – Kentte emekli aylıkları daha yüksek
Genç köylü işçiler, Çin’in üretim topografyasında da köklü değişiklikler meydana getiriyor, istihdam ve yönetim modelleri değişiyor, sosyal hak ve özgürlük talepleri artıyor. İşgücü hareketliliği üst düzeye çıkıyor.
Dolayısıyla, ücret artışına dünden razı olan Çinli patronlar, işçi bulamamak, bulunca tutamamak, tutsa da köle gibi çalıştıramamak gibi dertlerle (!) boğuşuyor.
İşgücünde meydana gelen derin başkalaşım ile ilgili Çince’den bazı çeviriler yaparak yayımlayacağımı belirterek, sağlıcakla kalın.
Sadi Kaymaz tarafından yazılmıştır. Yazar ve site adı belirtilerek, link vermek kaydıyla alıntı yapılabilir.
Çin zorunlu karşılıkları artırdı, faiz rafa mı kalktı ?
Sadi KAYMAZ · 4 May 2010
Zorunlu karşılık düzenlemesi, faiz artırımının yerini tutmaz
Kaynak: Zhongzheng Wang Çeviri: Sadi Kaymaz
SWS Araştırma Enstitüsüne göre, gerçekleştirilen 3′üncü zorunlu karşılık oranı artışının 2 temel nedeni var: Birincisi aşırı likiditenin emilmesi. İkincisi, aşırı ısınan ekonominin engellenmesi.
Yılın ilk çeyreğinde verilen kredilerin, öngörülen miktarı 300 milyar yuan aşarak 2,6 trilyon yuane ulaştığını belirten SWS Research, ikinci çeyrekteki sıkılaştırmanın, yılın geri kalan yarısındaki kredilerin %60 düzeyinde tutulmasına katkı sağlayacağını sağlayacağını kaydetti.
Öte yandan, doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve dış ticaret fazlası miktarı düşülünce boyutları 70 milyar dolara ulaşan sıcak para hacmi, likidite baskısını ağırlaştırıyor. Açık piyasa araçlarından biri olan zorunlu karşılık oranları, banka fonlarının bir kısmını alıkoyabilir ve yeni kredi verme kapasitesini sınırlayabilir. 50 baz puanlık artış, 300 milyar yuanlik banka fonunu zapt edebilir.
Yılın ilk çeyreğinde GSYİH artış hızı %11,9′a çıktı. Merkez Bankasının mevsimsel etkilerden arındırılmış tahminine göre, büyüme hızı %12,2′yi buldu ve potansiyel büyüme oranını geçti. Kömür, elektrik, petrol ve taşımacılık boyutunda henüz bir arz yetersizliği ortaya çıkmasa da, çıktı miktarı potansiyel üretimi eğrisinin üzerine çıktı. Tüfe artışı beklenenin altında gerçekleşti. Buna karşın, özellikle hammadde ve yakıt fiyatlarındaki artışlar, TEFE’nin hızlanma ivmesini kuvvetlendiriyor. Enflasyon baskısındaki artış açıkça görülüyor.
Bu şartlar altında, zorunlu karşılıklar ayarlaması likiditeyi sınırlayarak, ekonomide ortaya çıkan aşırı ısınma engelleme amacını taşıyor.
SWS Research’e göre, yıl sonuna kadar zorunlu karşılık oranlarında bir puanlık artış alanı daha bulunuyor. Niceliksel bir düzenleme aracı olan zorunlu karşılıklar ile niteliksel düzenleme enstrümanı faiz oranları birbirinin yerini tutamaz.
GSYİH, yatırım, Tüfe, krediler ve para arzını kapsayan 5 temel faktör göz önüne alındığında, faiz artırımının kaçınılmaz olduğu bir sürece girildiğini kaydeden SWS Research, buna rağmen artırımın Temmuz’dan önce gerçekleşmeyeceğini savundu.
Faiz artırımının ideal zamanlamasını değerlendiren enstitü; ilk çeyrekteki %11,9′luk büyüme hızı ve %26′lık sabit sermaye yatırımlarının yüksekliği, öngörülen miktarı 300 milyar yuan aşan kredileri, %17 olarak planlanan M2 artışının %22′yi bulmasını, beklentilerin altında gerçekleşse de güçlenen enflasyon baskısını gibi faktörleri önceleyecek 2′inci çeyrek verilerinin açıklanmasının ardından, faiz artırımı için en uygun zeminin oluşacağını kaydetti.
Sadi Kaymaz tarafından Çince orjinalinden çevrilmiştir. Link vermek kaydıyla referans gösterilebilir.
Çinli ekonomistlerin kafası karışık
Sadi KAYMAZ · 28 April 2010
Analistlerin faiz artırımının zamanlaması konusunda oldukça farklı görüşleri var.
Kaynak: China Securities Journal (Çince) Çeviren: Sadi Kaymaz
Çin’in para politikasının yönüyle ilgili görüşlerin dillendirilmesine rağmen, 24 Nisan Cumartesi günü kafalar iyice karıştı. Merkez Bankası’nın 3 yetkilisinden aynı gün çıkan 3 farklı cümle:
Önce, Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan (Cou Şiaoçuan) Washington’da konuştu: “Çin, fiyatların gidişatı ve enflasyon beklentilerinin yönetimini yakından takip ediyor.” Sonra, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun yeni atanan üyesi Li Daokui Pekin’den konuştu: “Çin ekonomisinin en önemli problemi emlak fiyatlarında görülen hızlı artışlar”. Son olarak, Çin Halk Bankası (Merkez Bankası) Araştırma Komisyonu’nun teftiş turuna çıkan üyesi Li De, Şanghay’da konuştu: “Merkez Bankası’nın faiz artırımına gitme olasılığı oldukça yüksek”. 25 Nisan Pazar günü yayımlanan Pekin Üniversitesi Ulusal Kalkınma Araştırmaları Enstitüsü Langrun Raporu’nda ise, “Faiz artırımı beklentileri giderek kuvvetlenmeye başladı” denildi.
Zhou Xiaochuan, IMF Para ve Finans Komitesi’nin Washington’daki konferansında, “Çin para ve maliye politikası gibi araçları sentezleyerek, fiyatların gidişatı ve enflasyon beklentilerinin yönetimini yakından takip edecek ve her türlü potansiyel sistemik riski etkin biçimde önleyip çözecek” diye konuştu.
Son dönemde, Çin ekonomisinin karşı karşı bulunduğu oldukça ciddi enflasyon tehlikesinin farkına varanların sayısı gittikçe arttı. PBoC’un Bank of China müşterileri ile gerçekleştirdiği ankete göre, enflasyon artış beklentisine sahip tasarruf sahiplerinin oranı son 4 çeyrektir yükselerek yüzde 73,4′e çıktı. Sosyal Bilimler Akademisi’nin ekonomiye ilişkin yayımladığı “Mavi Kitap”, bu yıl tüketici fiyatlarında %3,5 artış öngörüyor. Enflasyon öngörüsü, %3′lük ılımlı artış seviyesini aşıyor. Jingji Cankao gazetesine konuşan Credit Suisse Yönetim Kurulu Üyesi ve Asya Şef Ekonomisti Dong Tao, yılın ikinci yarısında enflasyonun artış oranının mutlaka yükselmeye başlayacağını, tüm yıl boyunca ise artış oranının %4′ü geçebileceğini, hatta %5′e varabileceğini söyledi.
Jingji Cankao’ya konuşan Societe Generalle Şef Ekonomisti Lu Zhengwei, “Nisan ayı enflasyonu yüzde 2,5′i aşarsa, PBoC Mayıs ayında faiz artırabilir” dedi.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu üyeliğine atanması nedeniyle kimliği önem kazanan Tsinghua Üniversitesi Ekonomik Araştırmalar Merkezi Direktörü Li Daokui, araştırma merkezinin Jingji Cankao ile 24 Nisan’da üniversitede ortaklaşa düzenlediği forumda, “Hem bu yıl hem de gelecek yıl ekonomi çok sağlam işleyecek. Ekonomik büyümenin yanında enflasyon eğilimi sanıldığı kadar endişe verici değil. Ekonominin asıl sorunu, varlık fiyatları yükselişi. Daha aşık konuşmak gerekirse, konut fiyatlarında görülen aşırı artış.” diye konuştu.
Li’nin konuşmasından bir gün önce yayımlanan PBoC 1′inci Çeyrek Makro Ekonomik Durum Raporu’na göre, gelecek dönemde fon akışlarının daha sıkı izlenmesi, yeni kredilerde uygun artışların sürdürülmesi ve fiyat istikrarının sağlanması çabalarının yoğunlaştırılması hedefleniyor. Açıklanan hedefler, PBoC’un en büyük önceliğinin varlık fiyatlarında istikrar olduğu değerlendirmelerine yol açtı. … >>>!
Çin dış açık verdi, peki yuan…
Blog · 13 April 2010
Güçlü yuan yönündeki dış baskıların tavan yaptığı dönemde ortaya çıkan dış ticaret açığı, Çin’de sabit döviz kuru taraftarlarının elini güçlendirdi.
Döviz kuru politikaları dolayısıyla aşırı dış fazla vermekle suçlanan Çin, 70 ay sonra ilk kez dış açık açıkladı. Çin Gümrük İdaresi (GAC) verilerine göre, geçen ay 112 milyar dolar tutarında ihracat gerçekleşti. Keskin artış gösteren ithalat tutarı ise 119 milyar dolara çıktı. Çin’in ihracatında %24 artış kaydedilmesine rağmen, ithalattaki %66 artış dış açığa yol açtı.
Dış ticaret açığını değerlendirirken, öncelikle dengesizliğin dış ticarette iki yönlü genişlemeye dayandığını belirtmek gerekir. Çünkü, ihracattaki genişlemeye karşın, ithalatta ihracatı aşan bir artış meydana geldi.
İthalat, iç yatırımlardaki artıştan kaynaklanan reel talebe bağlı olarak genişlemekle birlikte, küresel hammadde fiyatları artışından da doğrudan etkilendi.
Sadece petrol ve demir cevheri fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanan ithalat tutarı artışı %12′i aştı. Reel talep tarafına baktığımızda, Çin’in geçen ay gerçekleştirdiği otomobil ithalatı %240′tan fazla arttı. Otomobil ithalatının tutarı 3 milyar doları aştı.
İhracat tarafına baktığımızda, ilk olarak mevsimsel etkenler dikkat çekiyor. Geçmişte de, Çin Yeni Yılı’nın etkisi işçilerin tatil süreci ile sınırlı kalmıyor. Tatile çıkan işçiler, aynı zamanda işgücü piyasasında hareket dönemini başlatıyor. Kimi çalıştığı fabrikayı, kimi yaptığı işi, kimisi yaşadığı şehri değiştiriyor. Dolayısıyla, Şubat-Mart aylarında tarihsel olarak özellikle emek yoğun endüstrilerde ihracat eğrisi alçalıyor. Yeni yıl etkisi diyebileceğimiz faktör, bu yıl yeni bir fenomen ile şiddetlendi.
Yeni jenerasyon işçiler
Başka bir yazıda daha geniş yazacağım fenomen, Çinlilerin 80/90 kuşağı işçiler dediği, tamamıyla yepyeni bir işçi jenerasyonun ağırlık kazanmasından kaynaklanıyor. Fenomen, son dönemde Çin’deki iş ve ekonomi dergilerinin kapak ya da odak konuları arasında sıkça boy gösteriyor.
Yeni işçilerin dünyaya gözlerini açtıkları ülke ile alın terleriyle Çin’in kendi endüstri devrimi gerçekleştirmesini sağlayan anne ve babaları arasında en hafif deyişle, “uçurum” bulunuyor. Kısaca geçmek gerekirse, yeni jenerasyon kendisi için yaşıyor, tüketmek, şehirli olmak, yükselmek ya da köşeyi dönmek istiyor… En önemlisi ise, anne ve babalarının en büyük özellikleri olan, Çince’de ·chiku· dedikleri, Türkçe’ye “her türlü zorluğa göğüs germek” olarak çevrilebilecek karakteristikten yoksun olmaları!
İşte bu yeni jenerasyon işçiler, işgücü piyasasını bu yıl alt üst etti.
Emek yoğun imalat sanayilerinden giyim ihracatı %20′ye yakın düştü. Çanta ihracatında daralma %16.7, ayakkabı ihracatında %6.5 oldu. Oyun makineleri ihracatında ise düşüş yüzde 50′ye yaklaştı.
Bu 4 kalemin dış ticaret açığındaki payı ise tam %29.4!
Ticaret Bakanlığı
Dolara sabitlenen yuanın değeri konusunda, özellikle ABD’nin uyguladığı baskıların zirveye çıktığı bir dönemde ortaya çıkan dış ticaret açığı, döviz kurunun gevşetilmesine şiddetle karşı çıkan Ticaret Bakanlığı’nın (MOFCOM) elini güçlendirdiği şeklinde yorumlanıyor.
MOFCOM Sözcüsü Yao Jian, “Dış ticaret bilançosundaki iyileşme yuan için istikrar ortamı yarattı” diye konuşarak, döviz kuru konusunda süregelen tutumunu devam ettireceklerinin sinyalini verdi.
Çin Merkez Bankası yetkililerinden güçlü yuan yönünde gelen sinyaller ise basında yer buluyor. Döviz kuru politikalarında önemli ölçüde söz sahibi olan Para Politikası Kurulu’nda ise yuanın değerlenmesine sıcak bakan üyelerin sayısı ağır basıyor.
Ülkenin en güçlü kurumlarından biri olarak bilinen Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun (NDRC) geçen hafta ihracatçıları döviz kuru dalgalanmalarına karşı uyarması ise, yuanın değerinde bir artış gerçekleşebileceği yorumlarına yol açmıştı. Buna karşın, NDRC’nin uyarısı, zaman zaman yapılan olağan uyarılardan biri olarak da algılanabilir. Örneğin, ticaret bakanlığının önceki ay yaptırdığı stres testleri de buna benzer yorumlanmıştı. Oysa, Ticaret Bakanlığı geçen 30 yılda faklı çaplarda 240 stres testi gerçekleştirmişti.
Mart ayı dış ticaretine ilişkin Gümrük İdaresi raporunda da, ithalatın artırılması çabalarına vurgu yapılarak, “Küresel ekonominin zayıfladığı bir dönemde Çin’in ithalatı güçlendirme çabalarının etkisiyle gerçekleşen hızlı ithalat artışı, dış açığın ana kaynağını oluşturdu” denildi.
Çin’de pek çok ekonomist, orta ve uzun vadede yuanın değerlenmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtse de, döviz kuru politikasının son dönemde Amerikan kongresi tarafından iç politika malzemesi olarak kullanıldığını savunuyor. Çinli analistler, yuanın değerinde keskin artışa gidilmesinin olanaksız olduğunu, sınırlı değerlenmenin ise ABD’nin dertlerine deva olmayacağını iddia ediyor.
Gümrük Birliği ASEAN’a yaradı
Çin’in yılın ilk çeyreğindeki toplam dış ticaret fazlası ise, geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 76 azalarak 14,5 milyar dolara indi.
GAC verilerine göre, Çin’in ABD’ye karşı verdiği ticaret fazlası yüzde 3,5 azalırken, Avrupa Birliği’ne karşı verilen dış fazla yüzde 13,1 azaldı. Buna karşın, Japonya’ya karşı verilen dış fazla 3 kattan fazla arttı.
Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ise, yılbaşında yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşmasının sayesinde Çin’e gerçekleştirdiği ithalatta patlama yaşadı. Çin’in ASEAN’a karşı verdiği dış ticaret açığı geçen ay önceki yıla göre 10 kat artarak 2,7 milyar dolara fırladı.
Geithner Sessiz
Geçen hafta Çin’in uluslararası finans konularından sorumlu Başbakan Yardımcısı Wang Qishan ile sürpriz şekilde görüşme gerçekleştiren Geithner ise konuya ilişkin düşük profilini koruyor.
Geçen hafta başında, Çin’in para manipülatörü olup olmadığı konusundaki Hazine Bakanlığı raporunu ertelediğini açıklayan Geithner’ın sessizliği , Çinli liderlere daha fazla manevra alanı vermeyi amaçladığı şeklinde yorumlanıyor.
Çin’de ağırlığı giderek artan kamuoyu tepkisi, özellikle liderlerin ABD’nin taleplerine boyun eğdiği algısına karşı en üst düzeye çıkıyor.
Son olarak, ticaret açığının kalıcı olmadığını savunanların yanında, bir süre daha devam edeceğini iddia edenler de var. Küresel hammadde fiyatlarında ve reel talepte bir artışın devam edeceğini göz önüne alırsak, ithalat tutarlarında artış eğiliminin süreceği açık.
Buna karşın, konunun ihracat tarafı halen muğlak. Herşeyden önce, küresel talepteki toparlanmanın reel ya da kalıcı olup olmadığı henüz anlaşılmış değil. Öte yandan, Çin’de üretim maliyetleri giderek artıyor. Düşük kar marjı ile çalışan emek yoğun endüstrilerin ihracat kayıpları yaşaması olağan olur.
Dolayısıyla, her ne kadar yuanın gevşetileceği beklentileri yüksek olsa da, dış ticarette denge ya da açık eğiliminin sürdürülebilir olacağı öngörüsü, Çin’in döviz kurunda hareket etmemesine ya da geç hareket etmesine, veya baskıları azaltmak amacıyla cüz’i bir değerlenmeye gitmesine neden olabilir. %5′in üstünde bir artışın, neredeyse olanaksız olduğu, küçük gevşemelerin ise sıcak para seli yaratabileceği göz önüne alınırsa, denklem iyice karmaşıklaşıyor.
NOT: Dış dünyada faiz artışı beklentileri “bugün, yarın geliyor” diyecek kadar güçlü. Oysa, Çin’de faiz artımının gerekliliği konusunda bile tartışmalar bulunuyor. Kamuoyu anketlerinde, 3 ay içinde faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 30 dolaylarında. Bu sene hiç artış olmayacağına inanların oranının da %20′ye yakın olduğunu vurgulamadan geçmemek gerekir. Konunun en kilit ismi, Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan’ın kendisini Asya’nın Davos’u olarak nitelenebilecek Boao Forumu’nda sıkıştıran bir gazeteciye, “2′inci çeyrekte faiz artışının gerekli olduğunu kim söyledi!” demesine de parantez açmalı. Neticede, Merkez Bankası’nın enflasyon beklentilerinin oldukça “iyimser olduğunu” düşünürsek , yazıyı “Cateris Paribus” ekleyerek kapatmalı…
* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Kopyalanamaz ve referans gostermeksizin alıntı yapılamaz.Yazının fikri mülkiyet hakları digital imza ve fingerprint ile korunmaktadır. Aksi hallerde her türlü hukuki yola doğrudan başvurulmaktadır.
Çinli lastik üreticileri zorda
Haber · 4 April 2010
ABD’nin gümrük vergileri ve katlanan kauçuk fiyatları Çin’deki lastik fabrikalarını zora soktu.
Dünyanın en büyük lastik üreticisi Çin’de üreticiler maliyet baskısıyla boğuşuyor. Geçen yıl 600 milyon civarında lastik üretimi yapan Çin’deki fabrikaların maliyetleri, kauçuk fiyatlarının son bir yılda iki kattan fazla artmasıyla aşırı yükseldi. Çin’deki kauçuk fiyatlarının tonu hafta başı itibariyle 3 bin 600 doları aştı.
Çin’in en büyük ihracat pazarı olan ABD’nin geçen yıl yürürlüğe koyduğu anti-damping vergilerinin yanı sıra, ülkedeki kauçuk üretim merkezlerinin vuran kuraklık da üreticilerin sıkıntılarını ağırlaştırıyor. İş dergisi Caijing de yer alan verilere göre, ülkenin güneyini vuran kuraklık, yerli kauçuk üretimini yarıya düşürdü. Yerli üretim kauçuk fiyatları ise son iki haftada 300 dolar artış göstererek 3 bin 700 doların üstüne çıktı.
Ülkenin en büyük lastik üreticilerinden Hangzhou Zhongce Rubber fiyatlarını geçen hafta yüzde 5 arttırdığını bildirirken, yerel piyasanın diğer büyük üreticileri South China Rubber ve Qingdao Daouble Star Tire fiyatlarını yüzde 10′a yakın arttırdıklarını açıkladı.
Fransız lastik üreticisi Michelin’in sözcüsü ise, China Daily gazetesine yaptığı açıklamada şirketin fiyatlarda artış planladığını ifade etti.
Hisse senetleri aracı kuruluşu Guosen’in endüstri analisti Chen Aihua ise, üreticilerin yaptığı fiyat artışlarının aşırı yükselen maliyetleri karşılamakta yetersiz kaldığını belirterek, “Üreticiler için bu yıl çok zor geçecek” dedi.
Çin’de üretilen lastiklerin yüzde 40′ı ihraç ediliyor. Çin, ABD’nin uygulamaya başladığı ek gümrük vergilerinden önce ihracatının yüzde 35′ini bu ülkeye gerçekleştirmekteydi.
Çin ABD tahvillerinden vazgeçmiyor
Haber · 9 March 2010
Elinde bulundurduğu döviz rezervi bakımından dünyada ilk sırada yer alan Çin’in ABD tahvillerine ilgisi devam ediyor. Ancak, Asya devi altın rezervlerini artırmak konusunda o kadar istekli değil.
Çin Döviz İdaresi (SAFE) Başkanı Yi Gang, bu sabah yaptığı bir basın toplantısında, “ABD Hazine tahvili piyasası, bu alanda dünyanın en büyük piyasası konumunda. Bizim döviz rezervlerimiz de oldukça yüksek seviyede, bu durumu göz önünde bulundurduğunuzda ABD Hazine piyasasının bizim için önemini tahmin edebilirsiniz” dedi.
Çin ile ABD arasında gerginliğin tırmandığı bir dönemde, Pekin yönetimi elindeki ABD Hazine tahvillerini satmaya başlamıştı. Çin’den gelen satışlar sonrasında Japonya, ABD’ye en çok borç veren ülke haline gelmişti.
ABD Hazine Bakanlığı’nın verilerine göre, Çin’in elinde tuttuğu hazine tahvillerinin toplam değeri Aralık ayı itibariyle 757 milyar 300 milyon dolara gerilemişti.
Analistler, Çin’in ABD Hazine tahvili satışlarını bu ülkeye gönderilen ekonomik ve politik anlamda ince bir mesaj olarak değerlendirmişti. Uzmanlar, Çin’in elindeki rezervleri kullanarak, yuanın değeri, ticaret politikaları ve insan hakları konusunda kendisini eleştiren ABD’ye karşı ekonomik silahını çektiğini belirtmişti.
Yi bunun yanı sıra, Çin’in ABD Hazine tahvili piyasasındaki varlığının siyasi bir futbol maçı şeklini almayacağını da belitti ve ülkesinin bu anlamda kısa dönemli kur spekülasyonu peşinde olmadığını da sözlerine ekledi.
SAFE Başkanı, “Bu bir piyasa yatırımı olarak görülmeli ve bunun siyasi hal almasını istemiyorum… Biz sorumluluk sahibi bir yatırımcıyız ve yatırımlarımızı gerçekleştirirken kazan-kazan politikasına odaklanırız” dedi.
ALTINA TALEP YOK
Diğer taraftan Yi, sahip oldukları bin tondan fazla altın rezervini artırma konusuna ise pek istekli olmadıklarını sözlerine ekledi.
Geçen 30 yıllık sürecin, altının iyi bir yatırım aracı olmadığını gösterdiğini söyleyen Yi, bu metalde alım yapmalarının sadece fiyatları yukarı çekeceğini belirtti.
YUMURTALAR AYNI SEPETTE DEĞİL
Çin’in elinde bulundurduğu yüksek miktardaki yabancı rezerv kaynağı, ülkenin portföyünde gerçekleştireceği küçük bir politika değişikliğini dahi küresel yatırımcılar için önemli hale getiriyor.
Bankacılar, Çin’in elindeki rezervlerin üçte ikilik kısmını dolar cinsinden varlıklarda tuttuğunu tahmin ediyor. Ancak Yi, ülkenin tüm yumurtaları aynı sepete koymadığına vurgu yaparak, rezervlerini euro, yen ve gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinden oluşan geniş bir varlık yelpazesinde tuttuklarını belirtti.
Konuşmasında yuanın değerlendirilmesi konusundaki baskıya da değinen Yi, güçlü yuan baskısının, ülkedeki cazip faiz oranları ve yabancı sermaye girişindeki artış nedeniyle bu yıl da devam edeceğine dikkat çekti.
Çin, küresel krizin derinleştiği 2008 yılında ihracatta avantaj sağlamak için dolar/yuan paritesini 6.83 seviyesinde sabitlemişti. Pekin yönetimi, aldığı bu karar dolayısıyla başta ABD olmak üzere birçok ülke tarafından uluslararası ticarette dengesizliğe neden olduğu için eleştirilmişti.
Google’ın tehdidi Baidu’ya yaradı
Haber · 12 February 2010
Google’ın en büyük rakibi Baidu’nun yüzü gülüyor. Çinli şirketin net karı yarıya yakın artarken, hisse senetlerinde belirgin artışlar gözleniyor.
Ülkede en popüler arama motoru olan Baidu’dan yapılan açıklamada, Google’ın ülkedeki operasyonlarını sona erdirebileceğini duyurmasından sonra müşterilerin şirkete olan güveninin arttığı kaydedildi. Baidu’nun kurucusu ve CEO’su Robin Li (Çin’in harika çocuğu ya da Sergey Brin’i olarak adlandırılıyor), Google’ın ülkeyi terketmesinin şirketi nasıl etkileyeceğine ilişkin bir soruya, “Bundan faydalanmayı bekliyoruz. Müşterilerimizin güveni belirgin biçimde arttı.” diye cevap verdi.
Baidu’nun geçen yılın son çeyreğinde elde ettiği net karın ise yüzde 48 arttığı bildirildi. Son çeyrek karını ek olarak, ilk çeyrek karının beklentilerin çok üstünde gerçekleşeceğine dair beklentilerin etkisiyle Nasdaq borsasında işlem gören şirket hisseleri çıkışa geçti.
Mevcut durumu en iyi açıklayan değerlendirme Hong Kong merkezli yatırım kuruluşu CLSA analisti Elinor Leung’dan: “Google’ın geleceği üzerindeki belirsizlikler, reklam verenleri seçenekler aramaya itiyor. Baidu ise seçenekler arasında en başta yer alıyor” …
Çinli internet şirketlerinin hisselerine görülen genel düşüş eğilimine karşın, Google’ın tehdinden bu yana Baidu’nun Nasdaq borsasında işlem gören hisseleri yüzde 15′e yakın değer kazandı. Çin’in piyasa değeri en büyük internet şirketi Tencent’in hisseleri Hong Kong borsasında yüzde 20′den fazla düşüş kaydederken, e-ticaret devi Alibaba hisselerinde yeni yılda yüzde 13′lük düşüş gözlendi.
Altı çizilmesi gereken noktalardan biri, Google’ın olası çıkışından kısa vadede nemalanan Baidu’nun uzun vadede kaybeden olacağı… Zira, Baidu’nun bu noktaya gelmesinde en büyük pay Google ve Yahoo ile girilen rekabet oldu. Rekabet ortamının yokluğunda, Baidu’nun teknolojik yenilikler konusunda uzun vadede ivme kaybetmesi kaçınılmaz.
Çin’de krediler tam gaz
Haber · 2 February 2010
Çin bankalarının geçen yıl verdikleri 1,4 trilyon dolarlık kredi, son çeyrekte %10,7′ye kadar çıkan büyümeyi fonlayan kaynak oldu.
Nakit denizi içinde yüzen Çin bankaları, geçen yıl gevşek para politikası ikliminde topladıkları tasarrufları piyasaya sürdü. Sonuçta, emisyon hacmi yüzde 30′dan fazla artarken, M2 tabanı yüzde 26 büyüdü. Yani, piyasada dolaşan para hacimleri anormal şekilde şişti.
Piyasaya pompalanan krediler, Çin’in en büyük 70 şehrini kapsayan konut fiyatlarında 2007′den bu yana kaydedilen %120′lik artışın da kaynağını oluşturdu. Kredilerin 200-300 milyar dolarlık kısmının da Şanghay borsasına aktığı tahmin ediliyor. Aşırı likidite, borsanın 2007 yılında yaşadığı büyük çöküşten çıkmasını sağladı.
Emlak piyasasındaki etkisi ise çok daha sağlıksız ve tehlikili boyutlarda. Kredi selinin önüne düşürdüğü konut fiyatları, başta Şanghay, Pekin ve Guangzhou gibi büyük metropoller olmak üzere, ev fiyatlarını akıl almaz boyutlara taşıdı. Örneğin Şanghay’da sonuçlanan bazı arazi tahsislerinde, inşaat firmalarının sadece ve sadece ihale bedellerini ödeyebilmesi için tamamlayacağı konutların metrekaresini en azından 6 bin dolara satması gerekiyor. Yani 100 metrekarelik bir evi 600 bin dolara…
Öte yandan, Çin Merkez Bankası aşırı likiditeyi önlemek için harekete geçti bile. Merkez Bankası tahvil faizleri, açık piyasa işlemleri ve zorunlu rezerv oranları gibi araçları kullanarak bankacılık sektörüne göz dağı verir gibi oldu.
Buna karşın, Ocak ayına ilişkin kredi verilerine bakılırsa, bankalar pek de söz dinler gibi görünmüyor. Konuya ilişkin yazdığım, Hürriyet , Milliyet ve Bigpara’da yayımlanan haber:
“Çin’de bankalar yeni yıla hızlı girdi. Merkez bankasının aldığı sıkılaştırıcı tedbirlere rağmen, bankaların geçen ay verdiği kredilerin hacmi 234 milyar dolara ulaştı.
Ekonomi Günlüğü gazetesi, Çin bankalarının 2010′un ilk ayında verdiği kredilerin toplamının 1,6 trilyon yuane (234 milyar dolar) ulaştığını açıkladı. Gazetenin haberinde, kredi hacminin geçen yıl ilk ayındaki rekor düzeye yaklaşmasına rağmen, yeni bir faiz artışının beklenmediği kaydedildi.
Çin Merkez Bankası (PBoC), yılın ilk haftasında verilen kredilerin 100 milyar doları aştığına yönelik haberlerin ardından üst üste önlemler açıklamıştı. PBoC, sürpriz bir kararla 3 aylık tahvil faizlerini artırmasını takip eden birkaç günde, önce senelik gösterge faizlerinde artışa gitmiş, ardından da bankaların tutmak zorunda oldukları karşılık oranlarını yarım puan yükselttiğini açıklamış ve bazı devlet bankalarına kredileri durdurma talimatı vermişti.
Bankacılık uzmanları, bankacılık sektörünün geçen yıl ertelediği kredileri yeni yılın ilk haftasında piyasaya sürdüğünü belirtirken, hükümetten beklenen sıkılaştırıcı tedbirlerinden kaçınmak için de aceleci davrandıklarına işaret ediyor.
Musluklar yine gevşedi
Ulusal İş Günlüğü (NBD) gazetesinin adı açıklanmayan bir bankacılık yetkilisine dayandırdığı habere göre ise, Ocak ayının sonunda PBoC tarafından frenlenen bankaların 1 Şubat’tan itibaren kredi musluklarını yeniden gevşettikleri iddia edildi. Haberde, bankaların kendi aralarında aldıkları kararla daha önce onaylanan kredileri serbest bıraktıkları belirtilirken, yeni kredi başvurularının da hızla sonuçlandırılacağı bildirildi.
Çin’de bankacılık sektörü geçen yıl 1 trilyon 400 milyar dolarlık kredi verdi. Çin Merkez Bankası’nın geçen ay yayımladığı raporda, 2010 yılında verilecek kredilerin toplamının 1 trilyon dolara ulaşmasının öngörüldüğü bildirilmişti.”
Çin’de bankalar yeni yıla hızlı girdi. Merkez bankasının aldığı sıkılaştırıcı tedbirlere rağmen, bankaların geçen ay verdiği kredilerin hacmi 234 milyar dolara ulaştı.
Ekonomi Günlüğü gazetesi, Çin bankalarının 2010′un ilk ayında verdiği kredilerin toplamının 1,6 trilyon yuane (234 milyar dolar) ulaştığını açıkladı. Gazetenin haberinde, kredi hacminin geçen yıl ilk ayındaki rekor düzeye yaklaşmasına rağmen, yeni bir faiz artışının beklenmediği kaydedildi.
Çin Merkez Bankası (PBoC), yılın ilk haftasında verilen kredilerin 100 milyar doları aştığına yönelik haberlerin ardından üst üste önlemler açıklamıştı. PBoC, sürpriz bir kararla 3 aylık tahvil faizlerini artırmasını takip eden birkaç günde, önce senelik gösterge faizlerinde artışa gitmiş, ardından da bankaların tutmak zorunda oldukları karşılık oranlarını yarım puan yükselttiğini açıklamış ve bazı devlet bankalarına kredileri durdurma talimatı vermişti.
Bankacılık uzmanları, bankacılık sektörünün geçen yıl ertelediği kredileri yeni yılın ilk haftasında piyasaya sürdüğünü belirtirken, hükümetten beklenen sıkılaştırıcı tedbirlerinden kaçınmak için de aceleci davrandıklarına işaret ediyor.
MUSLUKLAR YİNE GEVŞEDİ
Ulusal İş Günlüğü (NBD) gazetesinin adı açıklanmayan bir bankacılık yetkilisine dayandırdığı habere göre ise, Ocak ayının sonunda PBoC tarafından frenlenen bankaların 1 Şubat’tan itibaren kredi musluklarını yeniden gevşettikleri iddia edildi. Haberde, bankaların kendi aralarında aldıkları kararla daha önce onaylanan kredileri serbest bıraktıkları belirtilirken, yeni kredi başvurularının da hızla sonuçlandırılacağı bildirildi.
Çin’de bankacılık sektörü geçen yıl 1 trilyon 400 milyar dolarlık kredi verdi. Çin Merkez Bankası’nın geçen ay yayımladığı raporda, 2010 yılında verilecek kredilerin toplamının 1 trilyon dolara ulaşmasının öngörüldüğü bildirilmişti.
Çin ekonomisinde yeni yıl, yeni dertler
Blog · 1 February 2010
Çin’de yeni yılın ilk ayında açıklanan ekonomik veriler alarm verdi. Alarm zilleri ise son yıllarda yer kürenin neredeyse her yerinde kol gezen ’resesyon’ tehlikesi yerine, ‘aşırı ısınma ve enflasyon’ için çaldı.
Çin ekonomisinin 2009 yılında yüzde 8,7 büyüdüğü açıklandı. Böylece, Çin’in gayri safi yurtiçi hasılası (GSYİH) 33,54 trilyon yuane (4,91 trilyon dolar) çıktı. Geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 6,1′e kadar yavaşlayan büyüme, hızlanarak son çeyrekte yüzde 10,7′e çıktı ve hükümetin yüzde 8′lik yılsonu hedefini de aşmasını sağladı. Çin hükümetinin, yeterli istihdam yaratabilmek amacıyla en az yüzde 8′lik büyümeyi elzem gördüğünü hatırlatalım.
Krize karşı uygulamaya konulan 586 milyar dolarlık ekonomik destek paketine ek olarak, devlet bankaları öncülüğünde piyasaya sürülen 1,4 trilyon dolarlık banka kredisinin büyümeyi fonladı.
Kamu harcamaları ve banka kredileri böylece sabit yatırımları tetikleyerek, büyümenin motoru yeni motoru haline getirdi. İstatistik kurumu NBS verilerine göre, sabit yatırımlarda geçen yıl yüzde 30,5′lik artış kaydedildi.
İç tüketim canlandı
Çin, Almanya’yı geçerek dünyanın en büyük ihracatçısı unvanını almasına rağmen, ihracat hacminde 200 milyar dolar düşüş yaşadı. Buna karşın, iç tüketimi artırıcı önlem ve teşviklere bağlı olarak tüketici harcamalarında büyümeye pozitif etki eden artışlar kaydedildi.
NBS verilerine göre, perakende satışları geçen yıl yüzde 15,5 artış göstererek 12,5 trilyon yuane (1,8 trilyon dolar) çıktı. Aylık perakende rakamlarında gözlenen büyüme hızlarının, Aralık’ta en yüksek düzeyine çıkarak yüzde 17,5 seviyesine yükselmesi de ayrıca pozitif değer taşıyor.
Çin’in otomobil alımlarında uyguladığı sübvansiyon ve teşvikler ise, özellikle kırsal kesim kaynaklı otomobil satışları sayesinde, ülkeyi dünyanın en büyük otomobil pazarı haline getirdi. Çin Otomobil Üretici Birliği, yurtiçinde 13 milyon 634 bin araç satıldığını açıklamıştı. ABD’de satılan araç sayısı ise 11 milyonun altında kaldı.
Sanayi üretimi, özellikle otomobil satışları, beyaz eşya ve inşaat sektöründe görülen genişlemeye rağmen, ihracattaki düşüşe bağlı olarak hız kaybetti. 2008′de yüzde 12,9 büyüyen sanayi üretimi, geçen yıl yavaşladı ve yüzde 11 genişledi. Buna karşın, sanayi üretimindeki genişleme hızı Aralık’ta tavan yaparak yüzde 19′a yükseldi.
Çin’in, yakaladığı büyüme ivmesini devam ettirmesi halinde, 2010′da Japonya’yı geçerek dünyanın en büyük 2′inci ekonomisi olmasına kesin gözüyle bakıyor.
Enflasyon korkuları
Geçen yıla ait tüketici fiyatları endeksindeki yüzde 0,7 düşüşe rağmen, enflasyonun Aralık’ta yüzde 1,9 çıkması, enflasyon korkularının gerçeğe dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Çin’de nüfusun çoğunluğunu oluşturan dar gelirli aileleri en çok etkileyen veri olması nedeniyle, enflasyon Çinli liderlerin en çok çekindiği risklerin başında geliyor.
Çin’de aşırı ısınma belirtileri ve enflasyonist baskılar en çok konut piyasasında hissediliyor. PBoC’tan dün yayımlanan raporda, geçen yıl bireysel konut kredilerinin yüzde 47,9 artış göstererek, 204 milyar dolara ulaştığı bildirildi. Çin’de kabine olarak nitelenen Devlet Konseyi’nin de ana gündem maddelerinden birini aşırı artan konut fiyatları oluşturuyor.
Merkez sopayı çıkardı
Çin bankalarının yeni yılın ilk haftasında 100 milyar dolara yakın yeni kredi açmasının ardından alarma geçen Merkez Bankası (PBoC), son iki haftada ardı ardına aldığı kararlarla aşırı likiditeyi kısmaya yönelik tedbirler alıyor. Zorunlu rezerv oranlarını artıran, tahvil faizlerinde 3 kez artırıma giden ve bazı bankalara doğrudan uyarılar yapan PBoC’dan, aşırı ısınma sinyallerini güçlendiren NBS verilerini takiben yeni hamleler bekleniyor.
Çin model mi ?
Çin’de son 30 yıldır sürüp gittiği üzere, ”yine yeni yıl, yine yeni dertler” … Bu noktada bir dipnot düşmek istiyorum. … >>>!









