Amerikan yüzyılından sonra Çin yüzyılı!

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  26 Subat 2010

 Amerikan yüzyılından sonra Çin yüzyılı! İngiliz, Amerikan ve Çin yüzyılları!  Öncesi de var, sonrası da olacağı gibi…

İmparatorluk ya da süper güçlerin en büyük dayanağı şüphesiz ekonomi. Avrupa ve Doğu Asya tarihin en büyük yıkımlarını yaşarken, dünyanın üretim üsleri haline gelen ABD ve Sovyetler geçen yüzyıla damga vurmuştu. Üretim, yani ekonomi, aynı zamanda ülkelerin askeri, siyasi, teknolojik ve kültürel güçlerinin çapını da çiziyor.

Nitekim, Çin’de de ekonomi önden giderken, Çin’in diplomasisini, ordusunu ve teknolojik kabiliyetlerini de yukarı doğru çekiyor.

Öte yandan, Çin elbette süper güç olmaktan şimdilik uzak. Ancak süper güç olma yolunda ilerlediği de şüphesiz. Bu noktada, ekonomileri 5 trilyon doları aşarak  başa baş haline gelen Çin ile Japonya’ya biraz göz atmakta fayda var.

Son 40 yıldır ABD ekonomisini takip eden Japonya, Çin ekonomisi tökezlemediği takdirde bu yıl yerini Çin’e bırakacak.

Çin, Japonya’dan 20 kat daha fazla toprağa, 10 kat fazla nüfusa sahip. Sahip oldukları tabii kaynakların mukayesesi bile mümkün değil.

Japonlar kişi başı 40 bin dolardan fazla gelir seviyesine sahipken, Çinliler 4 bin doları yeni aşıyor.

Japonya mucizesinin arkasında ise verimlilik yatıyor. Japonlar 1 litre petrol ile 10 dolarlık değer yaratırken, Çinliler kullandıkları her 1 litre petrolden 2 dolarlık değer bile çıkartamıyor.

Buna karşın, tarihin  en zor ekonomik mucizesini yaratan çalışkan insanların ülkesi Japonya artık limitlerine ulaşmış durumda.  Buna karşın, Çin  değişiyor. Daha doğru bir anlatımla, dünyanın en dinamik ülkesi olarak durmaksızın dönüşüyor. Çin’in dinamizmi, 10 yıl önce öbür süper güç adayı gösterilen Hindistan’ı cüce bırakacak kadar büyük. (Örneğin Çin’in bir kaç eyaleti bile Hindistan kadar üretiyor…)

Türkiye bu dönüşümün yeni yeni farkına varırken,  ülkelerinin küresel ekonomideki etkisinin azaldığına inanan ABD’liler, çoktandır 21’inci yüzyıla yön verecek ülkenin Çin olduğunu düşünüyor. Hürriyet gazetesinden:

Washington Post gazetesinin ABC News kanalıyla ortaklaşa gerçekleştirdiği bir ankete katılanların yarısına yakını, ekonomik açıdan ABD ile Çin’in başa baş yarışacağına inanırken, ülkelerinin dünya meselelerindeki etkinliğini kaybettiğini düşünüyor.

ABD ile Pekin arasındaki gerilimin had safhaya çıktığı bir dönemde açıklanan anket, ülkedeki diğer araştırma şirketleri Gallup, Pew Research Center’in son çalışmalarıyla paralellik gösterdi.

Bu anketlerinin sonucunda da, ABD’lilerin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma yolunda önemli adımlar atan Çin’in bu yükselişinden büyük endişe duyduklarını ortaya çıkarmıştı.

Washington Post, anketin sonuçlarına yönelik hazırlanan bir haberde, ABD’lilerin dünyanın en güçlü ekonomisi olduğu yönündeki fikirlerini geçen on yıl içinde değiştirdiklerine dikkat çekildi.

ABD’liler 2000 yılında yine Gallup’ın yaptığı bir araştırmada dünyanın en güçlü ekonomisi olarak kendi ülkelerini gösteriyordu. Ancak son anketler Çin ile ABD’nin bu unvan için kıyasıya yarıştığını ortaya koydu.

KORUMACILIĞI DESTEKLİYORLAR

Analistler ise ABD’lilerin Çin’in yükselişinden pek memnun olmamalarının iki ülke arasındaki ilişkilere etki edebileceğini düşünüyor. Anket sonuçları ise vatandaşların ticari korumacılığı desteklediğini gösteriyor.

ABD’liler aynı zamanda ülkelerindeki Çinli çalışan sayısının artmasından da şikâyetçi. Washington Post’un çalışmasına katılanlardan biri olan Annetta Jordan, ekonomik gücün ülkesinden Çin’e geçişine kendi gözleriyle şahit olduğunu söylüyor.

Jordan, 1990’lı yılların başında çalıştığı cep telefonu fabrikasına Çinli çalışan akını yaşandığını ve bir noktadan sonra kendilerini bu kişileri eğitirken bulduklarını söylüyor.

Jordan aynı zamanda “Bütün zenginliğimizi Çin’e aktarıyoruz. Bu bizim için hiç de iyi bir şey değil” diyor.

JAPONYA’DAN SONRA ÇİN

Pew Araştırma Merkezi Başkanı Andrew Kohut, şu anda Çin için endişeli olan ABD’lilerin bundan 30 yıl önce de benzer endişeleri Japonya için benimsediklerine dikkat çekiyor. Kohut, “Japon bir şirket Rockefeller Center’i satın aldığında, bütün ABD’liler çılgına dönmüştü. O zaman yaptığımız anketlerde, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomisi olup olmayacağını sorduğumuzda, katılımcıların hemen hemen hepsi “evet” cevabını vermişti” diyor.

Johns Hopkings Uluslararası İlişkiler Okulu öğretim üyesi profesörü Davd M. Lampton, ABD’lilerin kendi ülkelerinden memnun olmadığı zamanlarda diğer ülkelerden de tedirgin olduğuna dikkat çekiyor ve “Böyle zamanlarda korumacılık baskılarını artırırlar. Bu gelişmeler ABD ile Çin arasındaki ilişkiye zarar verir. ABD’liler her zaman ülkelerine zarar verecek büyük, hızlı değişen ve sonunu tam olarak kestiremedikleri şeylerden tedirgin olmuşlardır. Çin de bütün bu tanımlamalara uyuyor” diyor. … >>>!

Google’ın tehdidi Baidu’ya yaradı

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  12 Subat 2010

baidu google yahoo Googleın tehdidi Baiduya yaradı Google’ın en büyük rakibi Baidu’nun yüzü gülüyor. Çinli şirketin net karı yarıya yakın artarken, hisse senetlerinde belirgin artışlar gözleniyor.

Ülkede en popüler arama motoru olan Baidu’dan yapılan açıklamada, Google’ın ülkedeki operasyonlarını sona erdirebileceğini duyurmasından sonra müşterilerin şirkete olan güveninin arttığı kaydedildi. Baidu’nun kurucusu ve CEO’su Robin Li (Çin’in harika çocuğu ya da Sergey Brin’i olarak adlandırılıyor), Google’ın ülkeyi terketmesinin şirketi nasıl etkileyeceğine ilişkin bir soruya, “Bundan faydalanmayı bekliyoruz. Müşterilerimizin güveni belirgin biçimde arttı.” diye cevap verdi.

Baidu’nun geçen yılın son çeyreğinde elde ettiği net karın ise yüzde 48 arttığı bildirildi. Son çeyrek karını ek olarak, ilk çeyrek karının beklentilerin çok üstünde gerçekleşeceğine dair beklentilerin etkisiyle Nasdaq borsasında işlem gören şirket hisseleri çıkışa geçti.

Mevcut durumu en iyi açıklayan değerlendirme Hong Kong merkezli yatırım kuruluşu CLSA analisti Elinor Leung’dan: “Google’ın geleceği üzerindeki belirsizlikler, reklam verenleri seçenekler aramaya itiyor. Baidu ise seçenekler arasında en başta yer alıyor” …

Çinli internet şirketlerinin hisselerine görülen genel düşüş eğilimine karşın, Google’ın tehdinden bu yana Baidu’nun Nasdaq borsasında işlem gören hisseleri yüzde 15′e yakın değer kazandı. Çin’in piyasa değeri en büyük internet şirketi Tencent’in hisseleri Hong Kong borsasında yüzde 20′den fazla düşüş kaydederken, e-ticaret devi Alibaba hisselerinde yeni yılda yüzde 13′lük düşüş gözlendi.

Altı çizilmesi gereken noktalardan biri, Google’ın olası çıkışından kısa vadede nemalanan Baidu’nun uzun vadede kaybeden olacağı…  Zira, Baidu’nun bu noktaya gelmesinde en büyük pay Google ve Yahoo ile girilen rekabet oldu. Rekabet ortamının yokluğunda, Baidu’nun teknolojik yenilikler konusunda uzun vadede ivme kaybetmesi kaçınılmaz.

Çin’de krediler tam gaz

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  2 Subat 2010

cín bankalari Çinde krediler tam gazÇin bankalarının geçen yıl verdikleri 1,4 trilyon dolarlık kredi, son çeyrekte %10,7′ye kadar çıkan büyümeyi fonlayan kaynak oldu.

Nakit denizi içinde yüzen Çin bankaları, geçen yıl gevşek para politikası ikliminde topladıkları tasarrufları piyasaya sürdü. Sonuçta, emisyon hacmi yüzde 30′dan fazla artarken, M2 tabanı yüzde 26 büyüdü. Yani, piyasada dolaşan para hacimleri anormal şekilde şişti.

Piyasaya pompalanan krediler, Çin’in en büyük 70 şehrini kapsayan konut fiyatlarında 2007′den bu yana kaydedilen %120′lik artışın da kaynağını oluşturdu. Kredilerin 200-300 milyar dolarlık kısmının da Şanghay borsasına aktığı tahmin ediliyor.  Aşırı likidite, borsanın 2007 yılında yaşadığı büyük çöküşten çıkmasını sağladı.

Emlak piyasasındaki etkisi ise çok daha sağlıksız ve tehlikili boyutlarda. Kredi selinin önüne düşürdüğü konut fiyatları, başta Şanghay, Pekin ve Guangzhou gibi büyük metropoller olmak üzere, ev fiyatlarını akıl almaz boyutlara taşıdı. Örneğin Şanghay’da sonuçlanan bazı arazi tahsislerinde, inşaat firmalarının sadece ve sadece ihale bedellerini ödeyebilmesi için tamamlayacağı konutların metrekaresini en azından 6 bin dolara satması gerekiyor. Yani 100 metrekarelik bir evi 600 bin dolara…

Öte yandan, Çin Merkez Bankası aşırı likiditeyi önlemek için harekete geçti bile. Merkez Bankası tahvil faizleri, açık piyasa işlemleri ve zorunlu rezerv  oranları gibi araçları kullanarak bankacılık sektörüne göz dağı verir gibi oldu.

Buna karşın, Ocak ayına ilişkin kredi verilerine bakılırsa,  bankalar pek de söz dinler gibi görünmüyor. Konuya ilişkin yazdığım, Hürriyet , Milliyet ve Bigpara’da yayımlanan haber:

“Çin’de bankalar yeni yıla hızlı girdi. Merkez bankasının aldığı sıkılaştırıcı tedbirlere rağmen, bankaların geçen ay verdiği kredilerin hacmi 234 milyar dolara ulaştı.

Ekonomi Günlüğü gazetesi, Çin bankalarının 2010′un ilk ayında verdiği kredilerin toplamının 1,6 trilyon yuane (234 milyar dolar) ulaştığını açıkladı. Gazetenin haberinde, kredi hacminin geçen yıl ilk ayındaki rekor düzeye yaklaşmasına rağmen, yeni bir faiz artışının beklenmediği kaydedildi.

Çin Merkez Bankası (PBoC), yılın ilk haftasında verilen kredilerin 100 milyar doları aştığına yönelik haberlerin ardından üst üste önlemler açıklamıştı. PBoC, sürpriz bir kararla 3 aylık tahvil faizlerini artırmasını takip eden birkaç günde, önce senelik gösterge faizlerinde artışa gitmiş, ardından da bankaların tutmak zorunda oldukları karşılık oranlarını yarım puan yükselttiğini açıklamış ve bazı devlet bankalarına kredileri durdurma talimatı vermişti.

Bankacılık uzmanları, bankacılık sektörünün geçen yıl ertelediği kredileri yeni yılın ilk haftasında piyasaya sürdüğünü belirtirken, hükümetten beklenen sıkılaştırıcı tedbirlerinden kaçınmak için de aceleci davrandıklarına işaret ediyor.

Musluklar yine gevşedi

Ulusal İş Günlüğü (NBD) gazetesinin adı açıklanmayan bir bankacılık yetkilisine dayandırdığı habere göre ise, Ocak ayının sonunda PBoC tarafından frenlenen bankaların 1 Şubat’tan itibaren kredi musluklarını yeniden gevşettikleri iddia edildi. Haberde, bankaların kendi aralarında aldıkları kararla daha önce onaylanan kredileri serbest bıraktıkları belirtilirken, yeni kredi başvurularının da hızla sonuçlandırılacağı bildirildi.

Çin’de bankacılık sektörü geçen yıl 1 trilyon 400 milyar dolarlık kredi verdi. Çin Merkez Bankası’nın geçen ay yayımladığı raporda, 2010 yılında verilecek kredilerin toplamının 1 trilyon dolara ulaşmasının öngörüldüğü bildirilmişti.”


Çin’de bankalar yeni yıla hızlı girdi.  Merkez bankasının aldığı sıkılaştırıcı tedbirlere rağmen, bankaların geçen ay verdiği kredilerin hacmi 234 milyar dolara ulaştı.

Ekonomi Günlüğü gazetesi, Çin bankalarının 2010′un ilk ayında verdiği kredilerin toplamının 1,6 trilyon yuane (234 milyar dolar) ulaştığını açıkladı. Gazetenin haberinde, kredi hacminin geçen yıl ilk ayındaki rekor düzeye yaklaşmasına rağmen, yeni bir faiz artışının beklenmediği kaydedildi.

Çin Merkez Bankası (PBoC), yılın ilk haftasında verilen kredilerin 100 milyar doları aştığına yönelik haberlerin ardından üst üste önlemler açıklamıştı. PBoC, sürpriz bir kararla 3 aylık tahvil faizlerini artırmasını takip eden birkaç günde, önce senelik gösterge faizlerinde artışa gitmiş, ardından da bankaların tutmak zorunda oldukları karşılık oranlarını yarım puan yükselttiğini açıklamış ve bazı devlet bankalarına kredileri durdurma talimatı vermişti.

Bankacılık uzmanları, bankacılık sektörünün geçen yıl ertelediği kredileri yeni yılın ilk haftasında piyasaya sürdüğünü belirtirken, hükümetten beklenen sıkılaştırıcı tedbirlerinden kaçınmak için de aceleci davrandıklarına işaret ediyor.

MUSLUKLAR YİNE GEVŞEDİ

Ulusal İş Günlüğü (NBD) gazetesinin adı açıklanmayan bir bankacılık yetkilisine dayandırdığı habere göre ise, Ocak ayının sonunda PBoC tarafından frenlenen bankaların 1 Şubat’tan itibaren kredi musluklarını yeniden gevşettikleri iddia edildi. Haberde, bankaların kendi aralarında aldıkları kararla daha önce onaylanan kredileri serbest bıraktıkları belirtilirken, yeni kredi başvurularının da hızla sonuçlandırılacağı bildirildi.

Çin’de bankacılık sektörü geçen yıl 1 trilyon 400 milyar dolarlık kredi verdi. Çin Merkez Bankası’nın geçen ay yayımladığı raporda, 2010 yılında verilecek kredilerin toplamının 1 trilyon dolara ulaşmasının öngörüldüğü bildirilmişti.

Çin ekonomisinde yeni yıl, yeni dertler

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  1 Subat 2010

cin asiri isinma1 Çin ekonomisinde yeni yıl, yeni dertlerÇin’de yeni yılın ilk ayında açıklanan ekonomik veriler alarm verdi. Alarm zilleri ise son yıllarda yer kürenin neredeyse her yerinde kol gezen  ’resesyon’ tehlikesi yerine, ‘aşırı ısınma ve enflasyon’ için çaldı.

Çin ekonomisinin 2009 yılında yüzde 8,7 büyüdüğü açıklandı. Böylece, Çin’in gayri safi yurtiçi hasılası (GSYİH) 33,54 trilyon yuane (4,91 trilyon dolar) çıktı. Geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 6,1′e kadar yavaşlayan büyüme, hızlanarak son çeyrekte yüzde 10,7′e çıktı ve hükümetin yüzde 8′lik yılsonu hedefini de aşmasını sağladı. Çin hükümetinin, yeterli istihdam yaratabilmek amacıyla en az yüzde 8′lik büyümeyi elzem gördüğünü hatırlatalım.

Krize karşı uygulamaya konulan 586 milyar dolarlık ekonomik destek paketine ek olarak, devlet bankaları öncülüğünde piyasaya sürülen 1,4 trilyon dolarlık banka kredisinin büyümeyi fonladı.

Kamu harcamaları ve banka kredileri böylece sabit yatırımları tetikleyerek, büyümenin motoru yeni motoru haline getirdi. İstatistik kurumu NBS verilerine göre, sabit yatırımlarda geçen yıl yüzde 30,5′lik artış kaydedildi.

İç tüketim canlandı

Çin, Almanya’yı geçerek dünyanın en büyük ihracatçısı unvanını almasına rağmen, ihracat hacminde 200 milyar dolar düşüş yaşadı. Buna karşın, iç tüketimi artırıcı önlem ve teşviklere bağlı olarak tüketici harcamalarında büyümeye pozitif etki eden artışlar kaydedildi.

NBS verilerine göre, perakende satışları geçen yıl yüzde 15,5 artış göstererek 12,5 trilyon yuane (1,8 trilyon dolar) çıktı. Aylık perakende rakamlarında gözlenen büyüme hızlarının, Aralık’ta en yüksek düzeyine çıkarak yüzde 17,5 seviyesine yükselmesi de ayrıca pozitif değer taşıyor.

Çin’in otomobil alımlarında uyguladığı sübvansiyon ve teşvikler ise, özellikle kırsal kesim kaynaklı otomobil satışları sayesinde, ülkeyi dünyanın en büyük otomobil pazarı haline getirdi. Çin Otomobil Üretici Birliği, yurtiçinde 13 milyon 634 bin araç satıldığını açıklamıştı. ABD’de satılan araç sayısı ise 11 milyonun altında kaldı.

Sanayi üretimi, özellikle otomobil satışları, beyaz eşya ve inşaat sektöründe görülen genişlemeye rağmen, ihracattaki düşüşe bağlı olarak hız kaybetti. 2008′de yüzde 12,9 büyüyen sanayi üretimi, geçen yıl yavaşladı ve yüzde 11 genişledi. Buna karşın, sanayi üretimindeki genişleme hızı Aralık’ta tavan yaparak yüzde 19′a yükseldi.

Çin’in, yakaladığı büyüme ivmesini devam ettirmesi halinde, 2010′da Japonya’yı geçerek dünyanın en büyük 2′inci ekonomisi olmasına kesin gözüyle bakıyor.

Enflasyon korkuları

Geçen yıla ait tüketici fiyatları endeksindeki yüzde 0,7 düşüşe rağmen, enflasyonun Aralık’ta yüzde 1,9 çıkması, enflasyon korkularının gerçeğe dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Çin’de nüfusun çoğunluğunu oluşturan dar gelirli aileleri en çok etkileyen veri olması nedeniyle, enflasyon Çinli liderlerin en çok çekindiği risklerin başında geliyor.

Çin’de aşırı ısınma belirtileri ve enflasyonist baskılar en çok konut piyasasında hissediliyor. PBoC’tan dün yayımlanan raporda, geçen yıl bireysel konut kredilerinin yüzde 47,9 artış göstererek, 204 milyar dolara ulaştığı bildirildi. Çin’de kabine olarak nitelenen Devlet Konseyi’nin de ana gündem maddelerinden birini aşırı artan konut fiyatları oluşturuyor.

Merkez sopayı çıkardı

Çin bankalarının yeni yılın ilk haftasında 100 milyar dolara yakın yeni kredi açmasının ardından alarma geçen Merkez Bankası (PBoC), son iki haftada ardı ardına aldığı kararlarla aşırı likiditeyi kısmaya yönelik tedbirler alıyor. Zorunlu rezerv oranlarını artıran, tahvil faizlerinde 3 kez artırıma giden ve bazı bankalara doğrudan uyarılar yapan PBoC’dan, aşırı ısınma sinyallerini güçlendiren NBS verilerini takiben yeni hamleler bekleniyor.

Çin model mi ?

Çin’de son 30 yıldır sürüp gittiği üzere,  ”yine yeni yıl, yine yeni dertler” … Bu noktada bir dipnot düşmek istiyorum. … >>>!

Çin’in döviz rezervleri

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  18 Ocak 2010

dolar rezervleri cin Çinin döviz rezervleri Çin Merkez Bankası (PBoC), döviz rezervlerinin geçen yıl 452 milyar dolar artarak 2,4 trilyon dolara ulaştığını açıkladı. Buna göre, Çin’in döviz rezervleri  geçen yıl 2008′e göre yüzde 24 artış gösterdi. Yani, Çin döviz rezervlerine geçen yıl 453 milyar dolar daha ekledi.

Hemen belirtelim, Çin tarihte hiçbir devletin biriktiremediği kadar döviz rezervine sahip. Diğer taraftan, rezervlerin bu hacimlere ulaşması Çin’in lehine bir durum olmaktan çıkıyor. Sanıldığının aksine, rezervler ülkenin sırtında her geçen gün büyüyen bir yük durumunda. Çünkü, rezervler büyüdükçe Çin’in üzerindeki döviz kuru baskıları artıyor ve rezervlerin yönetim riskleri ortaya çıkıyor.

Rezervlerin büyümesi ticaret fazlaları ya da sermaye akımları ile ülkeye giren dövizlerin, belirlenen sabit kur üzerinden satın alınması yüzünden birikiyor. Yani, devlet taahhüt ettiği sabit kur düzeyini korumak için, ülkeye giren fazlaları satın alıyor.

Bu da, Renminbi’nin değerinin olması gerekenden düşük olduğunu gösteren amprik bir kanıt oluşturuyor. Dolayısıyla, rezervlerdeki her yeni hacimsel artış, Çin’e karşı dış açık veren (neredeyse tüm dünya) ülkelerin canının daha çok acıdığını gösteriyor. Başta Avrupa Birliği ve ABD, döviz rezervleri konusunu kanıt olarak masaya getiriyor.

Çin’in için döviz rezervlerinin nereye demirleneceği de büyük bir sorun. Çünkü, rezervler merkez bankasının kasasında beklemiyor. Çin, muhtemel aşınmaları önlemek ve değer artışı sağlamak amacıyla, rezervleri işletiyor, yani yatırım amaçlı kullanıyor.

Bu bağlamda, rezervlerin en büyük parçasıyla ABD hazine tahvili satın alınıyor. Amerikan tahvileri, geri ödenme güvencesi açısından mevcut düzende en güvenli liman durumunda. Buna karşın, tahvillerin net getirisi faizler, enflasyon ve döviz kuru gibi dışşal parametrelerden de etkileniyor. Çin, bu yüzden ABD’nin doların değerini düşürmesinden rahatsızlık duyuyor. Keza, doların değeri düşünce, Çin’in elindeki varlıkların değeri de aşınıyor. ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Çin’in elinde Ekim ayı itibariyle 798,9 milyar dolarlık Amerikan hazine tahvili bulunuyordu.

Doların değeri sorunu, Çin’i alternatifler aramaya itiyor. Bunlardan birisi altın. Döviz rezervlerinin yüzde 2 ila 3′lik bir kısmının altında tutulduğu biliniyor. Ancak, altın fiyatlarının aşırı değerlenmesi ve altının talebe duyarlılık katsayısının yüksekliği nedeniyle, altın stokları çeşitlendirme seçeneği olmaktan öte gidemiyor.

Döviz rezervlerinin işletilmesinde kullanılan 3′üncü yol ise, egemen varlık fonu eliyle yapılan yatırımlar. CIC olarak bilinen, Çin Yatırım Fonu, döviz rezervlerinden 200 milyar dolarlık bir kaynak aktarılarak kuruldu. 2009 başında, 297 milyar dolarlık bir varlığı yöneten CIC’nin geçen yıl yatırımlarından yüzde 10 dolayında kar ettiği bildiriliyor.

Küresel krizin CIC için fırsata dönüştüğünün de altı çizilmeli. Çünkü, krizden önce finansal araçlara yatırım yapan kurum, krizin ardından düşen reel varlıklara yöneldi. Endonezya’daki kömür yataklarından, Avustralya’daki bakır madenlerine, Kanadalı emtia şirketlerinden Hong Kong’daki madencilik firmalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede yatırımlar arka arkaya geldi. Emtia fiyalarının 2010′da güçlü toparlanma göstereceğine yönelik beklentiler gerçekleşirse, ülkenin en etkili maliye isimlerinin yönettiği CIC’nin yüzü de fazlasıyla gülecek. … >>>!

Çin’de yabancı yatırımlar

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  17 Ocak 2010

cin coca cola Çinde yabancı yatırımlar Çin, 90 milyar dolar yabancı yatırım çekti.

Çin’e giren doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) geçen yıl küresel krize rağmen 90 milyar dolar oldu. Her ne kadar 2008′e göre yabancı yatırımlarda %2,6′lık bir düşüş kaydedilse de, düşüşün kaynağı 2009′un ilk çeyreğinde çok kötü çıkan FDI  verileriydi. 2009′un son 5 ayında arka arkaya hızlanan FDI rakamları, Aralık ayında rekor düzeyde artarak %103 artış kaydetti ve 12,1 milyar dolara çıktı.

Öte yandan, Çin’in 2001′de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasıyla belirgin bir trendine giren yabancı yatırımlarda 2005 yılından bu yana ilk düşüş gözlendi. Çin’de yabancı yatırımlar 2008′de tam %23,6 artışla 92,4 milyar dolarlık rekor hacme ulaşmıştı.

Çin’in reform ve dışa açılma sürecinin başlangıcından bu yana yabancı yatırımlar ekonomik kalkınmada kritik rol  oynadı. Buna karşın, önceleri emek yoğun imalat sektörüne yoğunlaşan yatırımlar, ülkede artık hoş karşılanmıyor.

Çin hükümeti, aktif şekilde uyguladığı yeni yaklaşımlarla yabancı yatırımcıları yenilenebilir enerji, çevre-dostu ve yüksek teknolojiler, modern servisler ve ileri üretim alanlarına kanalize etmeye çalışıyor. Devlet sisteminde kabine işlevi gören Devlet Konseyi’nden çıkan yeni politikaların odak noktasında da  yabancı yatırımların ‘niceliğinden’ ziyade, ‘niteliği’ yer alıyor.

Diğer taraftan, niteliksel değişim yabancı yatırımların tabiatı açısından da zorunlu hale de geliyor. Yabancı sermayenin dayandığı ucuz işgücü ve enerji maliyetleri göreli avantajını yitiriyor. Örneğin, Çin’in düşük maliyetli imalat merkezi Guangdong eyaleti, endüstriyel yeniden yapılanma ve yenilemenin modeli haline geliyor. … >>>!

Çin ilacıyla tedaviye, Batı tıbbının koyduğu teşhis

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  9 Ocak 2010

shangay sehri pudong semti Çin ilacıyla tedaviye, Batı tıbbının koyduğu teşhisÇin’in en ilginç yanlarından biri de, ekonomisine ilişkin tahminler arasındaki uçurum farklar: Çin ekonomisi kimilerine göre mucizeler yaratıyor, kimilerine  göre ise yıl içinde patlayacak bir balon!

Bu tespite binaen, kötümserlerin son 30 yılın her senesinde aynı çöküşü beklediklerinin altını çizmeden de geçmemek gerek. Bu açıdan bakıldığında, her yıl çökeceği tahmin edilen bir ekonominin, kısa bir tarih dilimi içinde dünyanın en hızlı ekonomik yükselişlerinden birini kaydetmiş olması,  konunun belki de başlı başına en enteresan yönü…

Değerlendirmeler arasındaki farklılıkların nasıl bu kadar ayrıştığına kafa yorarken; Hegelci felsefeyle tanıştığım Mülkiye yıllarımda, bir taraftan Karl Marx okurken, bir taraftan da Adam Simith ruhunu taşıyan modern ekonomi kitaplarının bıraktığı etkiyle,  kapitalist ABD ekonomisinin her yıl çökeceğini savunan görüşlere karşı çıkışımı hatırlıyorum.

Çin’de yaşamaya başlayıp, ekonomi dinamiklerine içerden bakınca, belki de aynı bakış açısını ters çerçeveden savunuyorum. Devlet eliyle kalkınan planlı bir ekonominin, “bıraksınız yapsınlar” felsefesi kokan değerlendirmelerle çökeceğini iddia etmek…   (Örneğin, Dubai’yi iflasa götüren dinamiklerin, tamamen farklı bir ekonomik felsefe ile işleyen  Şanghay’ı da çökerteceğine dair benzetmeler. )

Çin’in en tanınmış ekonomi uzmanlarından Lu Zhongyuan de, bu noktada Batılı ekonomistleri, “geleneksel Çin ilaçlarıyla tedavi edilen hastaya teşhis koyan Batılı doktorlara” benzetiyor.

Batılı ekonomistlerin Çin ekonomisindeki değişimi kavrayamadıklarını ileri süren Lu,  örnek olarak ‘ihracata dayalı büyüme modeli’ tanımlamasının geçersiz kalışını ve iç tüketimdeki hızlı farklılaşmayı gösteriyor.

Gençlik döneminde, Kültür Devrimi dolayısıyla 40 yıl önce taşraya giderken, Çinliler için radyo sahibi olmanın “lüks” sayıldığını hatırlatan ünlü ekonomist, doktora derecesini aldığı 20 yıl önceki dönemde tüketicilerin televizyon sahibi olmayı lüks saydığını söyledi. Buna karşın, şehirleşme ile büyüyen orta sınıfın 10 yıl önce cep telefonu ve bilgisayar almayı “ihtiyaç” gördüğüne, günümüzde ise 15 bin dolarlık otomobil ve 150 bin dolarlık ev satın almanın orta sınıf için “olağan” hale geldiğine dikkat çekti ve “Çinlilerin tüketmediği nasıl iddia edilebilir?” diye sordu.

(Örnekler çoğaltılabilir, ancak bence en sembolik olanı: Çin’in bir zamanlar Amerikan ekonomisinin gücünü yansıtan “dünyanın en büyük otomobil pazarı” ünvanını ele geçirişi oldu. ABD ekonomisinin dinamizmi ve yükselişine paralel olarak  20′inci yüzyılın başından beri elinde tuttuğu asırlık ünvanı, 21′inci yüzyılın en azından büyük bir kısmında Çin taşıyacak.)

Çin’de 2009′da bir önceki yıla göre yüzde 15′ten fazla azalması beklenen ihracatın, büyüme oranını yüzde 2 ila 3 eksiltmesi bekleniyor. Yani, ihracat genişleyerek büyümeye katkı sağlamak yerine, daralarak büyümeyi ters yönde etkiler hale geldi.

Ekonomik destek paketi ve 1.3 trilyon dolarlık banka kredilerinden beslenen iç tüketimin ise büyümeye yüzde 12 dolayında katkı yaptığı kaydediliyor. Analistler, Çin ekonomisinin 2009′da yüzde 8 ile 8.5 arasında büyüdüğünü tahmin ediyor.

Çin’de satılan otomobillerin sayısının ise Aralık ortasında 13 milyonu geçtiği bildiriliyordu. ABD 10 milyon seviyelerine gerilerken, Japonya’da 5 milyon dolaylarına kadar inecek.

Öte yandan, ABD’de iflastan dönen ve satışları yüzde 28 düşen General Motor ise, Çin’deki en büyük otomotiv üreticisi unvanına sahip olarak, 2009′da 2.4 milyondan fazla araç sattığını açıkladı. GM’e göre, şirketin 2009 satışları bir önceki yıla göre yüzde 64 arttı. ABD’li diğer otomotiv devi Ford’un yüzü de Çin’de gülerken, şirketin 2009 satışlarının bir önceki yıla oranla yüzde 66 arttığı açıklandı.

Sadi Kaymaz

Çin ekonomisinin kırılma noktası: 2009

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  4 Ocak 2010

runniing economy Çin ekonomisinin kırılma noktası: 2009Çin’de büyümenin motoru olan ihracat, 2009′da lokomotif pozisyonunu kaybetti. 2009 yılı, bu açıdan Çin ekonomisinin en kritik yıllarından biri oldu.

Çin, dışa açılma ve reform döneminin başladığı 1978′den bu yana bazı kritik dönemeçlerden geçti. 1980′lerde serbest piyasa ruhunun yarattığı sosyo-politik sarsıntıları atlatan ülke, 1990′larda ağır özelleştirme programı yüzünden, yakın tarihinin en sancılı senelerini yaşadı. Geminin sancılı yıllardaki kaptanı, ülkenin yetiştirdiği en yetenekli devlet adamlarından biri olan Zhu Rongji’ydi. Gemisini kurtaran Zhu, 2003′te yerini kendi yetiştirdiği Wen Jiabao’ya bıraktı.©dragonomi.com

Çin’de “halk adamı” olarak tanımlanan Wen Jiabao’nun ilk dönemi, Çin ekonomisinin altın yılları oldu. 2003 ve 2007 arasında ekonomi o kadar hızlı büyüdü ki;  bu dönemde kazanılan ivme, 2010 sonunda ulaşılması öngörülen 3.23 trilyon dolarlık ekonomik büyümenin, henüz 2007′de yakalanmasını sağladı.

Büyüme hızı 2007′de yüzde 13′e çıkarken, aslında alarm çanları da çaldı: İhracata dayalı büyüme, sürdürülemez hale geldi. Çünkü ölçek büyüdü. İhracat 100 milyonlarla ölçülürken, yüksek büyüme oranları dünyayı etkilemiyordu. Oysa, 1.4 trilyon doları aşan ihracatın her yıl çift haneli rakamlarla büyümesi, küreselleşen köyümüzün kaldıramayacağı kadar hızlıydı.

2007′de ekonomi kurmaylarının en çok kullandığı kelimelerin başında “ekonomiyi soğutmak” geliyordu. Ancak, aşırı hızlanan ihracat lokomotifini içten yavaşlatmak mümkün değildi.©dragonomi.com

Ve 2008′de olanlar oldu…

Finanscılık oynayan Lehman kardeşlerin tetiklemesi ile aşırı tüketime dayalı ekonomileri sarsılan Amerikalılar, tüm dünyaya tsunami dalgalarını yolladı.

Bu konjönktürde, küresel finans krizi Çin için bir “uyan çağrısına” dönüştü. Keza, sürdürülemeyeceği açık olan ihracata dayalı büyüme modeli, yolun sonuna kendiliğinden gelseydi: Amerika kaynaklı finans depremi yerine, Çin kaynaklı ekonomi depremi yerküreyi sarsabilirdi.©dragonomi.com

2009 yılı, bu yüzden Çin’in ekonomik yükseliş hikayesindeki en kritik sayfalardan biri oldu. Yıllık rakamlar henüz açıklanmadı. Ancak, yüzde 8′in üstüne çıkacağı kesin olan büyüme rakamları geldiğinde, ihracatın yüzde 3 dolaylarında “negatif” etkisi görülecek. Ekonominin yeni motorları iç tüketim ve yatırımlar  büyümeye yüzde 12 dolaylarında bir katkı yaparken, ihracatın negatif etkisi bu katkıyı eksiltecek.

Başka bir anlatımla, ihracat 2008′in 4.6 trilyonluk ekonomi pastasının 1.4 trilyon dolarlık payını oluştururken, bu pay 2009′da küçülerek 5 trilyona yakın ekonomi pastasının kabaca 1.1 trilyonu haline inecek.©dragonomi.com

Sonuç olarak, önümüzdeki yıllarda, Çin ekonomisi  ”ihracat” ile okunamayacak.  Ekonominin yeni motorları olan yatırımlar ve tüketim gibi içsel dinamikler, Çin ekonomisinin en temel kıstasları olacak.

Sadi Kaymaz

Page copy protected against web site content infringement by Copyscape

* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Kopyalanamaz ve referans gostermeksizin alıntı yapılamaz.Yazının fikri mülkiyet hakları digital imza ve fingerprint ile korunmaktatır. Aksi hallerde her türlü hukuki yola doğrudan başvurulmaktadır.

Çin’in süper trenleri…

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  27 Aralik 2009

Çinin süper trenleri Çinin süper trenleri...Çin, ülkenin büyük şehirlerini ortalama 350 kilometre servis hızına sahip trenlerle birbirine bağlayarak, ekonomik entegrasyonu sıkılaştırmak ve ülke içindeki kalkınma hızı farklılıklarını azaltmayı amaçlıyor.

Çin Demiryolları Bakanlığı, bu çerçevede ülkenin büyük şehirlerini 2012′ye kadar 350 kilometre hızla seyreden süper trenlerle birbirine bağlayacak tarihi projeleri yürütüyor.

Projeler tarihi kılan, zaman ve harcama rasyosu: Sürat trenlerinin işleyebileceği demiryolu hatlarına gelecek 3 yıl içinde 300 milyar dolara yakın  yatırım planlanıyor. Yani her yıl ortalama 100 milyar dolar. Başka bir ifade ile, Türkiye’nin 2010 bütçesinin yarısı kadar!

Süper trenler için yapılan altyapı yatırımlarının ekonomiyi raydan çıkartacağını savunanlar bile var.   Demiryolları Bakanlığı’nın projelerin finansmanı için yalnızca geçen yıl 60 milyara yakın borçlandığı biliniyor. Demiryolu yatırımları 2009′un ilk 11 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 80 artış gösterirken, 2010 yılında harcamaların 100 milyar doları aşacak.

Bütçe rakamlarını bir kenara bırakıp, hayata geçen projelere bakacak olursak, düne kadar Çin’in en hızlı treni 2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde açılan 27 dakikalık Pekin-Tianjin hattıydı.

Çin’in 394 kilometre hıza çıkabilen süper treni, dün ise dünyanın en uzun hızlı tren hattında hizmete girdi. Ülkenin ortasındaki, benim Afyon’a benzettiğim kavşak noktası Wuhan şehri ile güneyindeki ihracat üssü Guangzhou arasındaki mesafe 10 saatten 3 saate indi.

Başka bir anlatımla, Türkiye’nin en sonunda hizmete soktuğu hızlı treni (saatte 90 kilometre), Ankara ve İstanbul arasındaki 500 kilometreyi 5 saatte alıyor. Wuhan hattı ise, 1000 kilometreden fazla.

İşin, bizim için en üzücü yanı ise, Çin’in artık kara tren sınıfına sokup servisten kaldırmaya başlayacağı trenlerin bile 500-600 kilometre mesafeyi 5-6 saatte alıyor oluşu…  Nitekim, Wuhan ile Guangzhou arasındaki eski demiryolunda işleyen trenler, 1300 kilometreyi 10-11 saatte kat ediyordu. Süper trenin gelişiyle, demiryolları bakanlığı eski trenlerin önemli bir kısmını seferden kaldırdı bile!

Çin tarihinin en büyük altyapı projesi de, doğal olarak demiryolları bakanlığından çıktı.

127 bin işçi ter döküyor

Yapımı devam eden Şanghay-Pekin hızlı tren yolu projesi, Çin tarihinin en büyük altyapı projesi özelliğini taşıyor. 2012′de tamamlanacak projenin inşasında tam 127 bin işçi çalışıyor.Kimi kaynaklara göre, proje çerçevesinde dolaylı olarak seferber edilen işçilerin toplam sayısı 400 bini buluyor.

‘Jinghu’ adı verilen hat tamamlandığında, toplam 50 milyon kişinin yaşadığı Şanghay ve Pekin arasındaki 1203 kilometrelik mesafe 10 saatten 4 saatte inecek. Projenin finansmanı için ayrılan 32 milyar doların yetersiz kaldığı bildirilirken, ek maliyetler ile demiryolu hattının 40 milyar dolara mal olabileceği belirtiliyor. Tarihin en pahalı projelerinden biri olan demiryolu için 224 köprü ve 16 tünel de yapılıyor.

Kanadalı Bombardier ve Alman Siemens ise, Çin’in süper tren ihalelerinden milyarlarca dolarlık sipariş almış durumda bulunuyor. Japon Hitachi demiryolu ekipmanları, Alston teknoloji, IBM sinyalizasyon…

Çin parayı verip, siparişleri almıyor!  Neredeyse tüm siparişleri yerli şirketler ile ortaklık yaparak, Çin’de üretim yapan kuruluşlara veriyor. Örneğin, siperişlerin aslan payını alan uçak motoru üreticisi Bombardier, Qingdao Sifang ile ortak. Üretim Qingdao’da yapılıyor.  Bu bakımdan, Çin yerli endüstrinin gelişimini de sağlıyor. Milyarlarca dolar, ülkeden uçup gitmiyor…

Nasıl…

Dünyayı sarsan tarihin en büyük ekonomik krizlerden biri, diğer taraftan Çin’in süper trenler devrine geçişini hızlandırdı.

2008 yılının Kasım ayında uygulamaya sokulan 586 milyar dolarlık ekonomik destek paketi, öncelik olarak altyapı yatırımlarını aldı. Altyapı bütçesinin aslan payı ise süper trenlere düştü..

Öbür yandan, Çin bankaları piyasaya 1.5 trilyon dolara yakın kredi sürdü. Kredi selinden tüketiciler ya da Kobiler nasiplenebilmiş değil. Onlar, Türkiye’deki bankaların kapısındaki özel sektör gibi …

Kredilerden aslan payı alanlar ise, kamu ihalelerini alan inşaat şirketleri. Aslında, inşaat şirketlerinin de çoğu kamu şirketi…

Üstelik, krediler sudan ucuz olmasa da, projelerin finansman maliyetleri düşünüldüğünde, erişim kolaylığı açısından dünyanın en avantajlı kredileri. Böylece, Çin bankaları ülkede yol, liman, demiryolu, havaalanı, santral vs. ne varsa her projeyi kolaylıkla finanse edebiliyor. Hatırlatmadan geçmemeliyim, Çinliler üçüncü köprüye de talip… Dünyanın en yurtdışından en çok iş alan inşaat şirketleri Çinlilerin boğaz köprüsü işindeki en büyük avantajları da, arkalarındaki finansman desteği, yani Çin bankaları olacak!

Terminoloji sorununa da değinmeli:  Hızlı tren deyince, Türkiye’de 90 kilometre hızla raydan çıkan trenler akla geliyor.  Çin’de ise, “genel tren” denilen ve en yavaş olan trenlerin 90-100 kilometre seyir hızı  var! Öte yandan, “bullet train” denilen ultra hızlı trenlerin karşılığı Türkçe’de yok. (varsa cehaletimi affedin)

350 kilometre hızla giden trenlere, yüksek hızlı tren de demek istemiyorum. Çünkü Çinlilerin “Dongche” adını verdikleri trenler 250 kilometre hızla seyrediyor!

Çin’in 2014′e kadar tam 42 yeni hızlı tren hattını hizmete açacağının altını çizerek bitirmek istiyorum. Bunlardan 12’sinde 350 kilometre hızla seyredebilen trenler yol alacak. Diğerlerinde ise 250 km.

Wuhan-Guangzhou hattı ile ilgili yazdığım haber : Hürriyet‘ten

Çin’in süper treni dünyanın en hızlısı oldu

Çin’in 394 kilometre hıza çıkabilen süper treni, dünyanın en uzun hızlı tren hattında hizmete girdi.

Çin’in milyarlarca dolar harcayarak inşa ettiği Wuhan-Guangzhou hattı bugün düzenlenen tören ile açıldı. Ülkenin ortasında bulunan Wuhan ile güneyinde yer alan ihracat üssü Guangzhou şehirlerini birbirine bağlayan süper trenin ortalama seyir hızının saatte 350 , maksimum hızının ise 394 kilometre olduğu bildirildi. CHR adını taşıyan süper treninin 1300 kilometrelik mesafeyi 10 saatten 3 saate düşürdüğü kaydedildi.

Çin, 2012 yılına kadar süper trenlerin işleyeceği 12 bin kilometrelik demiryolunu hizmete sokmayı planlıyor. Ülkenin kuzeyindeki ağır endüstri merkezleri Harbin ve Shenyang’dan güneyindeki imalat merkezi Guangzhou’ya, İpek yolunun başladığı tarihi Xian’dan modern ticaret merkezi Şanghay’a kadar uzanacak süper tren hatları, tarihin en büyük ulaşım devrimlerinden biri olarak da nitelendiriliyor.

Ülkenin en büyük havayolu şirketi Sourthern Airlines’ın Başkanı Si Xianmin, iç hatlardaki 160 uçuştan 38′inin yeni açılan süper hızlı tren hattından etkileneceğini söyledi. Öte yandan, yolcuların hızlı trenleri tercih edeceğinden endişe eden havayolu şirketlerinin büyük fiyat indirimlerine girmesi sonucunda, en ucuzu 71 dolardan başlayan süper tren biletleri dahi havayolundan daha pahalı hale geldi.

Page copy protected against web site content infringement by Copyscape

* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Kopyalanamaz ve referans gostermeksizin alıntı yapılamaz.Yazının fikri mülkiyet hakları digital imza ve fingerprint ile korunmaktatır. Aksi hallerde her türlü hukuki yola doğrudan başvurulmaktadır.

Çinliler, telekom piyasasını altüst etti

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  30 Kasim 2009

huawei1 Çinliler, telekom piyasasını altüst etti  Çinli Huawei, İskandinavya’nın kalbinde Ericsson’a ait baz istasyonlarını kendi ekipmanları ile değiştirdi. Operasyon bir bakımdan Çin’in Nokia ve Erickson’un egemen olduğu İskandinavya topraklarına teknolojiyle girişini sembolize ediyor.

Aslına bakılırsa, 3-5 yılda küresel iletişim teknolojileri devi haline gelen Huawei’nin Türkiye dahil girmediği bir pazar yok gibi.

Huawei’nin hızlı yükselişinde maliyet faktörü elbette başta geliyor. Ancak, Çinlilerin sadece maliyet avantajıyla endüstri payı edindiğini söylemek haksızlık olur. Çünkü, Huawei’nin endüstride yarattığı etki,  pazar payı elde etmenin fazlasıyla ötesine geçiyor.  Şirketin maliyet avantajını  araştırma geliştirme faaliyetleri ile birleştirmesi, iletişim teknolojileri endüstrisinde son derece büyük etkiler yarattı. Konu ile ilgili haber yazım, Hürriyet ve CNN Türk‘te yayımlandığı şekliyle şöyle:

Çinlilerin endüstride darbe yaptığı iddia edildi.

New York Times gazetesi, Norveçli cep telefonu operatörü Telanor’un cep telefonu ağını yenilemek için Çinlileri seçtiğine işaret ederek, sektörün yenisi Çinli Huawei’in dünyanın en büyük ikinci telekom ekipmanları üreticisi haline geldiğine dikkat çekti.

Gazeteye göre, Çinli şirket düşük maliyetinin yanı sıra, hızı ve çok fonksiyonlu kullanım avantajları sayesinde endüstrinin yükselen yıldızı olmayı başardı.

Telenor’un küresel iş geliştirmeden sorumlu müdürü Morten Karlsen Sorby, Huawei’in kısa zamanda rekabetçi ve yenilikçi bir konum alarak, endüstride önde gelen bir oyuncu haline geldiğini söyledi.

New York Times’a göre, geçen yıl endüstrinin en büyük dördüncü şirketi olan Huawei, 2009 satışlarında rakipleri Nokia-Siemens ve Alcatel’i gerisinde bıraktı.

Çinliler geliyor

Economist yayımlanan bir makalede ise, Huawei’in Asya’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın her yerinde ihale aldığı belirtildi. Dergiye göre, 2004 ve 2006 arasında Vodafon’dan ayrılarak medya sekröründe çalışan bir Vodafone yetkilisi, endüstrideki değişimi şöyle tarif etti: “Ayrılmadan önce Huawei adını birkaç kez duymuştum, döndüğümde ise Vodafon’un tedarikçisi haline gelmişlerdi”

Huawei’in rakiplerine oranla yüzde 50′ye varan oranlarda düşük fiyatlar önerdiği belirtiliyor. Vodafone, France Telecom, Telefonica ve Deutche Telekom gibi Avrupalı devlere ekipman sağlayan Çinli şirket, Türkiye pazarında da etkin rol oynuyor. Cep telefonu operatörlerinin hepsine ekipman sağlayan Huawei, yurtdışındaki 8′inci AR-GE merkezini de Türkiye’ye açıyor.

Avrupalılar sarsıldı

Economist’e göre, Çinli şirketlerin pazar paylarından çok, endüstride yarattıkları etki önem taşıyor. Avrupalı rakiplerinin milyarlarca dolar harcayarak geliştirdikleri GSM gibi iletişim teknojilerini kullanan Çinli şirketler, maliyet avantajlarını AR-GE etkinlikleri ile birleştirince endüstriyi alt üst etti. Alcatel ve Lucent’in 2006 yılında birleşmesiyle başlayan süreçte, Nokia ve Siemens’in mobil telekom kolları birleşirken, Nortel Ericsson’a satıldı.

Merkezi Çin’in güneyinde yer alan Shenzhen’de bulunan Huawei’in aynı şehirdeki yerel rakibi de çoktan küreselleşmiş durumda bulunuyor. Yerli rakibi Huawei’in izinden giden ZTE, 2008 yılı satışlarıyla dünyanın en büyük 8′inci iletişim teknolojileri şirketi haline geldi. ZTE’nin Türkiye’yi Avrupa operasyonlarında lojistik merkezi haline getirmeyi ve Türkiye’de AR-GE merkezi kurmayı planladığı belirtiliyor.

Sadi Kaymaz tarafından yazılmış, Hürriyet, CNN Türk ve Ekolay’da yayımlanmıştır.

Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Copy Guarded by IamShekhar's WP-CopyGuard.