Yuan’de iki yönlü hareket beklenmeli

Haber ·  29 July 2010

Yuanın değer kazanmasına izin verileceğini taahhüt eden Çin şimdilik bu sözünü tutup, para biriminin biraz daha serbest hareket etmesine olanak sağlıyor. Ancak analistler ve yabancı yatırımcılar yuanda olası bir değer kaybına hazırlıksız yakalanabilir.

Çin daha önce sözünü verdiği, yuanın dolar karşısında yüzde 0.5′lik işlem bandı içerisinde piyasaya paralel biçimde daha dalgalı hareket etmesi taahhüdünü yerine getiriyor. Ancak Pekin’in bu sefer uyguladığı yöntem, bazılarının beklediği gibi 2005 ve 2008 yılları arasındaki yuan/dolar paritesinin istikrarlı biçimde arttığı dönemdekinden farklı yürüyor.

Bu da, yuanın dolar karşısında zaman içerisinde değer kazanacağının bir garantisi olmadığı anlamına geliyor. Çin yönetimi, başta ABD olmak üzere diğer ülkelerden gelecek eleştirilere rağmen yuanın esnekliği konusundaki duruşundan taviz vermeye niyetli görünmüyor.

Yuanda önemli oranda değer artışı gerektiğini öne sürenlerin görüşlerini dayandırdıkları temel ekonomik göstergeler, son yaşanan küresel krizden sonra değişiklik gösterdi. Örneğin Çin şimdi daha az ticaret fazlası verirken, ekonomistler azalma eğiliminde olan cari fazlanın önümüzdeki yıllarda açığa dönüşme olasılığından bahsediyor.

Bu nedenle yuanın, beş yıl önce olduğu gibi dolar karşında yavaş ancak istikrarlı şekilde yükselmesi gereken güçlü ekonomik ortam bulunmuyor.

Şanghay merkezli Haitong Securities yatırım şirketinin baş ekonomisti olan Chen Lu konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Çin’in yeni yuan politikası ekonomide ve piyasada gerçekleşen değişikliklere daha hızlı tepki verilmesini öne çıkarıyor. Çin bunu yaparken kısa ya da uzun vadede yuanın ne kadar değer kazanacağıyla ilgili önceden ayarlama yapmıyor” dedi.

Çin Merkez Bankası (PBOC) şimdiye kadar ortaya koyduğu uygulamayla, 19 Haziran’da duyurduğu, yuanın daha geniş bantta ve esnekliğe rağmen kademeli ve kontrollü hareket edeceği açıklaması ile tutarlılık sergiliyor.

ESNEK DÖVİZ GAZI KISA SÜRDÜ, PİYASANIN AYAĞI YERE BASTI

Blog ·  22 June 2010

Çin’in döviz kuru açıklaması ile Doğu Asya piyasalarında oluşan heyecan dalgası duruluyor.

Şanghay Bileşik Endeksi, günü yüzde 0,10 artışla 2588,70 puandan kapadı. Endeks, Merkez Bankası’nın Cumartesi günü yaptığı döviz kurunda esneklik açıklamasının yarattığı heyecan ile dün yüzde 2,90 yükselmişti. Daha küçük şirketlerin listelendiği Shenzhen borsası ise günü yüzde 0,35 yükselişle 10345,55 puandan kapadı.

Uzmanlara göre, dün piyasaları saran yuan heyacanı, Çin’in dolar kurundaki değişimi küçük çaplı hareketlerle uzun vadeye yayacağının anlaşılmasıyla kaybolmaya başladı.

Son 10 işlem gününü yükselişle kapatan Hong Kong borsası, bugün gerileyerek yüzde 0,45 düşüş gösterdi. Japon borsası da günü düşüşle tamamlayarak yüzde 1,22 geriledi.

DÖVİZ SÖZÜNDE İLK ADIM

Çin Merkez Bankası (PBOC) tarafından sabah yayımlanan verilere göre, dolar paritesi 6,7980 yuene tırmandı. Resmi dolar kuru böylece son 5 yılın en yüksek düzeyini gördü. PBOC verilerine göre, kur seviyesi dün sabah 8,8275 olarak ilan edilmişti.

PBOC, her sabah belirlediği günlük döviz paritesini ilan ediyor. PBOC’un belirlediği parite, spot piyasada gün içinde en fazla %0,5 dalgalanabiliyor. Dolar kuru, dün sabah 6,8275 olarak belirlenmiş ve spot piyasada sınıra yaklaşarak %0,44 kadar değerlenmişti. PBOC, bu sabah ise pariteyi 6,7980 olarak belirledi.

PBOC, Cumartesi günü 2008 yılından bu yana sabit tutulan dolar kurunu “esnetme” kararı aldığını duyurmuştu. Pazar günü yapılan açıklamada ise, dalgalanmanın ani ve büyük çaplı olmayacağı vurgulanmıştı.

Bu açıdan, Türk ihracatçılarımızın dün yaşadığı heyecanın da yerini aklıselime bıraktığını düşünüyorum. Çünkü, Çin’in hareketi ancak dar bantta ve kademeli olarak geçerli olacak. Keza, bir yıl içinde yuanın %5′ten fazla yükselmesi de başka köklü değişimler olmadıkça olanaksız görünüyor.

Öte yandan, yapılan stres testlerine göre, yalnızca düşük karj marjjıyla çalışan, rekabet gücünden neredeyse yoksun işletmeler olası bir değerlenmeden etkilenecek. Dolayısıyla, Türk şirketlerine rakip olan Çinli işletmelerin dalgalanmadan kısa vadede negatif etkilenmeyeceğini, orta ve uzun vadede ise pozitif etkileneceklerini düşünüyorum. Keza, Çinli uzmanlar, ucuz dövize dayanan şirketlerin sahneden çekilmesiyle, sağlam şirketlerin güçleneceğini belirtiyor.

2008 yılında Çin’i vuran küresel krizde, Çin’in güneyindeki 80 bin imalathane kapanmış, ancak ayakkabı ve tekstil ihracatında dramatik düşüşler meydana gelmediği gibi, ölçekli işletmeler daha da güçlenmişti.

Çin borsası kaybettirmeye devam edecek mi?

Sadi KAYMAZ ·  1 May 2010

Borsanın mayısta düşmeye devam etme ihtimali az değil, 3 önemli faktöre dikkat:

Kaynak: Xinxi Shibao Çeviren: Sadi Kaymaz

Uzmanların büyük çoğunluğu, borsanın geçen ay dünya piyasalarından bağımsız hareket etmesinin temel nedeni olarak, emlak piyasası önemlerinin dozunun tahmin edilenin ötesine geçmesi olduğuna inanıyor. Geçen yıl ve bu yılın ilk çeyreğine dair yeni yayımlanan raporlar, Çin ekonomisinin küresel finans krizinin etkisini atlattığını gösteriyor. Borsada listelenen şirketler, ortalama %25 net kar elde etti. Hiç durmadan düşen bankacılık ve emlak hisselerinin dengeye oturması, borsanın daha fazla düşmesine yol açacak zemini de ortadan kaldıracak. Buna karşın, endeksin ne zaman dip noktasını göreceği önümüzdeki dönemin getireceklerine bağlı. Pek çok analist, borsanın bu ay da düşmeye devam etme ihtimalini oldukça yüksek görüyor. Dolayısıyla, mayıs ayında dikkat gösterilmesi gereken 3 temel faktör var.

Mart ayı ekonomi verilerinin yönü

China Securities Araştırma Departmanı, dün Mart ayı ekonomi verilerine ilişkin tahmin raporunu yayımladı: Enflasyonda yıllık bazda artış öngörüsü %2,8. M2 para arzında yıllık bazda %22,3 genişleme, önceki aya göre ise %0,2′lik daralma tahmin edildi. Bunlar, geniş kabul görür hale gelen enflasyon baskısı ve likiditenin kısılması olgularına işaret ediyor.

Merkez Bankası (PBoC) Para Politikası Komitesi Üyesi ve Tsinghua Üniversitesi Profesörü Daokui Li, önceki gün yaptığı konuşmada: “Ekonomi ısınma eğilimine girdi. Bu sadece tek veriye dayalı bir çıkarım değil. Pek çok verinin sentezlenerek değerlendirilmesiyle ortaya çıkan bir sonuç. Bu şartlar altında, tüketici fiyatlarının kontrol altına alınması baskısı çok büyük. Ayrıca, uzun vadeli enflasyon faktörlerinden biri, Amerikan doları bazındaki hammadde fiyatları artışı. Reel faizler birkaç ay daha eksi seyrederse, faiz oranlarında ayarlama gerekli olacak.

PBoC Araştırma Bürosu Başkan Yardımcısı De Li’ye göre de PBoC’ın faiz artımına ihtimali yüksek. Enflasyon seviyesi yıllık tasarruf faizlerini aştı. Reel faiz oranı negatif. Bu sebeble PBoC’un artırıma gitme ihtimali oldukça fazla. Buna karşın, muhtemel artırım miktarı sınırlı.

Guangzhou Securities Analisti Guangwen Zhang’a göre, ülkede ılımlı enflasyon baskısı açıkça görülüyor. Faiz artırımı ikinci yarıda gelebilir. Büyük ihtimalle Mayıs ayında. Bu borsa için aslında kötü bir haber olmaz. Üstelik, piyasanın toparlanmasına zemin hazırlayabilir. Artırım doğrudan borsanın lehine olabilir. … >>>!

Obama, Hu’ya boyun eğdi!

Blog ·  19 April 2010

Fotograf karesinde dünyanın en güçlü iki lideri, yer Washington. (Aklıma nedense Bülent Ecevit geliyor…  )

Obama daha önce Japon imparatoruna da eğildi. Fakat, eğilmenin Japon kültüründeki yeri ile Çin kültüründeki yeri arasında uçurum var. Örneğin, Çin dizilerinde birbirlerine karşı durmadan(! ) eğilip duran  Japonların “inceden tiye alındığını” bile görmek mümkün. Neyse, kültür konularına daha fazla burnumu sokmadan, ekonomiye geçelim…

Nükleer güvenlik zirvesine katılmak üzere geçen hafta ABD’ye giden Hu Jintao, Başkan Barrack Obama ile yaptığı görüşmede, herhangi bir baskıyla döviz kuru politikasının değişmeyeceğini söyledi. (Hu’nun sözlerinin ABD’den çok, iç politikaya yönelik olduğunu söylemekte fayda var.  Keza, Çinliler özellikle ABD’den gelen baskı ve taleplere karşı giderek hassaslaşıyor. Bu yüzden, Çinli liderlerin içine düşmeyi en son isteyecekleri durumlardan birini  ABD’ye boyun eğiyor görünmek oluşturuyor…)

Pekin’in değişime hazır olduğunu söyleyen Hu, “Çin, döviz kurunu belirleme mekanizmasını gözden geçirme düşüncesine sıkı şekilde bağlı bulunuyor. Karar alırken, küresel ekonomik gelişmeleri ve değişiklikleri yakından takip edeceğiz ancak ilk önce Çin’in ekonomik durumunu göz önünde bulunduracağız” dedi.

Hu’nun yorumlarının ardından, yuan değer kaybederken, son zamanlarda Çin’in döviz politikasında değişikliğe gitmesini bekleyen diğer Asya ülkelerinin para birimlerinde de düşüşler görüldü.

Yatırımcılar ise yuanın kademeli olarak değerleneceği düşüncesine göre pozisyon alıyor.

Pekin, 2008’ın ortalarında, ekonomisinin küresel mali krizden etkilenmesini engellemek adına yuanın değerini dolar karşısında 6.8 seviyesinde sabitlemişti.

Ancak Çin’deki güçlü ekonomik iyileşme sonrasında, Pekin’in para politikalarına yönelik eleştiriler arttı ve uluslararası piyasalar yuanın değerlenmesine izin verileceği umuduna kapılmaya başladı.

Beyaz Saray Danışmanı Jeffrey Bader gazetecilere yaptığı açıklamada, Obama’nın konuşmalarında yuan konusunda hassas davrandığı ve zirvede daha çok İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı uygulanacak yaptırımlar için Çin’den destek almaya odaklandığını belirtti.

ABD, yuanın değerinin düşük tutarak dış ticarette haksız rekabet avantajı sağladığını iddia ettiği Çin’e yönelik döviz kuru baskılarını artırdı. İki ülke arasındaki en çetrefilli sorun olarak nitelenen meselenin, liderlerin görüşmesindeki en kritik konuyu oluşturması bekleniyordu.

Hile yapma…

Blog ·  19 April 2010

Karikatür: sağ taraftaki madencilik devleri, müzakerelerde “tekel ağırlığını” kullanıyor….

Demir cevheri devleri ile Çin arasında giderek şiddetlenen kritik bir savaş yaşandığını söylemek hatalı olmaz. Çin açısından, konu “stratejik” olarak tanımlanabilecek kadar mühim. Keza, çarkları ihracat yerine sabit yatırımlarla dönmeye başlayan ekonominin hayat damarlarından biri çeliğin ham maddesi olan demir cevheri. Stratejik önemi yanında, ithalat faturası da hayli kabarık. Basit bir anlatımla, demir cevheri fiyatlarının %90 artması halinde, ithalat faturası 100 milyar dolara dayanacak.

Demir cevheri ile ilgili haberler, hem Çin basınının hem de uluslararası ekonomi yayınlarının günlük vazgeçilmezi… Demir cevheri müzakerelerini vakit bulunca uzun uzun yazacağım. Bu arada, piyasa ile ilgili köklü bir değişikliğe ilişkin haberi de atlamak istemedim.

Çünkü dünyanın önde gelen madencilik şirketleri, çeliğin hammaddesi demir cevherinin fiyatlandırılma yöntemi konusunda istediklerini elde etti. Dev şirketlerin pazarlığının sonucunda 40 yıldır süren yıllık fiyat uygulaması sona erdirildi.

Aralarında Avustralyalı madencilik devleri BHP Billiton ve Rio Tinto’nun yanı sıra dünyanın en büyük demir cevheri üreticisi Brezilya merkezli Vale SA, fiyatlama sisteminde vadenin değiştirilmesini istiyordu. Daha önce yıllık yapılan sözleşmelerle belirlenen fiyatın, spot piyasadaki harekete daha uygun hale gelmesi için daha kısa vadeler için yapılması talep ediliyordu.

Demir cevheri madencilik şirketleri ile çelik üreticileri, yaklaşık 40 yıldırı bu ürünün fiyatının bir yıl boyunca ne olacağın belirleyen referans fiyat üzerinde anlaşıyordu. Ancak, özellikle Çin’deki büyüme nedeniyle yaşanan talep artışı bu piyasadaki fiyatların oynaklığını artırdığı için yıllık fiyatların spot piyasadan önemli ölçüde ayrışmasına neden oluyordu.

Vale SA ve BHP Billiton, çelik üreticileriyle son anlaşmalarında, süreyi kısaltarak 40 yıldır süren yıllık kontrat sözleşmesi uygulamasına da son vermiş oldu.

Vale SA’nın, Japonya’nın en büyük üçüncü çelik üreticisi Sumitomo Metal Industries ile yaptığı satış sözleşmesine göre, Nisan-Haziran arasındaki üç aylık dönemde sağladığı demir cevherinin tonu için 100 dolar ile 110 dolar arasında bir ücret alacak. Brezilyalı madencilik şirketinin anlaştığı fiyat geçen seneyle kıyaslandığında yüzde 90′lık bir artışa denk geliyor.

BHP Billiton ise üretiminin çoğunu Asyalı çelik üreticilerine kısa dönemli kontratlarla satacağını açıklamış ancak fiyat telaffuz etmemişti.

İngiltere merkezli yatırım şirketi IG Markets’in Melbourne’daki analistlerinden Ben Potter, bu gelişmenin uzun zamandır yıllık fiyatlandırmayı sonlandırmak için çaba sarfeden BHP Billiton’un, bu isteğe direnen Asyalı çelik üreticileri karşısında kazandığı önemli bir başarı olduğunu söyledi.

Diğer taraftan analistler, demir cevheri sözleşmelerindeki vadenin kısaltılmasının yapısal anlamda önemli etkilerinin olacağını da belirtiyor.

Avustralya merkezli yatırım şirketi Macquarie Group analistlerinden Brenadan Harris gönderdiği araştırma notunda, “Dünya ticaretinde önemli yer tutun bir emtianın fiyatlandırma kurallarında değişikliğe gidilmesi her gün görülebilecek bir gelişme değil” dedi.

Vale SA’nın Pazarlama Direktörü Pedro Gutemberg, yeni fiyatlandırma sisteminin esnekliği, öngörülebilirliği ve şeffaflığı artıracağını öngörürken, Rio Tinto yöneticileri ise piyasa mekanizmasını işlerlik kazanacağını belirtiyor.

Rio Tinto’nun demir cevheri operasyonlarının başına bulunan Sam Walsh daha önce yaptığı bir değerlendirmede, “Eğer sektör çeyrek dönemlik fiyatlandırma uygulamasına geçerse bu gerçek anlamda piyasa mekanizmasının işlemesini sağlayacaktır. Böylece, fiyatlar belirli kişilerce değil fakat piyasa güçleri tarafından belirlenecektir” demişti.

Çin dış açık verdi, peki yuan…

Blog ·  13 April 2010

Güçlü yuan yönündeki dış baskıların tavan yaptığı dönemde ortaya çıkan dış ticaret açığı, Çin’de sabit döviz kuru taraftarlarının elini güçlendirdi.

Döviz kuru politikaları dolayısıyla aşırı dış fazla vermekle suçlanan Çin, 70 ay sonra ilk kez dış açık açıkladı. Çin Gümrük İdaresi (GAC) verilerine göre, geçen ay 112 milyar dolar tutarında ihracat gerçekleşti. Keskin artış gösteren ithalat tutarı ise 119 milyar dolara çıktı. Çin’in ihracatında %24 artış kaydedilmesine rağmen, ithalattaki %66 artış dış açığa yol açtı.

Dış ticaret açığını değerlendirirken, öncelikle dengesizliğin dış ticarette iki yönlü genişlemeye dayandığını belirtmek gerekir. Çünkü, ihracattaki genişlemeye karşın, ithalatta ihracatı aşan bir artış meydana geldi.

İthalat, iç yatırımlardaki artıştan kaynaklanan reel talebe bağlı olarak genişlemekle birlikte, küresel hammadde fiyatları artışından da doğrudan etkilendi.

Sadece petrol ve demir cevheri  fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanan ithalat tutarı artışı %12′i aştı. Reel talep tarafına baktığımızda, Çin’in geçen ay gerçekleştirdiği otomobil ithalatı %240′tan fazla arttı. Otomobil ithalatının tutarı 3 milyar doları aştı.

İhracat tarafına baktığımızda, ilk olarak mevsimsel etkenler dikkat çekiyor. Geçmişte de, Çin Yeni Yılı’nın etkisi işçilerin tatil süreci ile sınırlı kalmıyor. Tatile çıkan işçiler, aynı zamanda işgücü piyasasında hareket dönemini başlatıyor. Kimi çalıştığı fabrikayı, kimi yaptığı işi, kimisi yaşadığı şehri değiştiriyor. Dolayısıyla, Şubat-Mart aylarında tarihsel olarak özellikle emek yoğun endüstrilerde ihracat eğrisi alçalıyor. Yeni yıl etkisi diyebileceğimiz faktör, bu yıl yeni bir fenomen ile şiddetlendi.

Yeni jenerasyon işçiler

Başka bir yazıda daha geniş yazacağım fenomen, Çinlilerin 80/90 kuşağı işçiler dediği, tamamıyla yepyeni bir işçi jenerasyonun ağırlık kazanmasından kaynaklanıyor. Fenomen, son dönemde  Çin’deki iş ve ekonomi dergilerinin kapak ya da odak konuları arasında sıkça boy gösteriyor.

Yeni işçilerin dünyaya gözlerini açtıkları ülke ile alın terleriyle Çin’in kendi endüstri devrimi gerçekleştirmesini sağlayan anne ve babaları arasında en hafif deyişle, “uçurum” bulunuyor. Kısaca geçmek gerekirse, yeni jenerasyon kendisi için yaşıyor, tüketmek, şehirli olmak, yükselmek ya da köşeyi dönmek istiyor… En önemlisi ise,  anne ve babalarının en büyük özellikleri olan, Çince’de ·chiku· dedikleri, Türkçe’ye “her türlü zorluğa göğüs germek” olarak çevrilebilecek karakteristikten yoksun olmaları!

İşte bu yeni jenerasyon işçiler, işgücü piyasasını bu yıl alt üst etti.

Emek yoğun imalat sanayilerinden giyim ihracatı %20′ye yakın düştü. Çanta ihracatında daralma %16.7, ayakkabı ihracatında %6.5 oldu. Oyun makineleri ihracatında ise düşüş yüzde 50′ye yaklaştı.

Bu 4 kalemin dış ticaret açığındaki payı ise tam %29.4!

Ticaret Bakanlığı

Dolara sabitlenen yuanın değeri konusunda, özellikle ABD’nin uyguladığı baskıların zirveye çıktığı bir dönemde ortaya çıkan dış ticaret açığı, döviz kurunun gevşetilmesine şiddetle karşı çıkan Ticaret Bakanlığı’nın (MOFCOM) elini güçlendirdiği şeklinde yorumlanıyor.

MOFCOM Sözcüsü Yao Jian, “Dış ticaret bilançosundaki iyileşme yuan için istikrar ortamı yarattı” diye konuşarak, döviz kuru konusunda süregelen tutumunu devam ettireceklerinin sinyalini verdi.

Çin Merkez Bankası yetkililerinden güçlü yuan yönünde gelen sinyaller ise basında yer buluyor. Döviz kuru politikalarında önemli ölçüde söz sahibi olan Para Politikası Kurulu’nda ise yuanın değerlenmesine sıcak bakan üyelerin sayısı ağır basıyor.

Ülkenin en güçlü kurumlarından biri olarak bilinen Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun (NDRC) geçen hafta ihracatçıları döviz kuru dalgalanmalarına karşı uyarması ise, yuanın değerinde bir artış gerçekleşebileceği yorumlarına yol açmıştı. Buna karşın, NDRC’nin uyarısı, zaman zaman yapılan olağan uyarılardan biri olarak da algılanabilir.  Örneğin, ticaret bakanlığının önceki ay yaptırdığı stres testleri de buna benzer yorumlanmıştı. Oysa, Ticaret Bakanlığı geçen 30 yılda faklı çaplarda 240 stres testi gerçekleştirmişti.

Mart ayı dış ticaretine ilişkin Gümrük İdaresi raporunda da, ithalatın artırılması çabalarına vurgu yapılarak, “Küresel ekonominin zayıfladığı bir dönemde Çin’in ithalatı güçlendirme çabalarının etkisiyle gerçekleşen hızlı ithalat artışı, dış açığın ana kaynağını oluşturdu” denildi.

Çin’de pek çok ekonomist, orta ve uzun vadede yuanın değerlenmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtse de, döviz kuru politikasının son dönemde Amerikan kongresi tarafından iç politika malzemesi olarak kullanıldığını savunuyor. Çinli analistler, yuanın değerinde keskin artışa gidilmesinin olanaksız olduğunu, sınırlı değerlenmenin ise ABD’nin dertlerine deva olmayacağını iddia ediyor.

Gümrük Birliği ASEAN’a yaradı

Çin’in yılın ilk çeyreğindeki toplam dış ticaret fazlası ise, geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 76 azalarak 14,5 milyar dolara indi.

GAC verilerine göre, Çin’in ABD’ye karşı verdiği ticaret fazlası yüzde 3,5 azalırken, Avrupa Birliği’ne karşı verilen dış fazla yüzde 13,1 azaldı. Buna karşın, Japonya’ya karşı verilen dış fazla 3 kattan fazla arttı.

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ise, yılbaşında yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşmasının sayesinde Çin’e gerçekleştirdiği ithalatta patlama yaşadı. Çin’in ASEAN’a karşı verdiği dış ticaret açığı geçen ay önceki yıla göre 10 kat artarak 2,7 milyar dolara fırladı.

Geithner Sessiz

Geçen hafta Çin’in uluslararası finans konularından sorumlu Başbakan Yardımcısı Wang Qishan ile sürpriz şekilde görüşme gerçekleştiren Geithner ise konuya ilişkin düşük profilini koruyor.

Geçen hafta başında, Çin’in para manipülatörü olup olmadığı konusundaki Hazine Bakanlığı raporunu ertelediğini açıklayan Geithner’ın sessizliği , Çinli liderlere daha fazla manevra alanı vermeyi amaçladığı şeklinde yorumlanıyor.

Çin’de ağırlığı giderek artan kamuoyu tepkisi, özellikle liderlerin ABD’nin taleplerine boyun eğdiği algısına karşı en üst düzeye çıkıyor.

Son olarak, ticaret açığının kalıcı olmadığını savunanların yanında, bir süre daha devam edeceğini iddia edenler de var. Küresel hammadde fiyatlarında ve reel talepte bir artışın devam edeceğini göz önüne alırsak, ithalat tutarlarında artış eğiliminin süreceği  açık.

Buna karşın, konunun ihracat tarafı halen muğlak. Herşeyden önce, küresel talepteki toparlanmanın reel ya da kalıcı olup olmadığı henüz anlaşılmış değil. Öte yandan, Çin’de üretim maliyetleri giderek artıyor. Düşük kar marjı ile çalışan emek yoğun endüstrilerin ihracat kayıpları yaşaması olağan olur.

Dolayısıyla, her ne kadar yuanın gevşetileceği beklentileri yüksek olsa da, dış  ticarette denge ya da açık eğiliminin sürdürülebilir olacağı öngörüsü, Çin’in döviz kurunda hareket etmemesine ya da geç hareket etmesine, veya baskıları azaltmak amacıyla cüz’i bir değerlenmeye gitmesine neden olabilir. %5′in üstünde bir artışın, neredeyse olanaksız olduğu, küçük gevşemelerin ise sıcak para seli yaratabileceği göz önüne alınırsa, denklem iyice karmaşıklaşıyor.

NOT: Dış dünyada faiz artışı beklentileri “bugün, yarın geliyor” diyecek kadar güçlü. Oysa, Çin’de faiz artımının gerekliliği konusunda bile tartışmalar bulunuyor. Kamuoyu anketlerinde, 3 ay içinde faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 30 dolaylarında. Bu sene hiç artış olmayacağına inanların oranının da %20′ye yakın olduğunu vurgulamadan geçmemek gerekir.  Konunun en kilit ismi, Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan’ın kendisini Asya’nın Davos’u olarak nitelenebilecek Boao Forumu’nda sıkıştıran bir gazeteciye, “2′inci çeyrekte faiz artışının gerekli olduğunu kim söyledi!” demesine de parantez açmalı. Neticede, Merkez Bankası’nın enflasyon beklentilerinin oldukça “iyimser olduğunu” düşünürsek ,  yazıyı “Cateris Paribus” ekleyerek kapatmalı…

Sadi Kaymaz

Page copy protected against web site content infringement by Copyscape

* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Kopyalanamaz ve referans gostermeksizin alıntı yapılamaz.Yazının fikri mülkiyet hakları digital imza ve fingerprint ile korunmaktadır. Aksi hallerde  her türlü hukuki yola doğrudan başvurulmaktadır.

Yuan değerlenirse ne olur

Blog ·  11 April 2010

Karikatür: ABD, kendi “ağırlıklarının” sorumlusu olarak günah keçisi gösteriyor

Çin, para birimindeki değerlenmenin ihracatçıları nasıl etkileyeceğini test etti.

Çin Ekonomik Enformasyon Gazetesi’nin Ticaret Bakanlığı’nca gerçekleştirilen stres testine dayanarak yayımladığı habere göre, para birimi yuanın dolar karşısında yüzde 3 değerlenmesi halinde beyaz eşya, otomobil ve cep telefonu imalatçılarının karlarında yüzde 30 ila 50 arasında düşüş kaydedileceği kaydedildi. Bazı küçük ve orta ölçekli işletmelerin karlarının ise tamamen eriyeceği belirtildi.

Ticaret Bakanlığı, mart ayında Guangdong, Zhejiang, Jiangsu ve Shanghay gibi ihracat merkezlerindeki imalatçıların doların değer kaybetmesinden nasıl etkileneceklerine yönelik kapsamlı bir stres testi gerçekleştirmişti.

Pekin yönetiminin içinde ise yuanın dolara karşı değerlenmesine izin verilmesi konusunda farklı görüşler bulunduğu belirtiliyor.

Ticaret Bakanlığı yetkililerinin değerlenmeye son derece net biçimde karşı çıktığı bilinirken, Merkez Bankası yetkililerinden daha yumuşak sinyaller geliyor.

Çin’in döviz kuru politikalarında önemli ölçüde söz sahibi olan Para Politikası Kurulu’na ise yeni atamalar yapıldı.

Kurulun üye sayısı 11′den 13′e çıkarılırken, yeni atanan 3 ismin ülkenin en önemli üniversitelerinde görev yapan akademisyenlerden seçilmesi Çin basınında önemli yer buldu. Öte yandan, yeni atanan akademisyenlerin kurun dalgalanmaya bırakılması yönündeki görüşlerine dikkat çekildi.

Kurulun görevden ayrılan ismi Fang Gang ise, Avustralya’da yayımlanan Age gazetesine geçen hafta yazdığı makalede, Çin’in döviz kurunu “kontrollü dalgalanmaya” bırakabileceğini kaydetmişti. Fang Gang, finans çevrelerinin en etkili isimlerinden biri olarak biliniyor.

Ülkenin en önemli düşünce kuruluşu Sosyal Bilimler Akademisi’nin araştırmacısı Zhang Ming, ihracatın döviz kurlarına duyarlılığının sanıldığı kadar yüksek olmadığını iddia ederek, “reel talep olduğu sürece kurdaki sınırlı dalgalanmalar ihracata darbe vurmaz” dedi.

ABD döviz kuru raporunu neden erteledi ?

Haber ·  11 April 2010

Çin’i para manipülatörü ilan etmeye karar verdiği iddia edilen ABD, 15 Nisan’da yayımlanması gereken hazine raporunu geciktirdi.

ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner, daha önce 15 Nisan’da yayımlanması planlanan döviz kuru raporunu açıklamayı ertelediklerini söyledi. Geithner, G-20 ülkelerinin finans yetkililerinin bir araya geleceği toplantılara işaret ederek, ABD’nin çıkarlarını korumak için en uygun yolu seçtiklerine inandığını ifade etti.

Çin basınında çıkan haberlerde ise, ABD’nin Çin’i ‘kur manipülatörü’ ilan etmeye karar verdiği, buna karşın kararın açıklanmasını Hu Jintao’nun Washington ziyareti nedeniyle geciktirdiği değerlendirmeleri öne çıktı.

Ülkenin en popüler finans portalı olan Sina’da en çok okunan yazı haline gelen haberde, Devlet Başkanı Hu Jintao’nun 12-13 Nisan’da Washington’da düzenlenecek nükleer silahsızlanma zirvesine katılacağına dikkat çekilerek, Hazine Bakanlığı’nın raporun yayımlanması için 15 Nisan tarihinden kaçındığı savunuldu.

Çin basınında ağır basan yorumlarda, Hu Jintao’nun ülkeye dönmesinin hemen ardından Çin’in ‘kur manipülatörü’ ilan edilmesi halinde, kamuoyu tepkisinin de ağırlaşacağına işaret edildi.

Çin’de ağırlığı giderek artan kamuoyu tepkisi, özellikle ABD baskılarına boyun eğildiği algısının oluştuğu durumlarda hat safhaya çıkıyor. Uzmanlar, ABD’nin Çin’i ‘kur manipülatörü’ olarak damgalaması halinde, liderlik rekabetinin başladığı bir ortamda Komünist Parti liderlerinin kamuoyu tepkisi nedeniyle geri adım atma olanaklarının kalmayacağını vurguluyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın da bu çerçevede Pekin yönetimine daha fazla hareket alanı bırakmayı seçmiş olabileceği değerlendirmeleri de yer alıyor.

Misilleme kaçınılmaz

Öte yandan, manüpülatör ilan edilmesi durumunda Pekin yönetiminin misilleme yapması da kaçınılmaz olarak değerlendiriliyor.

Çin Ticaret Bakanı Chen Deming, Pekin’de önceki hafta düzenlenen “2010 Çin Kalkınma Forumu” kapsamında yaptığı konuşmada, Yuan’ın değerlenmesi yönündeki baskıları “mantıksız” bir seçim olarak niteleyerek, “Olası bir kur manipülatörü kararını ticari yaptırımların izlemesi halinde, buna seyirci kalamayız.” demişti.

ABD’de 1988 yılında kabul edilen “Ticaret ve Rekabet Yasası”, resmen “para manupulatoru” olarak ilan edilen ülkeye karşı ticari yaptırımlar uygulanmasını gerektiriyor. Yasaya göre; Amerikan Hazine Bakanı her yıl yabancı ülkelerin döviz kuru politikalarını analiz ederek, ticari dengeyi bozmayı ve haksız rekabet avantajı sağlamayı amaçlayan döviz kuru manipülasyonu belirlerse, Washington yönetimi gerekli önlemleri almakla yükümlü bulunuyor. Bu süreçte, antidumping önlemleri, gümrük vergileri ve gerekli diğer korumaları devreye sokulabiliyor.

Obama’nın geçen yıl Hazine Bakanlığı’nın başına atadığı Timothy Geithner, görevi resmen devralmadan hemen önce “Çin’in döviz kurlarını manipüle ettiğine inandığını” söylemişti. Buna karşın, Geithner döneminde yayımlanan iki raporda kur manipülatörü ülke tespiti yer almadı.

Çin ile Avustralya serbest ticareti konuşacak

Haber ·  18 February 2010

Çin ile Avustralya daha önce askıya alınan serbest ticaret görüşmelerine geri dönme kararı aldı.

China Daily gazetesinin Avustralya Ticaret Bakanı Simon Crean’e dayandırdığı habere göre, iki ülke 1,5 yıl önce askıya aldıkları serbest ticaret görüşmelerini bu ay yeniden başlatacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Crean, “Siyasi iradenin mevcut olduğuna inanıyorum. Buna karşın müzakerelerin önündeki en zorlu konu tarım” diye konuştu.

Avustralya, Çin’in Yeni Zelanda ile gerçekleştirdiği serbest ticaret anlaşmasının tarımla ilgili düzenlemelerinden daha azına razı olmayacağını belirtiyor. Çin ise, tarımsal ithalatta olası bir patlamanın çiftçilere vereceği zarardan endişe ediyor.

İki ülkenin 2005′te başladıkları serbest ticaret görüşmeleri 2008 sonunda askıya alınmıştı.

Çin, Avustralya’nın en büyük ticari ortağı konumunda bulunuyor. İki ülkenin dış ticareti geçen yıl 68 milyar doları aştı. Çin, ekonomisi için hayati öneme sahip demir cevheri ve kömür ithalatı için ise 20 milyar doların üstünde harcama yaptı.

Milliyet

Çin’den AB’ye ayakkabı davası

Haber ·  10 February 2010

Çin, Avrupa Birliği’ni (AB) Çin malı ayakkabılara haksız gümrük vergileri uygulamakla suçlayarak, Dünya Ticaret Örgütü’nde (DTÖ) dava açtı.

Dünya Ticaret Örgütü’nden yapılan açıklamada, Çin’in Avrupa Birliği’ne haksız ticaret davası açtığı bildirildi. Açıklamaya göre, Çin malı deri ayakkabılara uyguladığı anti-damping vergilerinin süresini 15 ay daha uzatması gerekçesiyle AB’nin dava edildiği belirtildi. Çin, AB’nin ithal ettiği deri ayakkabılara uyguladığı gümrük vergilerinin serbest ticarete zarar verdiğini öne sürüyordu. Çin Ticaret Bakanlığı Sözcüsü Yao Jian, AB’nin aldığı anti-damping önlemlerinin DTÖ’nün ilgili kurallarına aykırı olduğunu iddia ederek, Çinli üreticilerin hak ve çıkarlarına zarar verdiğini söyledi.

Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Copy Guarded by IamShekhar's WP-CopyGuard.