Çin ile Avustralya serbest ticareti konuşacak
Yazan : Sadi KAYMAZ · 18 Subat 2010
Çin ile Avustralya daha önce askıya alınan serbest ticaret görüşmelerine geri dönme kararı aldı.
China Daily gazetesinin Avustralya Ticaret Bakanı Simon Crean’e dayandırdığı habere göre, iki ülke 1,5 yıl önce askıya aldıkları serbest ticaret görüşmelerini bu ay yeniden başlatacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Crean, “Siyasi iradenin mevcut olduğuna inanıyorum. Buna karşın müzakerelerin önündeki en zorlu konu tarım” diye konuştu.
Avustralya, Çin’in Yeni Zelanda ile gerçekleştirdiği serbest ticaret anlaşmasının tarımla ilgili düzenlemelerinden daha azına razı olmayacağını belirtiyor. Çin ise, tarımsal ithalatta olası bir patlamanın çiftçilere vereceği zarardan endişe ediyor.
İki ülkenin 2005′te başladıkları serbest ticaret görüşmeleri 2008 sonunda askıya alınmıştı.
Çin, Avustralya’nın en büyük ticari ortağı konumunda bulunuyor. İki ülkenin dış ticareti geçen yıl 68 milyar doları aştı. Çin, ekonomisi için hayati öneme sahip demir cevheri ve kömür ithalatı için ise 20 milyar doların üstünde harcama yaptı.
Çin’den AB’ye ayakkabı davası
Yazan : Sadi KAYMAZ · 10 Subat 2010
Çin, Avrupa Birliği’ni (AB) Çin malı ayakkabılara haksız gümrük vergileri uygulamakla suçlayarak, Dünya Ticaret Örgütü’nde (DTÖ) dava açtı.
Dünya Ticaret Örgütü’nden yapılan açıklamada, Çin’in Avrupa Birliği’ne haksız ticaret davası açtığı bildirildi. Açıklamaya göre, Çin malı deri ayakkabılara uyguladığı anti-damping vergilerinin süresini 15 ay daha uzatması gerekçesiyle AB’nin dava edildiği belirtildi. Çin, AB’nin ithal ettiği deri ayakkabılara uyguladığı gümrük vergilerinin serbest ticarete zarar verdiğini öne sürüyordu. Çin Ticaret Bakanlığı Sözcüsü Yao Jian, AB’nin aldığı anti-damping önlemlerinin DTÖ’nün ilgili kurallarına aykırı olduğunu iddia ederek, Çinli üreticilerin hak ve çıkarlarına zarar verdiğini söyledi.
Obama, ‘güçlü Yuan’ beklentilerine taş koydu!
Yazan : Sadi KAYMAZ · 9 Subat 2010
Çin parasının değeri sorunu, Pekin-Washington hattındaki en kritik konuların başında geliyor. Çünkü, Pekin’in parasını değerlendirmesi Çinli ihracatçıların, dolayısıyla da milyonlarca işçinin canını acıtacak. Sabit döviz kuru politikasının devamı ise, ABD ve Avrupa’daki üreticilerin, ve de işçilerin canını zaten acıtıyor…
ABD’nin öncelikleri arasında ‘istihdam’ konusunun zirveye çıkmasının etkisiyle Obama’nın geçen hafta Demokrat partili senatörlere yaptığı konuşma Çin’de yankılandı. Çünkü Obama, döviz kuru konusunda “Çin’e karşı sertleşeceğim” dedi. Konuşmasına konuştu ama, Çin’de güçlü yuan beklentilerinin iyice arttığı dönemde gelen “sert” konuşma ters tepebilir. Keza, Çin kamuoyu “küstah” bulduğu Amerikan dayatmalarına boyun eğilmesine ciddi tepkiler ortaya koyabiliyor. Dolayısıyla, Çin’de yuan ‘değerlendi değerlenecek’ seslerinin duyulmaya başladığı bir dönemde takınılan “sert abi” tutumu, ABD’de pek hoş karşılansa da, amaç gerçekten Yuan’in değerlenmesini sağlamak ise oldukça talihsiz sayılabilir. Özellikle de yeni yılın gelişiyle ilişkilerin politik zeminde gerildikçe gerildiği bir dönemde…
Kömür zengini Çin, Avustralya’dan 20 yıl kömür ithal edecek
Yazan : Sadi KAYMAZ · 8 Subat 2010
Çin finansmanı sağlayacak, altyapıyı kuracak, üstüne ihraç demiryolunu bile inşa edecek… Avustralya ise karşılığında Çin’e 20 yıl boyunca kömür ihraç edecek.
Avustralyalı madencilik şirketi Resourcehouse, Çinli enerji santrallerine 20 yıl boyunca kömür sağlanmasını öngören 60 milyar dolarlık anlaşmaya imza attığını duyurdu. Sözleşme uyarınca, 2014′ten itibaren Çin’e yılda 3 milyar dolar tutarında 30 milyon ton kömür ihracatı gerçekleştirilecek.
Queensland eyaletinde bulunan büyük bir havzadan çıkarılan kömür, Çin Enerji Yatırım Kurumu’na (CPI) satılacak. Anlaşma, aynı zamanda Avustralya’lı bir şirketin bugüne kadar yaptığı en büyük ihracat sözleşmesi olarak da niteleniyor.
Finansman ve altyapı Çin’den
Anlaşma kapsamında işletilmesi öngörülen Galilee kömür havzasında gerçekleştirilecek altyapı yatırımrımları finansmanının büyük kısmı Çin’den sağlanacak. Resourcehouse, Çin Eximbank’ının proje için gerekli 8 milyar dolarlık yatırımın 5,6 milyar dolarlık kısmını finanse edeceğini bildirirken, projenin 6 bin kişiye iş olanağı sağlayacağını belirtti. Altyapı ve 500 km’lik demiryolu inşasını öngören ihaleyi de Çinli bir şirketin aldığını belirtelim.
Çin basınına göre, ithal edilen kömür Çin’in doğu, kuzey ve orta bölgelerinde bulunan pek çok termik enerji santralinde elektrik üretimi için kullanılacak.
Çin’in kömür yatakları bakımından zengin bir coğrafya olduğu hatırlatmadan geçmeyelim. Ancak sert kış koşulları, kömür üretiminin sosyo-ekonomik ve çevresel maliyetleri ile kömür kalitesi gibi faktörler Çin’i kömür ithalatına da yöneltiyor.
Yurtdışı maden alımlarına 32 milyar dolar
Çin, geçen yıl yurtdışında satın aldığı petrol, bakır, demir cevheri madenleri için 32 milyar dolar harcadı.
Çin’in enerji ve hammadde ihtiyacının altını çizmeye gerek yok. Ülkenin yeraltı kaynaklarına olan ilgisi kaçınılmaz şekilde artarak devam edecek. Çinli şirketlerin geçen yıl Avustralya’daki çinko madenlerinden Nijerya’daki petrol kaynaklarına, Şili’deki bakır yataklarından Moğolistan’daki kömür madenlerine kadar uzanan yelpazede fiyatı düşen pek çok madeni satın almıştı. … >>>!
Çin’in döviz rezervleri
Yazan : Sadi KAYMAZ · 18 Ocak 2010
Çin Merkez Bankası (PBoC), döviz rezervlerinin geçen yıl 452 milyar dolar artarak 2,4 trilyon dolara ulaştığını açıkladı. Buna göre, Çin’in döviz rezervleri geçen yıl 2008′e göre yüzde 24 artış gösterdi. Yani, Çin döviz rezervlerine geçen yıl 453 milyar dolar daha ekledi.
Hemen belirtelim, Çin tarihte hiçbir devletin biriktiremediği kadar döviz rezervine sahip. Diğer taraftan, rezervlerin bu hacimlere ulaşması Çin’in lehine bir durum olmaktan çıkıyor. Sanıldığının aksine, rezervler ülkenin sırtında her geçen gün büyüyen bir yük durumunda. Çünkü, rezervler büyüdükçe Çin’in üzerindeki döviz kuru baskıları artıyor ve rezervlerin yönetim riskleri ortaya çıkıyor.
Rezervlerin büyümesi ticaret fazlaları ya da sermaye akımları ile ülkeye giren dövizlerin, belirlenen sabit kur üzerinden satın alınması yüzünden birikiyor. Yani, devlet taahhüt ettiği sabit kur düzeyini korumak için, ülkeye giren fazlaları satın alıyor.
Bu da, Renminbi’nin değerinin olması gerekenden düşük olduğunu gösteren amprik bir kanıt oluşturuyor. Dolayısıyla, rezervlerdeki her yeni hacimsel artış, Çin’e karşı dış açık veren (neredeyse tüm dünya) ülkelerin canının daha çok acıdığını gösteriyor. Başta Avrupa Birliği ve ABD, döviz rezervleri konusunu kanıt olarak masaya getiriyor.
Çin’in için döviz rezervlerinin nereye demirleneceği de büyük bir sorun. Çünkü, rezervler merkez bankasının kasasında beklemiyor. Çin, muhtemel aşınmaları önlemek ve değer artışı sağlamak amacıyla, rezervleri işletiyor, yani yatırım amaçlı kullanıyor.
Bu bağlamda, rezervlerin en büyük parçasıyla ABD hazine tahvili satın alınıyor. Amerikan tahvileri, geri ödenme güvencesi açısından mevcut düzende en güvenli liman durumunda. Buna karşın, tahvillerin net getirisi faizler, enflasyon ve döviz kuru gibi dışşal parametrelerden de etkileniyor. Çin, bu yüzden ABD’nin doların değerini düşürmesinden rahatsızlık duyuyor. Keza, doların değeri düşünce, Çin’in elindeki varlıkların değeri de aşınıyor. ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Çin’in elinde Ekim ayı itibariyle 798,9 milyar dolarlık Amerikan hazine tahvili bulunuyordu.
Doların değeri sorunu, Çin’i alternatifler aramaya itiyor. Bunlardan birisi altın. Döviz rezervlerinin yüzde 2 ila 3′lik bir kısmının altında tutulduğu biliniyor. Ancak, altın fiyatlarının aşırı değerlenmesi ve altının talebe duyarlılık katsayısının yüksekliği nedeniyle, altın stokları çeşitlendirme seçeneği olmaktan öte gidemiyor.
Döviz rezervlerinin işletilmesinde kullanılan 3′üncü yol ise, egemen varlık fonu eliyle yapılan yatırımlar. CIC olarak bilinen, Çin Yatırım Fonu, döviz rezervlerinden 200 milyar dolarlık bir kaynak aktarılarak kuruldu. 2009 başında, 297 milyar dolarlık bir varlığı yöneten CIC’nin geçen yıl yatırımlarından yüzde 10 dolayında kar ettiği bildiriliyor.
Küresel krizin CIC için fırsata dönüştüğünün de altı çizilmeli. Çünkü, krizden önce finansal araçlara yatırım yapan kurum, krizin ardından düşen reel varlıklara yöneldi. Endonezya’daki kömür yataklarından, Avustralya’daki bakır madenlerine, Kanadalı emtia şirketlerinden Hong Kong’daki madencilik firmalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede yatırımlar arka arkaya geldi. Emtia fiyalarının 2010′da güçlü toparlanma göstereceğine yönelik beklentiler gerçekleşirse, ülkenin en etkili maliye isimlerinin yönettiği CIC’nin yüzü de fazlasıyla gülecek. … >>>!
Çin’in petrol ithalatı
Yazan : Sadi KAYMAZ · 15 Ocak 2010
Çin Gümrükler İdaresi, ithalatın petrol tüketimindeki payının 2009′da yüzde 52′ye ulaştığını açıkladı. Açıklamaya göre, Çin geçen yıl 190 milyon ton petrol üretirken, tüketimin kalan 204 milyon tonluk kısmı ithalat yoluyla karşılandı. Çin’in petrol tüketimi içinde ithalatın payı 2005′de yüzde 42,9′iken, 2008 yılında yüzde 49,1′e çıkmıştı. Petrol ithalatının toplam tüketimin yüzde 50’sini aşması, enerji güvenliği açısından tehdit olarak kabul ediliyor.
Hızlı ekonomik büyümeye paralel olarak, Çin’in petrol tüketiminde ithalatın payının hızla artmaya devam edeceği belirtiliyor. Buna karşın, Pekin yönetiminin ülke içinde petrol arama ve çıkarma faaliyetlerini hızlandırmanın yanı sıra, yerli işletmelerin yurtdışında petrol havzaları edinmesini aktif şekilde desteklediği biliniyor. Diğer taraftan, rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının payının artırılması hedeflenirken, Rusya ve Türkmenistan gibi doğal gaz zengini ülkelerle de dev enerji anlaşmaları imzalanıyor.
Analistler, 2020 yılında Çin’de tüketilen petrolün yüzde 65′inin ithalat aracılığıyla karşılanacağını öngörüyor. Petrol ithalatının yerli üretimi aşması, Çin’i ilk kez 1993′te net petrol ithalatçısı haline getirmişti.
Çin ekonomisi 2010′da yüzde 16 büyüyebilir!
Yazan : Sadi KAYMAZ · 13 Ocak 2010
Çin’de ekonomik veriler aşırı ısınmayı gösterirken, enflasyon da tabiri caizse “geliyorum” diyor.
İhracat rakamları açıklanınca, dünya borsaları coştu. %17,7 ihracat artışı, beklenti anketlerinden %4 çıktığı hatırlanırsa, ani bir çıkış hareketi oldu. Üstelik, ihracat önceki 13 ay boyunca eksi sularda seyretmişti. Dolayısıyla,%4 dolaylarından artıya geçmesi beklenen ihracat, %17,7 düzeyinden geri dönüş yaptı.
Öte yandan, kıyaslamanın 2008 Aralık’ı ile yapıldığını da gözden kaçırmamakta fayda var. Çünkü, 2008′in Aralık-Ocak ayları, küresel krizin Çin’e ulaşan ilk dalgasından en büyük darbeyi alan aylardı. Dolayısıyla, %17,7′lik artışın tabanının olağan olmadığını belirtmek gerekir.
Çin toparlandı ama, toparlanmanın hızı alarm veriyor. Tahmin ediyorum ki, Çin’de ekonomi kurmayları kendilerini “Kaplan’ın sırtındaymış gibi hissedip, nasıl ineceklerini bilemiyorlar.” Çünkü, 586 milyar dolarlık kamu harcamasını içeren destek paketi, ve daha da önemlisi 10 trilyon yuane (1.4 trilyon dolar) dayanan banka kredileri piyasayı likiditeye boğmuş durumda.
Diğer taraftan, yeni yılın en önemli gelişmelerinden biri bankacılık cephesinde yaşandı.
Çin bankalarının sadece ilk haftada 100 milyar dolara yakın krediyi piyasaya boşalttığı haberleri yayıldı. Geçen hafta kısa vadeli tahvil faizlerinde beklenmeyen artışa giden Merkez Bankası’nın, dün zorunlu rezerv oranlarını artırması ise kredi haberlerinin düşmesini takiben olağan karşılandı. Merkez Bankası, dizginleri sıkılaştırırken, bankalara açıkça sopa gösterdi.
Büyümenin kaynağı olan sabit yatırımlar ve iç tüketim kredilerden beslendiği için, para politikasında şiddetli bir daralma, toparlanan bir ekonomiye büyük darbe vurur. Para politikasının efektif biçimde sıkılaştırılamaması ise, enflasyon ve aşırı ısınmayı beraberinde getirir.
Nitekim, resmi Global Times gazetesinde, destek tedbirlerinin devam ettirilmesi halinde, ekonominin aşırı ısınabileceği baş sayfadan ile öne çıkarıldı. Üstelik, ekonomik büyüme raydan çıkarak yüzde 16′ya yükselebilir uyarısıyla birlikte!
Gazetede yer alan makalede, küresel kriz şartlarında agresif şekilde uygulanan genişletici maliye ve gevşek para politikalarının hızla toparlanan ekonomiye karşın devam ettirildiği vurgulanarak, 2009′un son çeyreğinde büyümenin yüzde 11′i aşmış olabileceği belirtildi. 2009′un ilk çeyreğinde yüzde 6.1 büyüyen Çin ekonomisi, toparlanarak ikinci çeyrekte yüzde 6.9 ve üçüncü çeyrekte yüzde 7.9 büyümüştü.
China Business Daily gazetesi ise, yılın ilk haftasında banka kredilerinde patlama yaşandığını iddia etti. Bankacılık kaynaklarına dayandırılan haberde, 2009′un yalnızca ilk haftasında verilen yeni banka kredilerinin 87 milyar doları aştığı bildirildi. Çin’de geçen yıl 1.5 trilyon dolara yaklaşan banka kredileri, 2009′un son aylarına doğru daralarak aylık bazda 50 milyar doların altına inmişti.
Kamu harcamaları ve banka kredilerine bağlı olarak aşırı artan likiditenin ise enflasyon korkularını canlandırdığı bildiriliyor. Para arzındaki genişlemeye ek olarak, emtia ve gıda fiyatlarının yukarı doğru hareketlenmesi de enflasyon endişelerini şiddetlendiren başlıca faktörler olarak gösteriliyor. … >>>!
Çin ilacıyla tedaviye, Batı tıbbının koyduğu teşhis
Yazan : Sadi KAYMAZ · 9 Ocak 2010
Çin’in en ilginç yanlarından biri de, ekonomisine ilişkin tahminler arasındaki uçurum farklar: Çin ekonomisi kimilerine göre mucizeler yaratıyor, kimilerine göre ise yıl içinde patlayacak bir balon!
Bu tespite binaen, kötümserlerin son 30 yılın her senesinde aynı çöküşü beklediklerinin altını çizmeden de geçmemek gerek. Bu açıdan bakıldığında, her yıl çökeceği tahmin edilen bir ekonominin, kısa bir tarih dilimi içinde dünyanın en hızlı ekonomik yükselişlerinden birini kaydetmiş olması, konunun belki de başlı başına en enteresan yönü…
Değerlendirmeler arasındaki farklılıkların nasıl bu kadar ayrıştığına kafa yorarken; Hegelci felsefeyle tanıştığım Mülkiye yıllarımda, bir taraftan Karl Marx okurken, bir taraftan da Adam Simith ruhunu taşıyan modern ekonomi kitaplarının bıraktığı etkiyle, kapitalist ABD ekonomisinin her yıl çökeceğini savunan görüşlere karşı çıkışımı hatırlıyorum.
Çin’de yaşamaya başlayıp, ekonomi dinamiklerine içerden bakınca, belki de aynı bakış açısını ters çerçeveden savunuyorum. Devlet eliyle kalkınan planlı bir ekonominin, “bıraksınız yapsınlar” felsefesi kokan değerlendirmelerle çökeceğini iddia etmek… (Örneğin, Dubai’yi iflasa götüren dinamiklerin, tamamen farklı bir ekonomik felsefe ile işleyen Şanghay’ı da çökerteceğine dair benzetmeler. )
Çin’in en tanınmış ekonomi uzmanlarından Lu Zhongyuan de, bu noktada Batılı ekonomistleri, “geleneksel Çin ilaçlarıyla tedavi edilen hastaya teşhis koyan Batılı doktorlara” benzetiyor.
Batılı ekonomistlerin Çin ekonomisindeki değişimi kavrayamadıklarını ileri süren Lu, örnek olarak ‘ihracata dayalı büyüme modeli’ tanımlamasının geçersiz kalışını ve iç tüketimdeki hızlı farklılaşmayı gösteriyor.
Gençlik döneminde, Kültür Devrimi dolayısıyla 40 yıl önce taşraya giderken, Çinliler için radyo sahibi olmanın “lüks” sayıldığını hatırlatan ünlü ekonomist, doktora derecesini aldığı 20 yıl önceki dönemde tüketicilerin televizyon sahibi olmayı lüks saydığını söyledi. Buna karşın, şehirleşme ile büyüyen orta sınıfın 10 yıl önce cep telefonu ve bilgisayar almayı “ihtiyaç” gördüğüne, günümüzde ise 15 bin dolarlık otomobil ve 150 bin dolarlık ev satın almanın orta sınıf için “olağan” hale geldiğine dikkat çekti ve “Çinlilerin tüketmediği nasıl iddia edilebilir?” diye sordu.
(Örnekler çoğaltılabilir, ancak bence en sembolik olanı: Çin’in bir zamanlar Amerikan ekonomisinin gücünü yansıtan “dünyanın en büyük otomobil pazarı” ünvanını ele geçirişi oldu. ABD ekonomisinin dinamizmi ve yükselişine paralel olarak 20′inci yüzyılın başından beri elinde tuttuğu asırlık ünvanı, 21′inci yüzyılın en azından büyük bir kısmında Çin taşıyacak.)
Çin’de 2009′da bir önceki yıla göre yüzde 15′ten fazla azalması beklenen ihracatın, büyüme oranını yüzde 2 ila 3 eksiltmesi bekleniyor. Yani, ihracat genişleyerek büyümeye katkı sağlamak yerine, daralarak büyümeyi ters yönde etkiler hale geldi.
Ekonomik destek paketi ve 1.3 trilyon dolarlık banka kredilerinden beslenen iç tüketimin ise büyümeye yüzde 12 dolayında katkı yaptığı kaydediliyor. Analistler, Çin ekonomisinin 2009′da yüzde 8 ile 8.5 arasında büyüdüğünü tahmin ediyor.
Çin’de satılan otomobillerin sayısının ise Aralık ortasında 13 milyonu geçtiği bildiriliyordu. ABD 10 milyon seviyelerine gerilerken, Japonya’da 5 milyon dolaylarına kadar inecek.
Öte yandan, ABD’de iflastan dönen ve satışları yüzde 28 düşen General Motor ise, Çin’deki en büyük otomotiv üreticisi unvanına sahip olarak, 2009′da 2.4 milyondan fazla araç sattığını açıkladı. GM’e göre, şirketin 2009 satışları bir önceki yıla göre yüzde 64 arttı. ABD’li diğer otomotiv devi Ford’un yüzü de Çin’de gülerken, şirketin 2009 satışlarının bir önceki yıla oranla yüzde 66 arttığı açıklandı.
Çin Ticaret Bakanı Türkiye’ye gidiyor
Yazan : Sadi KAYMAZ · 6 Ocak 2010
Pekin yönetiminin en etkili kişisi olarak gösterilen Ticaret Bakanı Chen Deming, beraberindeki müteahhit ordusuyla Türkiye’ye çıkarma yapıyor. Çin Ticaret Bakanı Deming, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın resmi davetlisi olarak bugün Türkiye’ye gidiyor.
Çinli Bakan Chen Deming’in 3 gün sürecek resmi ziyaretinin gündeminde ikili ticari işbirliğinin geliştirilmesi, finansman olanakları ve inşaat yatırımları konularının yer aldığı bildirildi. Resmi görüşmelerine Ankara’dan başlayacak Chen Deming’in Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın yanı sıra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile de görüşmesi bekleniyor.
Ankara’daki resmi temaslarının ardından İstanbul’a geçecek Chen Deming, burada özel sektör temsilcileri ile biraraya gelecek.
Yönetim alanında doktora derecesine sahip Chen Deming, BusinessWeek dergisinin yayımladığı ‘Çin’in En Güçlü 40 Kişisi – 2009′ listesinde, Çin’in en büyük metropolünün (Chongqing) parti şefliği görevini yürüten eski ticaret bakanı Bo Xilai’ın (Bo Şilay) ardından, ülkenin en etkilisi olarak ikinci sırada yer almıştı. Hem ülke içinde hem de ülke dışında ticaret çevreleriyle yakın ilişkilere sahip olan Chen Deming’in ASEAN ülkeleri ile geçen hafta yürürlüğe giren gümrük birliği anlaşmasında en kilit rolü oynadığı ifade ediliyor.
Ticaret Bakanı Chen Deming’e aralarında ülkenin en önemli inşaat firmalarının temsilcilerinin de bulunduğu geniş bir müteahhit heyeti eşlik edecek. Görüşmelerde, küresel inşaat sektörünün en tepesinde yer alan Çinli ve Türk müteahhitlik firmalarının işbirliği olanakları arayacakları belirtiliyor. Temaslarda Türkiye’de yatırım olanaklarına ilave olarak, Çin kaynaklı finansman ve üçüncü ülkelerde gerçekleşebilecek ortaklıklar konularının yer tutması bekleniyor.
2.3 trilyon dolarlık döviz rezervlerine sahip Çin, likidite darboğazındaki Batı’ya açılan şirketlerine uygun koşullarda krediye erişim imkanı sağlıyor. Ortadoğu, Balkanlar, Doğu Avrupa, Rusya ve Orta Asya’ya daha fazla girmek isteyen Çinli müteahhitlerin ise, bu bölgelerde güçlü olan Türk firmalar ile maliyet ve finansman avantajlarını kullanarak işbirliği olanakları aradığı biliniyor.
BELARUS’TA TÜRK-ÇİN İŞBİRLİĞİ
Geçen Eylül ayında Türk ve Çinli inşaat firmaları ilk kez üçüncü bir ülkede işbirliği anlaşmasına imza atmışlardı. Anlaşma çerçevesinde, Kayı İnşaat ve Çinli Ortağı Harbin Enerji Belarus’ta bir enerji santrali inşa ediyor.
Uluslararası inşaat sektörünün önde gelen magazin dergisi ENR’nin 2009 raporundaki en büyük 225 şirketin 51’ini Çinliler oluştururken, 31 firma ile Türkiye Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı. Küresel kriz ortamında kamu finansman desteğini arkasına alan Çinli inşaat şirketlerinin Libya’dan Katar’a, Peru’dan Afganistan’a kadar dünyanın dört bir köşesinde 2009’da tamamladıkları projelerin 60 milyar doları aştığı kaydediliyor.
Sadi Kaymaz tarafından yazılmış, Hürriyet’te yayımlanmıştır.
Çin ekonomisinin kırılma noktası: 2009
Yazan : Sadi KAYMAZ · 4 Ocak 2010
Çin’de büyümenin motoru olan ihracat, 2009′da lokomotif pozisyonunu kaybetti. 2009 yılı, bu açıdan Çin ekonomisinin en kritik yıllarından biri oldu.
Çin, dışa açılma ve reform döneminin başladığı 1978′den bu yana bazı kritik dönemeçlerden geçti. 1980′lerde serbest piyasa ruhunun yarattığı sosyo-politik sarsıntıları atlatan ülke, 1990′larda ağır özelleştirme programı yüzünden, yakın tarihinin en sancılı senelerini yaşadı. Geminin sancılı yıllardaki kaptanı, ülkenin yetiştirdiği en yetenekli devlet adamlarından biri olan Zhu Rongji’ydi. Gemisini kurtaran Zhu, 2003′te yerini kendi yetiştirdiği Wen Jiabao’ya bıraktı.©dragonomi.com
Çin’de “halk adamı” olarak tanımlanan Wen Jiabao’nun ilk dönemi, Çin ekonomisinin altın yılları oldu. 2003 ve 2007 arasında ekonomi o kadar hızlı büyüdü ki; bu dönemde kazanılan ivme, 2010 sonunda ulaşılması öngörülen 3.23 trilyon dolarlık ekonomik büyümenin, henüz 2007′de yakalanmasını sağladı.
Büyüme hızı 2007′de yüzde 13′e çıkarken, aslında alarm çanları da çaldı: İhracata dayalı büyüme, sürdürülemez hale geldi. Çünkü ölçek büyüdü. İhracat 100 milyonlarla ölçülürken, yüksek büyüme oranları dünyayı etkilemiyordu. Oysa, 1.4 trilyon doları aşan ihracatın her yıl çift haneli rakamlarla büyümesi, küreselleşen köyümüzün kaldıramayacağı kadar hızlıydı.
2007′de ekonomi kurmaylarının en çok kullandığı kelimelerin başında “ekonomiyi soğutmak” geliyordu. Ancak, aşırı hızlanan ihracat lokomotifini içten yavaşlatmak mümkün değildi.©dragonomi.com
Ve 2008′de olanlar oldu…
Finanscılık oynayan Lehman kardeşlerin tetiklemesi ile aşırı tüketime dayalı ekonomileri sarsılan Amerikalılar, tüm dünyaya tsunami dalgalarını yolladı.
Bu konjönktürde, küresel finans krizi Çin için bir “uyan çağrısına” dönüştü. Keza, sürdürülemeyeceği açık olan ihracata dayalı büyüme modeli, yolun sonuna kendiliğinden gelseydi: Amerika kaynaklı finans depremi yerine, Çin kaynaklı ekonomi depremi yerküreyi sarsabilirdi.©dragonomi.com
2009 yılı, bu yüzden Çin’in ekonomik yükseliş hikayesindeki en kritik sayfalardan biri oldu. Yıllık rakamlar henüz açıklanmadı. Ancak, yüzde 8′in üstüne çıkacağı kesin olan büyüme rakamları geldiğinde, ihracatın yüzde 3 dolaylarında “negatif” etkisi görülecek. Ekonominin yeni motorları iç tüketim ve yatırımlar büyümeye yüzde 12 dolaylarında bir katkı yaparken, ihracatın negatif etkisi bu katkıyı eksiltecek.
Başka bir anlatımla, ihracat 2008′in 4.6 trilyonluk ekonomi pastasının 1.4 trilyon dolarlık payını oluştururken, bu pay 2009′da küçülerek 5 trilyona yakın ekonomi pastasının kabaca 1.1 trilyonu haline inecek.©dragonomi.com
Sonuç olarak, önümüzdeki yıllarda, Çin ekonomisi ”ihracat” ile okunamayacak. Ekonominin yeni motorları olan yatırımlar ve tüketim gibi içsel dinamikler, Çin ekonomisinin en temel kıstasları olacak.
* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Kopyalanamaz ve referans gostermeksizin alıntı yapılamaz.Yazının fikri mülkiyet hakları digital imza ve fingerprint ile korunmaktatır. Aksi hallerde her türlü hukuki yola doğrudan başvurulmaktadır.





