Çin hızlı büyüdü, yüksek faiz korkusu başladı

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  22 Ocak 2010

Ekonet

Çin ekonomisi, 2009′un son çeyreğinde yüzde 10.7 oranında bir büyüme yakaladı. Ancak bu hızlı büyümenin yarattığı enflasyon endişesi, hükümetin para politikalarını daha da sıkılaştıracağı korkusunun yayılmasına neden oldu.

Bu hızlı büyümeyle birlikte enflasyon oranında da artış görüldü. Aralık’ta tüketici fiyatları aylık bazda yüzde 1.9; üretici fiyatları da yüzde 1.7 yükseldi.

Financial Times’a konuşan bankası Royal Bank of Scotland analisti Ben Simpfendorfer, “Güçlü büyüme rakamının enflasyonu yükseltmesi yatırımcıların hoş karşılayacağı bir sonuç değil ve para politikalarının sıkılaştırılacağı yönündeki korkuları artıracaktır” diye konuştu.

Analist aynı zamanda, gıda, konut ve kamu hizmetlerinde fiyatların Çinlilerin gelirlerinden daha fazla yükseldiğini belirtti ve Pekin hükümetinin bu durumundan endişelendiğini dile getirdi.

FAİZLER YÜKSELEBİLİR

Çin merkezli yatırım danışmanlığı şirketi Citic Securities’in baş ekonomisti Hu Yifan, bu gelişmelerin ardından ülkede faiz oranlarının beklenenden daha erken bir tarihte yükseltilebileceğine işaret etti.

Faiz oranlarının 2010’da yüzde 54 oranında artabileceğine işaret eden analist, yuanın dolar karşısında yüzde 3 ile 5 arasında değişen bir oranda değer kazanabileceğini söyledi.

CNBC’de yer alan bir analizde ise ülke ekonomisinin 2009’un genelinde yüzde 8.7 oranında büyüdüğüne dikkat çekilirken, beklentilerin üzerinde gelen büyüme rakamının tüketicilerin ve piyasaların ülkeye olan güvenini arttırdığı dile getirildi.

Çin Ulusal İstatistik Bürosu Başkanı Ma Jiantag’ın “Güven tarlayı ateşe verecek ilk kıvılcımdır” yorumuna yer verilen analizde, büyük bankaların analistlerinin ülkeye yönelik 2010 yılı büyüme tahminlerini yüzde 9.7’den, yüzde 10’a çıkardıkları belirtildi.

KÜRESEL EKONOMİNİN MOTORU

Bloomberg haber ajansında yer alan bir haberde, Çin’in yeniden küresel ekonominin büyüme motoru olabileceği vurgulandı.

Dünya Bankası’nın 2010’da Çin’in yüzde 9’luk bir büyüme yaşayacağını tahmin ettiği belirtilen haberde, ülkenin bu yıl dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olarak Japonya’yı geride bırakacağına dikkat çekildi.

CNBC’nin konuyla ilgili analizine göre, ülkenin para politikalarını sıkılaştıracağına yönelik beklentilerin artması, Çin’in küresel ekonomik iyileşmeye sağladığı katkının azalabileceği korkusunun yayılmasına neden oldu.

MERKEZ BANKASI DEVREDE

Çin ekonomisiyle ilgili bir diğer endişe kaynağı da aşırı likidite. Çinli bankalar, 2009’da bir yıl önceki miktarı ikiye katlayarak toplam 9.59 trilyon yuan (1.4 trilyon dolar) tutarında kredi verdi. Bu durum, Çin Merkez Bankası’nın aşırı likiditeyi kısmaya yönelik tedbirler almasına yol açtı.

Merkez Bankası daha önce zorunlu rezerv oranlarını artırmış, gösterge faizi iki kez yükseltmiş ve bazı bankalara doğrudan uyarılar yapmıştı. Şimdi ise aşırı ısınmanın engellenmesi için daha fazla adımın atılabileceği belirtiliyor.

FT analizinde, bu hızlı kredi artışının gayrimenkul sektöründe bir balonun şişmekte olduğu yönünde endişeleri arttığı dile getirildi ve Jiantang’ın “Temel endişem, ekonomik büyümeye büyük katkı sağlayan konut fiyatlarındaki yükselişi nasıl kontrol edileceği. Diğer bir sorun ise, konut fiyatlarının çok hızlı bir şekilde yükseliyor olması” değerlendirmesine yer verildi.

Çin, Almanya’nın ihracattaki tahtını sarstı (FT)

Yazan : admin ·  11 Ocak 2010

Financial Times

“…Almanya İstatistik Kurumu verilerine göre Kasım ayında ülkenin ihracatında yüzde 1.6’lık bir yükseliş yaşandı. Bu artış, Almanya’nın Nisan-Kasım arasındaki ihracat grafiğinde neredeyse V şeklinde bir toparlanma olduğunu gösteriyor.

Bu yükseliş, Almanya’da 2009’un son çeyreğinde ekonomik faaliyetlerde ciddi bir toparlanma yaşanacağı yönündeki umutları artırmıştı.

Geçen yılın başlarında yaşanan felaket düzeyindeki düşüşlerden sonra, Almanya’nın ihraç ürünlerine küresel talebin artmasının yanı sıra hükümetin ve merkez bankasının acil eylem planlarını uygulamaya koyması, Almanya’nın geçtiğimiz yılın ikinci yarısında durgunluktan kıl payı kurtulmasına fırsat vermişti.

Financial Times’da Ralph Atkins imzasıyla yayımlanan haber analizde, Almanya’nın bu güçlü toparlanma sinyallerine karşılık, 2009 ihracat rakamları çerçevesinde Çin’e geçileceği belirtildi.

ÇİN ALMANYA’YI GEÇTİ

Yatırım bankası Goldman Sachs’ın aylık döviz kuru ortalamaları üzerinden yaptığı hesaplara göre Çin’in 2009’un ilk 11 ayında yaptığı toplam ihracatın değeri 1 trilyon 70 milyar dolar olurken Almanya’nın toplam ihracat değeri 1 trilyon 20 milyar dolarda kaldı.

Bankanın Frankfurt ofisinde görevli ekonomist Dirk Schumacher “Çin’in 2009 yılında Almanya’yı geçtiğini söyleyebiliriz” diyor.

Almanya Toptan Satış ve Dış Ticaret Federasyonu ise cesaretini kaybetmiş değil. Federasyon başkanı Anton Börner geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada “En büyük rakibimiz [Çin] aynı zamanda en önemli müşterimiz” demiş ve eklemişti: “Çin önümüzdeki yıllarda çok güçlü ihracat imkanları sunacak.”

Ancak Almanya’da toparlanmanın hızının azaldığı yönünde endişe verici işaretler de yok değil. Berlin ekonomi bakanlığı bu hafta başında Euro Bölgesi’nin dışından Almanya’ya gelen sanayi taleplerinde Kasım ayında yüzde 3.2’lik bir azalma olduğunu duyurmuştu. Ekim ayı için gerileme rakamları yüzde 2.7’deydi.

Diğer yandan yine Kasım ayında Euro Bölgesi içinden gelen talepteki yükselişle Almanya’nın toplam ihracat taleplerinde yüzde 0.2’lik ufak bir artış yaşandı.

ANALİSTLER HAYALKIRIKLIĞI YAŞIYOR

Ülkenin sanayi üretim verilerinde de Kasım ayında yüzde 0.7’lik bir artış yaşandı. Ancak bu da analistlerin beklentilerini karşılamıyor.

Ekonomi bakanlığı bu durumu otomobil alımlarında hükümet sübvansiyonlarının yürürlükten kaldırılması nedeniyle talebin düşüşüyle açıklıyor ancak “talep alımlarındaki tereddüt hali göz önüne alındığında yukarı doğru ivmenin zayıflayabileceğini” kabul ediyor.

Analizde rakamlardaki en son artış hareketlerinden sonra bile Almanya’nın mevsimsel olarak ayarlanmış Kasım ayı ihracat rakamlarının, Lehman Brothers’ın Eylül 2008’deki yıkılışı sırasındaki seviyesinin en az yüzde 15 altında olduğu belirtiliyor.

Almanya Toptan Satış ve Dış Ticaret Federasyonu’ndan da Cuma günü yapılan açıklamada da kriz öncesi seviyelere dönüş ihtimalinin çok yüksek olmadığı ifade edilmişti.

Anketler de Alman şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin iyimserliğini koruduğunu gösteriyor ancak Schumacher, bu tür işaretlerin büyüme hızıyla ilgili pek fazla fikir vermediğini belirtiyor. Schumacher, “Belki de sadece kanama durduğu için kendilerini iyi hissediyorlar” diyor…”

Çin, nasıl ihracat şampiyonu oldu? (Deutche Welle)

Yazan : admin ·  10 Ocak 2010

Deutche Welle

“…Çin, 2009’da ilk kez ihracat şampiyonu oldu. 746 milyar euroluk ihracat toplamıyla, bu yıl 734 milyar euroluk ihracat yapan Almanya’yı da geçti. Şangay’daki Alman Ticaret Odası’nın yönetim kurulu üyesi Ulrich Maeder, sıralamanın çok önemli olmadığını düşünüyor:

“Kesinlikle o kadar önemli değil. Çin’in 1 milyar 300 milyonluk nüfusu var. Bizim nüfusumuz ise 80 milyon. Almanya en istikrarlı ekonomi politikasına sahip ve benim görüşümce dünyanın da en istikrarlı ülkesi. Almanya’nın herhangi bir şekilde kötümser bir tablo çizmesi için hiçbir neden yok. Sayısal olarak birinci ya da ikinci sırada olması aslında hiç rol oynamıyor.“

Pek çok Alman işadamı aynı görüşü paylaşıyor. Maeder, 30 yıldan uzun bir süredir Çin’de bir tekstil fabrikası işletiyor. Bu işadamı Almanların dünya ihracat birinciliğini Çin’e kaptırmasını bu kadar sakin karşılamalarında Çin’in ihracat istatistiğine Çin’de üretim yapan yabancı firmaların da dâhil edilmesinin rol oynadığını söylüyor.

Çin’de iç ekonomiyi canlandırma çabaları

Ancak ihracat şampiyonu olmak ya da olmamak Çin’de Almanya’daki kadar soğukkanlılıkla karşılanmıyor. Orada ihracata bağımlılığı azaltmak ve zayıf olan iç ekonomiyi güçlendirmek konuları daha çok gündemde. Çin’deki Avrupa Ticaret Odası Başkanı Jörg Wuttke, bunun uzun süreli ve önemli bir proje olduğunu belirtti:

“Çin’de bunu tarif eden çok güzel bir resim var: Biri kaplanın sırtında oturur ve bunun çok sağlıklı olmadığını bilse de nasıl inmesi gerektiğini kestiremez. Oluşturulan bu sistem, ihracatı destekliyor ve pek çok iş fırsatı da mevcut. Ancak bu tabii Avrupa ile aşırı ticaret fazlasına da yol açıyor. Saat başı 17 milyon euro. Bu tabii ki parayla ne yapacağınıza dair bir sorun. Bu nedenle Çin, özel tüketimi artırmaya başlamalı. Çünkü sonunda Çin para biriminin değerini artırmaktan başka çareleri kalmayacak.“

Krizde yüzde 18 kayıp yaşandı

Çin ve Almanya, ekonomik krizde ihracat güçlerini yaklaşık yüzde 18 oranında yitirdi. Alman İhracatçılar Birliği, bir kaç gün önce, rekabete rağmen, Çin’i çok dinamik bir müşteri olarak tanımladı. Kimya firması BASF’ın Asya Müdürü Martin Brudermüller, kimyacılığı bu dinamizme örnek gösteriyor:

“Bizim için en önemli pazar Çin. Bugün kimya pazarının yaklaşık yüzde 50’si Asya’da bulunuyor. Bu oran gelecek yıllarda daha da artacak. Ayrıca geçen yıllardaki en yüksek büyüme oranları da Çin’deydi. Bu açıdan bakınca, Hindistan ile Çin arasındaki makas kapanmak yerine açılıyor.“

Çin’deki otomotiv şirketleri

İkinci örnek ise otomotiv sektörü. Volkswagen, Çin’de satılan 1 milyon 400 bin otomobilinin çoğunu bu ülkede üretiyor. Ancak Çin’deki Volkswagen şirketinin genel müdürü Winfried Vahland, 2009’da Almanya’dan yapılan ithalatın da büyük artış kaydettiğini söylüyor:

“Şu çok aşikâr ki, bu yıl 30 binden daha fazla araç ithal edeceğiz. Bunlar sıradan araçlar değil tam tersine Avrupa’dan özellikle Almanya’daki merkezden ithal ettiğimiz lüks araçlardan oluşuyor. Bizim büyümemiz Alman işletmelerinin de büyümesi demektir. Alman firmaları, Çengdu’daki ortaklığımıza milyonlarca sipariş gönderiyor…”

Dünyanın en büyük ihracatçısı Çin (BBC)

Yazan : admin ·  10 Ocak 2010

BBC

“…Çin’in bu yıl Japonya’yı geçerek dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geleceği tahmin ediliyor

Geçen yılın ilk 11 ayında, Çin’in ihracat değeri 1,07 trilyon doları bulurken; Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip ülkesi olan Almanya’nın ihracatı, 1,05 trilyon dolarda kaldı.

Çin’in ihracat şampiyonluğu, Almanya’nın 9 Şubat’ta, 2009′un tamamı için ticaret rakamlarını açıklamasıyla kesinleşecek.

Ancak uzmanlar Aralık ayı rakamlarının, bu sıralamayı değiştirecek kadar farklı olmasını beklemiyorlar.

Bu gelişmenin, başka kurumlarca da doğrulanması halinde, Çin’in küresel konumunu daha da güçlendirmesi bekleniyor.

Alman ekonomisinde tablo

Zira Çin’in bu yıl, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumundaki Japonya’nın yerini alması bekleniyor.

Ekonomi uzmanları, hükümetin Çin ekonomisine aktardığı büyük ölçekteki kaynakların, Çin’in küresel resesyondan çıkmasına yardımcı olduğu görüşünde.

Gerek Almanya gerekse Çin’de ekonomik büyüme ihracata dayanıyor.

Bazı çevreler bu durumun küresel bazda yaşanan dengesizliklere de katkısı olduğunu savunarak Almanları daha fazla tüketmeye, Çinli yetkilileri de para birimi Yuan’ın dolar karşısında serbestçe hareket etmesine izin vermeye çağırıyor.

Öte yandan Almanya’nın Kasım ayı ihracatı, art arda üç ay boyunca yükseldikten sonra, Ekim ayına kıyasla yüzde 1,6 artarak, 70,6 milyar Euro’ya; bir başka deyişle 101 milyar ABD dolarına ulaştı.

Bu artış, Almanya’da inişli çıkışlı bir tablo sergileyen ekonomik iyileşme sürecine ilişkin kaygıları da hafifletmişe benziyor.

Aynı zamanda ithalat rakamları yüzde 5,9 düşerek 53,4 milyar Euro’ya geriledi.

Bu durum Almanya’nın dış ticaret fazlasını son 17 ayın en yüksek seviyesine taşıdı.

Çin yurtdışına elektronik araçlar ve tekstil ürünleri; Almanya ise otomobil, kimyasal ürünler ve özel makine parçaları ihraç ediyor.

Avrupa’nın en büyük ekonomisi konumunda olan Almanya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşadığı en büyük resesyondan çıkmaya başlarken, ekonomisinin 2009 yılında yüzde 5 oranında küçüldüğü tahmin ediliyor.

Almanya Merkez Bankası, 2010 yılı için büyüme rakamlarını yüzde 1,6 olarak öngörüyor.

Geçen yıl yüzde 8′in üzerinde büyüme kaydettiği düşünülen Çin ise 2010 için yüzde 9,5 büyüme bekliyor…”

ABD stratejik ortağı Türkiye’yi kaybediyor (FT)

Yazan : admin ·  6 Ocak 2010

Financial Times

ABD, 1945 yılından bu yana kendini özgür dünyanın lideri olarak gösterse de, Obama yönetiminin son zamanlarda karşılaştığı beklenmedik olaylar sonucu gelişmekte olan dünyada Türkiye, Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi dört büyük ve stratejik olarak önemli demokrasiyi kaybetti. Bu ülkeler yüzünü Çin’e döndü.

Financial Times (FT) gazetesinde, gelişmekte olan dünyanın en büyük ve stratejik açıdan en önemli dört demokrasisi, Türkiye, Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya’nın giderek Amerikan politikasıyla daha fazla ters düştüğü belirtildi.

Gazetenin dış politika baş yazarı Gideon Rachman’ın imzasını taşıyan makalede aynı zamanda, bu ülkelerin büyük uluslararası sorunlarda ABD’nin yanında yer almak yerine, Çin ve İran gibi otoriter güçlerden yana taraf oldukları değerlendirmesi yapıldı.

ABD, böyle bir şey yaşamayı beklemediği için durumun farkına varamadı.

Dünya demokrasilerinin doğal olarak ABD’yle aynı saflarda yer alacağı şeklindeki varsayımın doğru çıkmadığını belirten gazete, bunun son örneğinin Kopenhag iklim zirvesinde yaşandığını belirtti ve Obama yönetiminin iklim zirvesinin son gününde Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’ı ikna etmeyi başaramadığını kaydetti.

Haber analizde ABD Başkanı Barack Obama’nın iklim zirvesinin son gününde masada kendisine yer açmak için sıkışan Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan liderlerinin, ABD yerine Çin ile derin görüşmeler içinde olmasını şaşkınlıkla karşılamış olabileceği belirtildi.

TÜRKİYE GÜVENİLİR BİR MÜTTEFİK DEĞİL

Kopenhag’da yaşanan görüş ayrılığının önemli olmakla birlikte “asıl sorun”un yanında bir hiç kaldığını savunan Rachman, “Büyük Ortadoğu, Latin Amerika, Afrika ve Asya’nın en önemli demokrasileri olan Türkiye, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’a bakıldığında, bu ülkelerin hiçbiri ABD’nin veya ‘demokrasi topluluğu’nun güvenilir müttefikleri olarak kabul edilemezler” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’nin bir zamanlar Soğuk Savaş döneminde Amerika’nın çok önemli bir müttefiği olduğu hatırlatılan makalede şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye daha sonra tek laik, Batı yanlısı Müslüman demokrasi haline geldi. Ama artık Batı’nın güvenilir bir ortağı değil. ABD’nin Irak işgalinden beri yapılan kamuoyu yoklamaları bu ülkede büyük bir Amerikan karşıtlığının bulunduğunu gösteriyor. Ilımlı İslamcı AKP hükümeti Hamas, Hizbullah ve İran gibi Amerika’nın bölgedeki düşmanlarıyla ilişkiye giriyor ve İsrail’e karşı gittikte artan bir şekilde düşmanca tavır alarak Amerikalıları ürkütüyor.”

Bu gelişmenin altında ise Türkiye, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’ın beyaz, zengin Batı dünyasının dışında kalmış gelişmekte olan ülkeler olma kimliklerinin demokratik kimliklerine ağır basması yatıyor.

YENİ DOST ÇİN

Türkiye’deki Ak Parti dahil olmak üzere dört ülkenin de kendilerini içerde sosyal adaletin, dışarıda ise eşit bir küresel düzenin savunucusu olarak gören hükümetler tarafından yönetildiğini kaydeden gazete, “Ancak bu hükümetler bir yandan da küresel kapitalizme ve ABD’ye kuşkuyla bakıyorlar” diye yazdı.

Rachman, bu ülkelerin gözünde Obama’nın George W. Bush’a göre büyük bir ilerleme olarak görülmekle birlikte, hâlâ bir Amerikalı olduğunun unutulmadığını belirterek, Türkiye, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’ın kendilerini ABD’den çok, son yıllarda yükselen Çin’e yakın hissettiklerini ileri sürdü.

ABD’nin Çin’e bağımlılığı artıyor

Yazan : admin ·  13 Kasim 2009

Spiegel

Küresel mali krizle temelden sarsılan Amerika Birleşik Devletleri, krizi tehlikeden çok fırsat olarak gören Çin’in iyi niyetine hiç olmadığı kadar bağımlı hale geliyor.

Almanya’nın etkili dergilerinden Spiegel’de “Global Crisis Makes US More Dependent on China than Ever” başlığıyla yayımlanan analizde, Çin’in krizi fırsata çeviren ülke olarak kendine güvenini artırdığı ve ülkenin ABD’nin doğrudan rakibi olarak gördüğü belirtiliyor.

Batı ekonomileri derin bir ekonomik durgunluktan kurtulmaya çalışırken, Çin ekonomisinin üçüncü çeyrekte yüzde 9 gibi büyük bir oranla büyüdüğüne dikkat çekilen yazıda, aynı zamanda ABD’liler kendi sorunlarına odaklanırken, Çin’in hem Asya hem de doğal kaynak zengini Afrika ülkelerindeki etkisini artırdığının altı çiziliyor.

DENGELER DEĞİŞİYOR

Dünyanın iki büyük gücünün diplomatik bir ilişkiye girmesinden yirmi yıl sonra, Çin ve ABD arasındaki denge şimdilerde Çin’in lehine değişiyor. Bu hafta Asya turu kapsamında Pekin’i ziyaret edecek olan ABD Başkanı Barack Obama’nın, bir önceki Başkan George W. Bush’tan daha mütevazi tavırlar sergilemesi bekleniyor.

Obama, dış politikasının temelinde yeni nesil bir işbirliğini görürken, Çinli liderlerle güçlü ilişkiler de geliştirmek istiyor. Çin’in elinde bulundurduğu büyük miktardaki döviz rezervlerinin üçte ikisinden fazlasını dolar cinsinden saklaması da bu ilişkinin önemini gösterirken, Pekin tarafından gelecek ani değişikliğin, doların istikrarını tehlikeye atabileceği yorumu yapılıyor.

Obama dış politikasında Çin’i önemli yere konumlandırırken, Çinlilerin önemli konularda söz sahibi olmasını sağlayan ve Doğu Asya’nın son yıllarda bir süper güce dönüşen ülkesini dünya sahnesine taşıyan kişi, finansal krizle mücadele süreci için G-20 zirvesi düzenleyen eski ABD Başkanı George W. Bush olmuştu.

“BARIŞ, İLERLEME VE REFAH”

Obama da güç dengelerinin yeniden şekillenmesinden memnun. Obama’ya göre dünya hükümeti diye bir şey varsa, bu ne New York’taki ABD hükümeti ne G-8 ülkelerinden oluşuyor. Obama’ya göre dünya hükümeti için en iyi platformu G20 ülkeleri oluşturuyor.

Çin önemli bir G-20 üyesi olduğu için Amerikalılar bu ülkeye dikkatli adımlarla yaklaşıyor. Hillary Clinton ABD Dışişleri Bakanı olduğunda, yeni dünya gücüne saygılarını sunmak için ilk yurt dışı ziyaretini Asya’ya yapmıştı.

Clinton ziyareti sırasında yaptığı konuşmasında “ABD, Çin ile işbirliği içinde bir ilişki yürütmek istiyor. Bu ilişkinin her iki ülkenin gelecekteki barışı, ilerleyişi ve zenginliği için oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz” sözlerini kullanmıştı.

ABD’NİN ÇİN’E BAĞIMLILIĞI ARTIYOR

Washington’un Çin’deki çıkarları temelde ekonomik. Çin, ABD hazine bonolarının dörtte birinden fazlasını elinde bulundururken diğer yandan ABD’nin en önemli mal tedarikçisi. Bugünlerde ABD’de Çin malı hakimiyeti yaşanıyor. Yükselen bir güç olarak Çin, ABD’nin otomotiv sektörünün yeniden şekillendirilmesin de önemli rol oynuyor.

İki ülke arasında yeni bir iş birliği ilişkisi gelişmiş olsa da ABD ve Çin aslında iki büyük rakip. Son krize kadar dünyanın en güçlü ekonomisi olarak görülen ABD bu unvandan 2008 itibariyle vazgeçerken, kriz Çin’in yükselen bir süper güç olmasını sağladı.

TİCARİ SAVAŞ RİSKİ

Çin son finansal kriz döneminde kendi ürünlerinin küresel fiyatlarını düşük tutmak için yuanın dolar karşısında değer kazanmaması için adımlar attı. Ancak bunu yaparken bir yandan da ülkenin döviz rezervini artırdı.

Çin’in ucuz yuanla ihracatta indirim yaratması aslında şu anda var olan dengesizlikleri artırdı. Yükselen ekonomik güç, şimdilerde ABD ile ciddi ticari sorunlar yaşama riskine girse de Washington Pekin ile ilişkisini iyi tutmadaki güçlü çıkarlarından dolayı Çin’i “kur manipülatörü” olarak tanımlamaktan çekiniyor.

İki ülke arasında sorunlar bir anda baş gösterebiliyor. Çin hükümeti Eylül ayında ABD’den ithal edilen tavuk ve otomobil parçalarına yeni gümrük vergileri koydu. ABD ise Çin’in gümrük vergisi ataklarına Çin’den gelen çeliğe anti damping vergileri koydu.

Obama ve Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao, son zamanlarda yaşanan gerginliklerin yapacakları görüşmelere gölge düşürmesini istemiyor. ABD iklim değişikliği gibi konularda Çin ile fikir birliğine varmak istiyor. Çin için de kendini ABD tüketici piyasasından çekmek uzun zaman alacak gibi görünüyor.

Hürriyet Ekonet

Asya devi Çin dünyayı satın alıyor

Yazan : admin ·  12 Ekim 2009

Çin’in kasaları ağzına kadar dolu şirketleri, ellerindeki kaynaklarla her geçen gün dünyanın çeşitli yerlerinde daha büyük ve daha kapsamlı iş anlaşmaları yapıyor.

Hürriyet Gazetesi  Haberi   :    http://www.hurriyet.com.tr/ekonet/12672166.asp

Ürettiği ucuz ürünlerin ihracatı sayesinde kendisine yaklaşık 2 trilyon dolar rezerv yaratan Çin, elde ettiği bu kaynağı hafif sanayi faaliyetlerinin ötesine taşıyarak denizaşırı ülkelerde finans, otomobil ve yüksek teknolojinin de dahil olduğu alanlara yatırım yapmayı planlıyor.

CNNMoney’de yayımlanan Çin analizinde Asya’nın hızla büyüyen devinin, bu şekilde ekonomisini de daha dengeli bir hale getirmeye çalıştığının altı çizildi.

YÜKSEK TEKNOLOJİ YATIRIMI

Ülkede atılan ekonomik adımların arasında değer zincirini artırma hamleleri önce çıkıyor. Bunun en önemli örneğini ise ülkenin en büyük bilgisayar üreticisi Lenovo’nun 2004′te ABD’li bir diğer dev teknoloji şirketi olan IBM’in bilgisayar üretimi birimini satın alması oldu. Bu satın alma ile Lenovo, bu pazarın en büyük üçüncü şirketi durumuna geldi.

Çinli yetkililer bu tip satın almaların hem yabancı ülkelerdeki düzenlemeleri hem de tüketici güvenlik standartlarını öğrenmede faydalı olduğunu belirtiyor.

PETROL AVI

Yüksek büyüme hızına sahip olan ülkenin en çok gereksinim duyduğu şeylerden biri de bu büyümeyi destekleyecek doğal kaynakları elde etmesi. Son çeyrekte yüzde 7.9 oranında büyüyen Çin’in Milli Petrol Şirketi (CNOOC), bu amaçla Nijerya’da petrol sektörüne büyük yatırımlar yapıyor. Şirket, şu anda da 30 milyar dolar değerinde yaklaşık 6 milyar varil petrole sahip bir bölge için Nijerya hükümeti ile görüşmelerini sürdürüyor.

Çin’in enerji kaynaklarına olan ihtiyacı o kadar önemli bir hal almış durumda ki, bu yönde hem Brezilya hem de İran’la anlaşmaları bulunuyor. Asya devinin geçen yaz başında Brezilyalı petrol şirketi Petrobras’a denizde petrol aranması için 10 milyar dolar kredi sağlaması ve İran’da doğalgaz sahası geliştirmek için 5 milyar dolar kaynak ayırması da bu durumun en önemli örneklerin oluşturuyor.

DOĞAL MADENLERE İLGİ

CNNMoney’in analizinde, Çin’in enerji kaynaklarının yanı sıra sanayinin temelini oluşturan doğal madenlere de ne kadar önem verdiğine vurgu yapıldı.

Analizde, geçen sene Çinli alüminyum ve çelik üreticisi Chinalco’nun, kendisine demir filizi satan çok uluslu Rio Tinto’nun yüzde 20 hissesini satın almaya çalıştığı belirtilirken, emtia fiyatlarının artmasıyla Rio Tinto’nun satıştan vazgeçtiği ve anlaşma sağlanamadığı hatırlatıldı.

Bu olay sonrasında Rio Tinto’nun Çin’deki dört çalışanı ‘ticari sırları çaldıkları ve rüşvet aldıkları’ iddiası ile tutuklanmıştı. Basında yer alan spekülasyonlar Çin’in bu tutuklamalarını anlaşmanın gerçekleşmemesi dolayısıyla misilleme olarak yorumlamıştı.

İNŞAATTA BÜYÜK HAMLE

Analizde ülkenin inşaat alanında yaptığı büyük gelişmelerin de altını çizilirken, Çinli şirketlerin dünya genelinde yol, baraj, köprü ve havaalanı inşaatları ile mesafe kaydettiğine işaret edildi. Bu faaliyetlere örnek olarak da 2010′da Güney Afrika’da düzenlenecek olan Dünya Kupası için inşa edilen stadyum, karayolu ve demiryolu projeleri örnek gösterildi.

GÖZÜNÜ OTOMOBİLE DİKTİ

Çin’de artan gelir ve yükselen talep, gelişmenin sembollerinden biri olarak görülen otomobil sektörünün de hızlı şekilde büyümesini sağlıyor. Ülkedeki yerli otomobil üreticileri de artan bu talebi karşılamak için yurtdışından büyük firmaları satın alma girişimlerini artırıyor.

Bu girişimlerin en sonuncusu geçen hafta içinde yaşandı. Çinli Tengzhong şirketin, ABD’li General Motors’un Hummer birimini 150 milyon dolara satın aldı.

http://www.hurriyet.com.tr/ekonet/12672166.asp

Haber CNNMoney kaynaklıdır.

Dünya ekonomisi ABD ve Çin’in yeniden yapılanmasına bağlı

Yazan : Sadi KAYMAZ ·  19 Haziran 2009

Geçen hafta “Referans Gazetesi” yazarı “Seyfettin Gürsel”, ABD ve ÇİN ekonomilerinin bağımlı ilişkisini, küresel ekonomi ve kriz bağlamında stratejik bulan bir köşe yazısı yayınladı. Yazı ÇİN’in en prestijli üniversitesi olan Pekin Üniversitesi’nde ABD Hazine Bakanı Geithner’in yaptığı konuşmadan yola çıkıyor. (Dragonomi’de, sadece “Basında Çıkanlar” bölümü ile sınırlı olmak üzere, bazen köşe yazılarına yer veriyorum. Seyfettin hocanın yazıları da bunlardan biri.)

Ancak öncelikle Seyfettin hocanın köşe yazısının başı ve sonuna birer eleştiri getireceğim:

Dünya ekonomisinin temel sorunu olan ÇİN ile ABD arasındaki ekonomik dengesizliklere daha önce Hazine Bakanı Timothy Geithner pek çok kere, üstelik daha yemin edişinin arifesinde dahi açıklıkla değindi.  Hazine Bakanlığı`nı Geithner’e devreden … >>>!

Türkiye-Çin ticaret hacmi daralıyor (Kamil ERDOĞDU)

Yazan : admin ·  18 Mart 2009

ÇİN’de ekonomik göstergeler giderek yavaşlıyor.  ÇİN’in hızla düşen ithalat ve ihracat oranları  Türkiye ile olan dış ticaretine de yansıdı.

Anadolu Ajansı Pekin Temsilcisi  Kamil Erdoğdu’nun Ticaret Başmüşavirimiz Ender Öncü ile ikili ticari ilişkilere yönelik olarak yaptığı rapörtajı aşağıda bulabilirsiniz:

… >>>!

HÜRRİYET: Otomotivde paranın yolu Hindistan ve Çin’den geçiyor

Yazan : admin ·  28 Kasim 2008

Emre Özpeynirci’nin Hürriyette çıkan yazısıdır.

Yazıma yine son günlerin en moda cümlesiyle başlamak istiyorum. “Amerika’dan yayılan finansal kriz dalga dalga tüm dünyayı etkisi altına alıyor.” Bugün global krizin en fazla etkilediği sektör de kuşkusuz otomotiv.

Bir taraftan tüm dünyada otomobil satışları hızla gerilerken diğer taraftan Amerika’nın simgesi otomotiv devleri iflasın eşiğine gelmiş durumda. Şöyle bir Ekim ayına baktığımız zaman Amerika’da otomobil satışları 25 yıl öncesine gerileyip yüzde 32 düşerken, Türkiye’deki düşüş de yüzde 40’ları buldu. Keza Avrupa’da da satışlarda tarihi düşüşler söz konusu. Küresel finansal krizin etkilerinin hissedilmeye başlamasıyla Ağustos’ta yüzde 14.5, Eylül’de yüzde 8.2 daralan otomobil pazarı Ekim ayında da yüzde 14.5 geriledi. Avrupa’da otomobil satışları Ekim ayında sadece … >>>!

Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Copy Guarded by IamShekhar's WP-CopyGuard.