Türkiye’ye giren yeni markaların işi kolay değil

Haber ·  24 August 2010

Türkiye’ye giren yeni markaların işi kolay değil

Ufuk Sandık / SABAH

Bin kişiye düşen otomobil sayısı her ne kadar dünya ortalamalarının altında da olsa, Türklerin otomobile olan ilgisi her geçen gün artıyor. Bu ilgi, Türk otomotiv pazarına her geçen gün yeni markaların girmesine neden oluyor. 70 milyon nüfuslu Türkiye, sahip olduğu pazar potansiyeliyle otomotiv üreticilerinin iştahını kabartıyor. Bugün distribütörleri tek bir çatı altına toplayan Otomotiv Distribütörleri Derneği’ne üye 55 marka bulunuyor. Marka sayısı her geçen gün artıyor.

Ancak, Türkiye pazarına giren her marka başarılı sonuçlar alamıyor. Son dönemde Türkiye pazarına giriş yapan Çinli Chery, DFM, Geely, İranlı Samand, Hintli Mahindra ve Güney Koreli Ssangyong’ın satış rakamları da bunu ortaya koyuyor. Bu 6 yeni markanın 2010 Ocak-Temmuz döneminde toplam pazardan aldığı pay ancak yüzde 1.3′ü buluyor. Toplam 340 bin adet aracın satıldığı 7 aylık dönemde, bu 6 markanın toplam satışı 4 bin 462 adet. Ancak, kısa sürede 4×4 pick-up pazarının lideri olan Ssangyong’un başarısının da altını çizmek lazım.

Hayal kırıklığı yarattı

Peki Türkiye pazarına giren özellikle Çinli markalar neden istenen başarıyı yakalayamadı. Bence iki nedeni var. Bundan birkaç yıl önce Çinli markalarla ilgili oldukça büyük bir yaygara koptu. Tüketiciler, ucuz otomobil beklentisine girdi. Ama Çinli markalar düşünüldüğü gibi ucuza Türkiye’ye gelmedi, hayal kırıklığı yarattı. Bir başka neden ise Çin pazarının büyüklüğü nedeniyle, Çinli markaların yurtdışına fazla konsantre olamaması ve bu yüzden Türkiye’deki distribütörlerine yeterli destek verememeleri. Ayrıca sadece otomobilde değil tüm Çin ürünlerinin kalitesiz olarak algılanması da etkili oluyor.

Ama Çin imajını silmek için 5 yıl 150 bin kilometre garanti vermeye başlayanlar da var. Bu tip uygulamaların artmasıyla birlikte satışlar önümüzdeki yıllarda daha farklı olabilir.

Sonuçta, Türkiye’ye giren yeni markaların işi kolay değil. Ama, Türkiye iştah kabartan bir pazara sahip. Sabırlı olan, marka imajını kuvvetlendiren Türkiye’de mutlaka yer edinir.

KAYNAK: Sabah

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/sandik/2010/08/23/turkiyeye_giren_yeni_markalarin_isi_kolay_degil

Yuan’de iki yönlü hareket beklenmeli

Haber ·  29 July 2010

Yuanın değer kazanmasına izin verileceğini taahhüt eden Çin şimdilik bu sözünü tutup, para biriminin biraz daha serbest hareket etmesine olanak sağlıyor. Ancak analistler ve yabancı yatırımcılar yuanda olası bir değer kaybına hazırlıksız yakalanabilir.

Çin daha önce sözünü verdiği, yuanın dolar karşısında yüzde 0.5′lik işlem bandı içerisinde piyasaya paralel biçimde daha dalgalı hareket etmesi taahhüdünü yerine getiriyor. Ancak Pekin’in bu sefer uyguladığı yöntem, bazılarının beklediği gibi 2005 ve 2008 yılları arasındaki yuan/dolar paritesinin istikrarlı biçimde arttığı dönemdekinden farklı yürüyor.

Bu da, yuanın dolar karşısında zaman içerisinde değer kazanacağının bir garantisi olmadığı anlamına geliyor. Çin yönetimi, başta ABD olmak üzere diğer ülkelerden gelecek eleştirilere rağmen yuanın esnekliği konusundaki duruşundan taviz vermeye niyetli görünmüyor.

Yuanda önemli oranda değer artışı gerektiğini öne sürenlerin görüşlerini dayandırdıkları temel ekonomik göstergeler, son yaşanan küresel krizden sonra değişiklik gösterdi. Örneğin Çin şimdi daha az ticaret fazlası verirken, ekonomistler azalma eğiliminde olan cari fazlanın önümüzdeki yıllarda açığa dönüşme olasılığından bahsediyor.

Bu nedenle yuanın, beş yıl önce olduğu gibi dolar karşında yavaş ancak istikrarlı şekilde yükselmesi gereken güçlü ekonomik ortam bulunmuyor.

Şanghay merkezli Haitong Securities yatırım şirketinin baş ekonomisti olan Chen Lu konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Çin’in yeni yuan politikası ekonomide ve piyasada gerçekleşen değişikliklere daha hızlı tepki verilmesini öne çıkarıyor. Çin bunu yaparken kısa ya da uzun vadede yuanın ne kadar değer kazanacağıyla ilgili önceden ayarlama yapmıyor” dedi.

Çin Merkez Bankası (PBOC) şimdiye kadar ortaya koyduğu uygulamayla, 19 Haziran’da duyurduğu, yuanın daha geniş bantta ve esnekliğe rağmen kademeli ve kontrollü hareket edeceği açıklaması ile tutarlılık sergiliyor.

Çin, emtia borsalarının ‘boğa’sı

Haber ·  25 April 2010

Referans / Ziya Özışık

Uluslararası emtia borsalarının bugünlerde gözü kulağı Çin’de. Birçok üründe hem dünyanın en büyük üreticisi hem en büyük tüketicisi olan Çin’deki talep iştahı borsaların kaldıracı oldu.

ÇELİK

4 AYDA YÜZDE 50 ARTTI

Dünya çelik üretiminin lideri konumundaki Çin’in bire bir etkilediği çelik fiyatları son üç aylık performansı ile krizin etkilerinden arınmaya yakın duruyor. Bu ilk üç ayda Çin, üretimini yüzde 22,5 artırırken ülkenin bu yıl 825 milyon tonluk talep yaratacağı ifade ediliyor. Küresel toparlanma eğiliminin Çin’in de önemli aktörlerinden olduğu endüstriyel sanayi talebini artırmasıyla çelik fiyatları yılın başından bu yana yüzde 50′ye yakın artış gösterdi.

PETROL

PETROLÜN KALDIRAÇI

Petrol fiyatlarını pozitif baskılayan reel gelişmelerin en önemli verileri de yine Çin’den geliyor. 10 Nisan tarihi itibariyle Çin’in geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29 oranında ham petrol ithalat ettiğini açıklaması, piyasaları hareketlendirmişti. Uzmanlara göre, “Petrol fiyatındaki gelişmelerde ‘boğa etkisi’nin kaynağı Çin”. Dünyanın en büyük ikinci enerji tüketicisi konumunda bulunan Çin, geçen ay 21.1 milyon tonluk, günde yaklaşık 5 milyon varile ulaşan ithalat yaptığını açıklamıştı.

DEĞERLİ METAL

DEĞERLİ METALİ İTHALAT PARLATTI

Özellikle otomotiv sektörünün talebinin artırmasıyla artış gösteren paladyum, platin ve altın gibi değerli metallerin de yukarı hareketinde Çin etkisine dikkat çekiliyor. Paladyum dün iki yılın zirvesinden işlem gördü ve temmuz vadeli kontratı, onsu 568.25 dolardan el değiştirdi. Barclay’s Capital’ın araştırmasına göre Çin, geçen ay 103 bin 600 ons paladyum ithal etti. Platinde ise 377 bin 700 ons’luk ithalat yapan Çin, bu emtianın fiyatının bir yılda iki katına çıkmasını sağladı.

HUBUBAT

ÇİN ALDI, HUBUBAT FIRLADI

Hem üretim hem de tüketim açısından hububat fiyatlarını en çok etkileyen ülkelerden Çin, son günlerde özellikle soya fiyatını yukarı çeken ana merkez olarak görülüyor. Piyasada, Çin’in yüksek oranda alım yaptığı iddiası soya fiyatlarını son üç haftanın zirvesine çıkardı. ABD Tarım Bakanlığı’nın Çin’e 2010-2011 sezonu için 232 bin ton vadeli satış yaptığını açıklaması, hububat fiyatının hızlı artışının en büyük nedeni oldu.

Çin, talebi kısamayınca bakıra artış yolu göründü

Haber ·  25 April 2010

Referans

Şili depreminin ardından 11 ayın zirvesine ulaşan bakır fiyatları bu ülkedeki üretimin yeniden başlaması nedeniyle düştükten sonra şimdi de Çin’den gelen haberlere kilitlendi. Çin’in talebi kısma girişiminin başarısız olacağı düşüncesi fiyatları artırdı.

Dünyanın en hızlı büyüyen sanayilerinden Çin’de endüstriyel tüketicilerin bakır talebinin artacağı yönündeki beklentiler bakır fiyatlarını da hareketlendirdi. Çin’in talebi daraltma politikalarındaki gevşeme belirtileri bakır fiyatlarının dün Londra ve Şanghay’da artmasına neden oldu. Bakır fiyatları dünyanın en büyük bakır üreticisi Şili’deki deprem nedeniyle son 11 ayın zirvesini görmüş fakat bu ülkedeki fabrikaların yeniden üretime geçmesiyle düşmeye başlamıştı.

Diğer yandan Çin’in enflasyonu bastırma yönündeki girişimleri nedeniyle metal talebinin düşeceği söylentileri de spekülatörlerin daha düşük fiyattan işlem yapmalarına neden olmuştu.

Ancak Reuter’a konuşan uzmanlara göre Çin’de faiz oranlarının artış riski nedeniyle talepte hareketlilik öngörüsü gerçek durumu yansıtmıyor. Çünkü küresel anlamda gerçek bir talep artışı söz konusu değil.

Uzmanlara göre ithalat artacak

2009 yılında yaptığı alımlara metal piyasasında fiyatları yukarı taşıyan Çin’in bakır ve çinko ithalatının 2010 yılının ilk çeyreğinde güçlü seyrini koruyacağı tahmin ediliyor.

Macquarie Bank analistleri, Çin’de bakır fiyatlarının Londra Metal Borsası’na (LME) göre güçlenmesini baz alarak yaptıkları değerlendirmede Çin’in bakır ithalatının 2010′un ilk çeyreğinde 800-850 bin ton seviyesine ulaşmasını beklediklerini ifade ettiler. Çin, 2009 yılının son çeyreğinde 620 bin ton bakır ithal etmişti. Analistler, Çin’de fiyatların LME’den daha güçlü olmasının güçlü ithalatı tetiklediğini ifade ediyorlar. Şanghay Vadeli İşlem Borsası’nda 3 ay vadeli bakır fiyatının LME’den 170 dolar/ton yukarıda olduğunu belirten analistler, bu pozitif arbitrajın 1.5 aydır devam ettiğini ve Çin hükümetinin devam eden teşvik paketinin konut, otomotiv sektörlerini desteklemesinden kaynaklandığını vurguluyorlar. Macquarie Bank analistleri ilk çeyrekte Çin’in çinko ithalatının da güçlü olacağını öngörüyorlar.

Rekor beklentisi var

Geçen hafta Sucden Financial, bu yıl bakır fiyatlarının Çin’in beklentilerin üzerinde ithalat yapmasının etkisiyle rekor düzeylere çıkabileceğini, fiyatların 900 bin dolar/ton’u aşmasının mümkün olduğunu iddia etmişti. Kuruluşun Asya İşletme Kalkınma Birimi’ni yöneten Jeremy Goldwyn, “Çin’in talebi metal için olumlu olacak” açıklamasını yapmıştı. Bakır fiyatları Temmuz 2008′de 8940 dolar/ton ile rekor kırmıştı.

Çin hurda demir topladı, fiyatlar tavana vurdu

Haber ·  4 April 2010

Hüseyin Koyuncuoğlu / hurriyet.com.tr 25 Mart 2010

Son günlerde Çin’in piyasaya müdahelesi ile birlikte hurda demir fiyatlarında büyük artışlar yaşanıyor. Bu artışı hurriyet.com.tr’ye değerlendiren Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, değerinin çok altında seyreden demir fiyatlarının yaşanan gelişmelerle makul seviyelere gelmeye başladığını söyledi. Türkiye’de demir çelik sektörünün üzerinde vergi benzeri yüklerinin çok fazla olduğunu hatırlatan Yayan, ihracatta küme düştü denilen demir çelik sektrünün bu fiyat artışlarıyla biraz da olsa toparlanacağını ifade etti.
Çin’in özellikle Amerika’nın batı kıyılarından hurda demir toplamaya başladığını belirten Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, “Bu durum tüm demir çelik sektörünün ilgisini çekmesiyle birlikte hurda demir fiyatları 300 dolar seviyelerinden 450 dolar seviyelerine gteldi dedi. Hurda demiri hammadde olarak kullanan demir çelik sektörünün de girdi fiyatlarındaki bu artışı kabullenmek zorunda kaldığını ifade eden Yayan, bu girdi artışının işlenmiş demir fiyatlarının 500 dolarlardan 600 dolarlara ulaştığını belirtirken, bu artışın daha da devam edeceğini söyledi.
DÜŞÜK KARLARDA ÇALIŞAN SEKTÖR İÇİN TOPARLANMA FIRSATI
Türkiye’de zaten düşük marjlarda seyreden sektörün de bu fiyat artışlarıyla toparlanabileceğini söyleyen Yayan, “sektördeki şirketlerin zaman zaman negatif marjlarda satış yapıyordu. Esasen bu yaşanan artışla makul düzeylerde olmayan demir fiyatlarının kendisini düzeltmesi söz konusu olacaktır.
BU YIL İLK DEFA GERİDE KALDIK
Türkiye’nin demir çelik üretiminde şimdiye kadar sürekli Çin’in ardından ikinci sırada olduğunu belirten Veysel Yayan, “Tüm dünyada demir çelik piyasası 2010′un ilk iki ayında yüzde 25-30 oranlarında büyürken Türkiye’nin üretim artışları yüzde 1,4 seviyelerinde kaldı” dedi. Üretimde yaşanan bu düşüşlerin ihracatı da etkilediğini söyleyen Yayan şöyle devam etti;
“Türkiye’de tüm sektörlerde büyük ihracat artışları yaşanıyor. Örneğin, hazır giyim ve konfeksiyonda yüzde 17′lerde, otomotiv sektöründe yüzde 15 seviyelerinde artışlar yaşanıyor. Yıllardır ihracat üzerinde çok önemli payı olan demir çelik sektöründe ise 1 Ocak- 24 mart arası ihracatta yüzde 18.1′lik bir gerileme var.  Sektörde yaşanan bu gerilemeler fiyatlarda yaşanan aşırı düşüşlerden kaynaklanıyor.” devamı

Hüseyin Koyuncuoğlu / hurriyet.com.tr 25 Mart 2010

Son günlerde Çin’in piyasaya müdahelesi ile birlikte hurda demir fiyatlarında büyük artışlar yaşanıyor. Bu artışı hurriyet.com.tr’ye değerlendiren Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, değerinin çok altında seyreden demir fiyatlarının yaşanan gelişmelerle makul seviyelere gelmeye başladığını söyledi. Türkiye’de demir çelik sektörünün üzerinde vergi benzeri yüklerinin çok fazla olduğunu hatırlatan Yayan, ihracatta küme düştü denilen demir çelik sektrünün bu fiyat artışlarıyla biraz da olsa toparlanacağını ifade etti.

Çin’in özellikle Amerika’nın batı kıyılarından hurda demir toplamaya başladığını belirten Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, “Bu durum tüm demir çelik sektörünün ilgisini çekmesiyle birlikte hurda demir fiyatları 300 dolar seviyelerinden 450 dolar seviyelerine gteldi dedi. Hurda demiri hammadde olarak kullanan demir çelik sektörünün de girdi fiyatlarındaki bu artışı kabullenmek zorunda kaldığını ifade eden Yayan, bu girdi artışının işlenmiş demir fiyatlarının 500 dolarlardan 600 dolarlara ulaştığını belirtirken, bu artışın daha da devam edeceğini söyledi.
DÜŞÜK KARLARDA ÇALIŞAN SEKTÖR İÇİN TOPARLANMA FIRSATI
Türkiye’de zaten düşük marjlarda seyreden sektörün de bu fiyat artışlarıyla toparlanabileceğini söyleyen Yayan, “sektördeki şirketlerin zaman zaman negatif marjlarda satış yapıyordu. Esasen bu yaşanan artışla makul düzeylerde olmayan demir fiyatlarının kendisini düzeltmesi söz konusu olacaktır.
BU YIL İLK DEFA GERİDE KALDIK
Türkiye’nin demir çelik üretiminde şimdiye kadar sürekli Çin’in ardından ikinci sırada olduğunu belirten Veysel Yayan, “Tüm dünyada demir çelik piyasası 2010′un ilk iki ayında yüzde 25-30 oranlarında büyürken Türkiye’nin üretim artışları yüzde 1,4 seviyelerinde kaldı” dedi. Üretimde yaşanan bu düşüşlerin ihracatı da etkilediğini söyleyen Yayan şöyle devam etti;
“Türkiye’de tüm sektörlerde büyük ihracat artışları yaşanıyor. Örneğin, hazır giyim ve konfeksiyonda yüzde 17′lerde, otomotiv sektöründe yüzde 15 seviyelerinde artışlar yaşanıyor. Yıllardır ihracat üzerinde çok önemli payı olan demir çelik sektöründe ise 1 Ocak- 24 mart arası ihracatta yüzde 18.1′lik bir gerileme var.  Sektörde yaşanan bu gerilemeler fiyatlarda yaşanan aşırı düşüşlerden kaynaklanıyor.”

Çin hızlı büyüdü, yüksek faiz korkusu başladı

Haber ·  22 January 2010

Ekonet

Çin ekonomisi, 2009′un son çeyreğinde yüzde 10.7 oranında bir büyüme yakaladı. Ancak bu hızlı büyümenin yarattığı enflasyon endişesi, hükümetin para politikalarını daha da sıkılaştıracağı korkusunun yayılmasına neden oldu.

Bu hızlı büyümeyle birlikte enflasyon oranında da artış görüldü. Aralık’ta tüketici fiyatları aylık bazda yüzde 1.9; üretici fiyatları da yüzde 1.7 yükseldi.

Financial Times’a konuşan bankası Royal Bank of Scotland analisti Ben Simpfendorfer, “Güçlü büyüme rakamının enflasyonu yükseltmesi yatırımcıların hoş karşılayacağı bir sonuç değil ve para politikalarının sıkılaştırılacağı yönündeki korkuları artıracaktır” diye konuştu.

Analist aynı zamanda, gıda, konut ve kamu hizmetlerinde fiyatların Çinlilerin gelirlerinden daha fazla yükseldiğini belirtti ve Pekin hükümetinin bu durumundan endişelendiğini dile getirdi.

FAİZLER YÜKSELEBİLİR

Çin merkezli yatırım danışmanlığı şirketi Citic Securities’in baş ekonomisti Hu Yifan, bu gelişmelerin ardından ülkede faiz oranlarının beklenenden daha erken bir tarihte yükseltilebileceğine işaret etti.

Faiz oranlarının 2010’da yüzde 54 oranında artabileceğine işaret eden analist, yuanın dolar karşısında yüzde 3 ile 5 arasında değişen bir oranda değer kazanabileceğini söyledi.

CNBC’de yer alan bir analizde ise ülke ekonomisinin 2009’un genelinde yüzde 8.7 oranında büyüdüğüne dikkat çekilirken, beklentilerin üzerinde gelen büyüme rakamının tüketicilerin ve piyasaların ülkeye olan güvenini arttırdığı dile getirildi.

Çin Ulusal İstatistik Bürosu Başkanı Ma Jiantag’ın “Güven tarlayı ateşe verecek ilk kıvılcımdır” yorumuna yer verilen analizde, büyük bankaların analistlerinin ülkeye yönelik 2010 yılı büyüme tahminlerini yüzde 9.7’den, yüzde 10’a çıkardıkları belirtildi.

KÜRESEL EKONOMİNİN MOTORU

Bloomberg haber ajansında yer alan bir haberde, Çin’in yeniden küresel ekonominin büyüme motoru olabileceği vurgulandı.

Dünya Bankası’nın 2010’da Çin’in yüzde 9’luk bir büyüme yaşayacağını tahmin ettiği belirtilen haberde, ülkenin bu yıl dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olarak Japonya’yı geride bırakacağına dikkat çekildi.

CNBC’nin konuyla ilgili analizine göre, ülkenin para politikalarını sıkılaştıracağına yönelik beklentilerin artması, Çin’in küresel ekonomik iyileşmeye sağladığı katkının azalabileceği korkusunun yayılmasına neden oldu.

MERKEZ BANKASI DEVREDE

Çin ekonomisiyle ilgili bir diğer endişe kaynağı da aşırı likidite. Çinli bankalar, 2009’da bir yıl önceki miktarı ikiye katlayarak toplam 9.59 trilyon yuan (1.4 trilyon dolar) tutarında kredi verdi. Bu durum, Çin Merkez Bankası’nın aşırı likiditeyi kısmaya yönelik tedbirler almasına yol açtı.

Merkez Bankası daha önce zorunlu rezerv oranlarını artırmış, gösterge faizi iki kez yükseltmiş ve bazı bankalara doğrudan uyarılar yapmıştı. Şimdi ise aşırı ısınmanın engellenmesi için daha fazla adımın atılabileceği belirtiliyor.

FT analizinde, bu hızlı kredi artışının gayrimenkul sektöründe bir balonun şişmekte olduğu yönünde endişeleri arttığı dile getirildi ve Jiantang’ın “Temel endişem, ekonomik büyümeye büyük katkı sağlayan konut fiyatlarındaki yükselişi nasıl kontrol edileceği. Diğer bir sorun ise, konut fiyatlarının çok hızlı bir şekilde yükseliyor olması” değerlendirmesine yer verildi.

Çin, Almanya’nın ihracattaki tahtını sarstı (FT)

admin ·  11 January 2010

Financial Times

“…Almanya İstatistik Kurumu verilerine göre Kasım ayında ülkenin ihracatında yüzde 1.6’lık bir yükseliş yaşandı. Bu artış, Almanya’nın Nisan-Kasım arasındaki ihracat grafiğinde neredeyse V şeklinde bir toparlanma olduğunu gösteriyor.

Bu yükseliş, Almanya’da 2009’un son çeyreğinde ekonomik faaliyetlerde ciddi bir toparlanma yaşanacağı yönündeki umutları artırmıştı.

Geçen yılın başlarında yaşanan felaket düzeyindeki düşüşlerden sonra, Almanya’nın ihraç ürünlerine küresel talebin artmasının yanı sıra hükümetin ve merkez bankasının acil eylem planlarını uygulamaya koyması, Almanya’nın geçtiğimiz yılın ikinci yarısında durgunluktan kıl payı kurtulmasına fırsat vermişti.

Financial Times’da Ralph Atkins imzasıyla yayımlanan haber analizde, Almanya’nın bu güçlü toparlanma sinyallerine karşılık, 2009 ihracat rakamları çerçevesinde Çin’e geçileceği belirtildi.

ÇİN ALMANYA’YI GEÇTİ

Yatırım bankası Goldman Sachs’ın aylık döviz kuru ortalamaları üzerinden yaptığı hesaplara göre Çin’in 2009’un ilk 11 ayında yaptığı toplam ihracatın değeri 1 trilyon 70 milyar dolar olurken Almanya’nın toplam ihracat değeri 1 trilyon 20 milyar dolarda kaldı.

Bankanın Frankfurt ofisinde görevli ekonomist Dirk Schumacher “Çin’in 2009 yılında Almanya’yı geçtiğini söyleyebiliriz” diyor.

Almanya Toptan Satış ve Dış Ticaret Federasyonu ise cesaretini kaybetmiş değil. Federasyon başkanı Anton Börner geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada “En büyük rakibimiz [Çin] aynı zamanda en önemli müşterimiz” demiş ve eklemişti: “Çin önümüzdeki yıllarda çok güçlü ihracat imkanları sunacak.”

Ancak Almanya’da toparlanmanın hızının azaldığı yönünde endişe verici işaretler de yok değil. Berlin ekonomi bakanlığı bu hafta başında Euro Bölgesi’nin dışından Almanya’ya gelen sanayi taleplerinde Kasım ayında yüzde 3.2’lik bir azalma olduğunu duyurmuştu. Ekim ayı için gerileme rakamları yüzde 2.7’deydi.

Diğer yandan yine Kasım ayında Euro Bölgesi içinden gelen talepteki yükselişle Almanya’nın toplam ihracat taleplerinde yüzde 0.2’lik ufak bir artış yaşandı.

ANALİSTLER HAYALKIRIKLIĞI YAŞIYOR

Ülkenin sanayi üretim verilerinde de Kasım ayında yüzde 0.7’lik bir artış yaşandı. Ancak bu da analistlerin beklentilerini karşılamıyor.

Ekonomi bakanlığı bu durumu otomobil alımlarında hükümet sübvansiyonlarının yürürlükten kaldırılması nedeniyle talebin düşüşüyle açıklıyor ancak “talep alımlarındaki tereddüt hali göz önüne alındığında yukarı doğru ivmenin zayıflayabileceğini” kabul ediyor.

Analizde rakamlardaki en son artış hareketlerinden sonra bile Almanya’nın mevsimsel olarak ayarlanmış Kasım ayı ihracat rakamlarının, Lehman Brothers’ın Eylül 2008’deki yıkılışı sırasındaki seviyesinin en az yüzde 15 altında olduğu belirtiliyor.

Almanya Toptan Satış ve Dış Ticaret Federasyonu’ndan da Cuma günü yapılan açıklamada da kriz öncesi seviyelere dönüş ihtimalinin çok yüksek olmadığı ifade edilmişti.

Anketler de Alman şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin iyimserliğini koruduğunu gösteriyor ancak Schumacher, bu tür işaretlerin büyüme hızıyla ilgili pek fazla fikir vermediğini belirtiyor. Schumacher, “Belki de sadece kanama durduğu için kendilerini iyi hissediyorlar” diyor…”

Çin, nasıl ihracat şampiyonu oldu? (Deutche Welle)

admin ·  10 January 2010

Deutche Welle

“…Çin, 2009’da ilk kez ihracat şampiyonu oldu. 746 milyar euroluk ihracat toplamıyla, bu yıl 734 milyar euroluk ihracat yapan Almanya’yı da geçti. Şangay’daki Alman Ticaret Odası’nın yönetim kurulu üyesi Ulrich Maeder, sıralamanın çok önemli olmadığını düşünüyor:

“Kesinlikle o kadar önemli değil. Çin’in 1 milyar 300 milyonluk nüfusu var. Bizim nüfusumuz ise 80 milyon. Almanya en istikrarlı ekonomi politikasına sahip ve benim görüşümce dünyanın da en istikrarlı ülkesi. Almanya’nın herhangi bir şekilde kötümser bir tablo çizmesi için hiçbir neden yok. Sayısal olarak birinci ya da ikinci sırada olması aslında hiç rol oynamıyor.“

Pek çok Alman işadamı aynı görüşü paylaşıyor. Maeder, 30 yıldan uzun bir süredir Çin’de bir tekstil fabrikası işletiyor. Bu işadamı Almanların dünya ihracat birinciliğini Çin’e kaptırmasını bu kadar sakin karşılamalarında Çin’in ihracat istatistiğine Çin’de üretim yapan yabancı firmaların da dâhil edilmesinin rol oynadığını söylüyor.

Çin’de iç ekonomiyi canlandırma çabaları

Ancak ihracat şampiyonu olmak ya da olmamak Çin’de Almanya’daki kadar soğukkanlılıkla karşılanmıyor. Orada ihracata bağımlılığı azaltmak ve zayıf olan iç ekonomiyi güçlendirmek konuları daha çok gündemde. Çin’deki Avrupa Ticaret Odası Başkanı Jörg Wuttke, bunun uzun süreli ve önemli bir proje olduğunu belirtti:

“Çin’de bunu tarif eden çok güzel bir resim var: Biri kaplanın sırtında oturur ve bunun çok sağlıklı olmadığını bilse de nasıl inmesi gerektiğini kestiremez. Oluşturulan bu sistem, ihracatı destekliyor ve pek çok iş fırsatı da mevcut. Ancak bu tabii Avrupa ile aşırı ticaret fazlasına da yol açıyor. Saat başı 17 milyon euro. Bu tabii ki parayla ne yapacağınıza dair bir sorun. Bu nedenle Çin, özel tüketimi artırmaya başlamalı. Çünkü sonunda Çin para biriminin değerini artırmaktan başka çareleri kalmayacak.“

Krizde yüzde 18 kayıp yaşandı

Çin ve Almanya, ekonomik krizde ihracat güçlerini yaklaşık yüzde 18 oranında yitirdi. Alman İhracatçılar Birliği, bir kaç gün önce, rekabete rağmen, Çin’i çok dinamik bir müşteri olarak tanımladı. Kimya firması BASF’ın Asya Müdürü Martin Brudermüller, kimyacılığı bu dinamizme örnek gösteriyor:

“Bizim için en önemli pazar Çin. Bugün kimya pazarının yaklaşık yüzde 50’si Asya’da bulunuyor. Bu oran gelecek yıllarda daha da artacak. Ayrıca geçen yıllardaki en yüksek büyüme oranları da Çin’deydi. Bu açıdan bakınca, Hindistan ile Çin arasındaki makas kapanmak yerine açılıyor.“

Çin’deki otomotiv şirketleri

İkinci örnek ise otomotiv sektörü. Volkswagen, Çin’de satılan 1 milyon 400 bin otomobilinin çoğunu bu ülkede üretiyor. Ancak Çin’deki Volkswagen şirketinin genel müdürü Winfried Vahland, 2009’da Almanya’dan yapılan ithalatın da büyük artış kaydettiğini söylüyor:

“Şu çok aşikâr ki, bu yıl 30 binden daha fazla araç ithal edeceğiz. Bunlar sıradan araçlar değil tam tersine Avrupa’dan özellikle Almanya’daki merkezden ithal ettiğimiz lüks araçlardan oluşuyor. Bizim büyümemiz Alman işletmelerinin de büyümesi demektir. Alman firmaları, Çengdu’daki ortaklığımıza milyonlarca sipariş gönderiyor…”

Dünyanın en büyük ihracatçısı Çin (BBC)

admin ·  10 January 2010

BBC

“…Çin’in bu yıl Japonya’yı geçerek dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geleceği tahmin ediliyor

Geçen yılın ilk 11 ayında, Çin’in ihracat değeri 1,07 trilyon doları bulurken; Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip ülkesi olan Almanya’nın ihracatı, 1,05 trilyon dolarda kaldı.

Çin’in ihracat şampiyonluğu, Almanya’nın 9 Şubat’ta, 2009′un tamamı için ticaret rakamlarını açıklamasıyla kesinleşecek.

Ancak uzmanlar Aralık ayı rakamlarının, bu sıralamayı değiştirecek kadar farklı olmasını beklemiyorlar.

Bu gelişmenin, başka kurumlarca da doğrulanması halinde, Çin’in küresel konumunu daha da güçlendirmesi bekleniyor.

Alman ekonomisinde tablo

Zira Çin’in bu yıl, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumundaki Japonya’nın yerini alması bekleniyor.

Ekonomi uzmanları, hükümetin Çin ekonomisine aktardığı büyük ölçekteki kaynakların, Çin’in küresel resesyondan çıkmasına yardımcı olduğu görüşünde.

Gerek Almanya gerekse Çin’de ekonomik büyüme ihracata dayanıyor.

Bazı çevreler bu durumun küresel bazda yaşanan dengesizliklere de katkısı olduğunu savunarak Almanları daha fazla tüketmeye, Çinli yetkilileri de para birimi Yuan’ın dolar karşısında serbestçe hareket etmesine izin vermeye çağırıyor.

Öte yandan Almanya’nın Kasım ayı ihracatı, art arda üç ay boyunca yükseldikten sonra, Ekim ayına kıyasla yüzde 1,6 artarak, 70,6 milyar Euro’ya; bir başka deyişle 101 milyar ABD dolarına ulaştı.

Bu artış, Almanya’da inişli çıkışlı bir tablo sergileyen ekonomik iyileşme sürecine ilişkin kaygıları da hafifletmişe benziyor.

Aynı zamanda ithalat rakamları yüzde 5,9 düşerek 53,4 milyar Euro’ya geriledi.

Bu durum Almanya’nın dış ticaret fazlasını son 17 ayın en yüksek seviyesine taşıdı.

Çin yurtdışına elektronik araçlar ve tekstil ürünleri; Almanya ise otomobil, kimyasal ürünler ve özel makine parçaları ihraç ediyor.

Avrupa’nın en büyük ekonomisi konumunda olan Almanya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşadığı en büyük resesyondan çıkmaya başlarken, ekonomisinin 2009 yılında yüzde 5 oranında küçüldüğü tahmin ediliyor.

Almanya Merkez Bankası, 2010 yılı için büyüme rakamlarını yüzde 1,6 olarak öngörüyor.

Geçen yıl yüzde 8′in üzerinde büyüme kaydettiği düşünülen Çin ise 2010 için yüzde 9,5 büyüme bekliyor…”

ABD stratejik ortağı Türkiye’yi kaybediyor (FT)

admin ·  6 January 2010

Financial Times

ABD, 1945 yılından bu yana kendini özgür dünyanın lideri olarak gösterse de, Obama yönetiminin son zamanlarda karşılaştığı beklenmedik olaylar sonucu gelişmekte olan dünyada Türkiye, Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi dört büyük ve stratejik olarak önemli demokrasiyi kaybetti. Bu ülkeler yüzünü Çin’e döndü.

Financial Times (FT) gazetesinde, gelişmekte olan dünyanın en büyük ve stratejik açıdan en önemli dört demokrasisi, Türkiye, Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya’nın giderek Amerikan politikasıyla daha fazla ters düştüğü belirtildi.

Gazetenin dış politika baş yazarı Gideon Rachman’ın imzasını taşıyan makalede aynı zamanda, bu ülkelerin büyük uluslararası sorunlarda ABD’nin yanında yer almak yerine, Çin ve İran gibi otoriter güçlerden yana taraf oldukları değerlendirmesi yapıldı.

ABD, böyle bir şey yaşamayı beklemediği için durumun farkına varamadı.

Dünya demokrasilerinin doğal olarak ABD’yle aynı saflarda yer alacağı şeklindeki varsayımın doğru çıkmadığını belirten gazete, bunun son örneğinin Kopenhag iklim zirvesinde yaşandığını belirtti ve Obama yönetiminin iklim zirvesinin son gününde Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’ı ikna etmeyi başaramadığını kaydetti.

Haber analizde ABD Başkanı Barack Obama’nın iklim zirvesinin son gününde masada kendisine yer açmak için sıkışan Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan liderlerinin, ABD yerine Çin ile derin görüşmeler içinde olmasını şaşkınlıkla karşılamış olabileceği belirtildi.

TÜRKİYE GÜVENİLİR BİR MÜTTEFİK DEĞİL

Kopenhag’da yaşanan görüş ayrılığının önemli olmakla birlikte “asıl sorun”un yanında bir hiç kaldığını savunan Rachman, “Büyük Ortadoğu, Latin Amerika, Afrika ve Asya’nın en önemli demokrasileri olan Türkiye, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’a bakıldığında, bu ülkelerin hiçbiri ABD’nin veya ‘demokrasi topluluğu’nun güvenilir müttefikleri olarak kabul edilemezler” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’nin bir zamanlar Soğuk Savaş döneminde Amerika’nın çok önemli bir müttefiği olduğu hatırlatılan makalede şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye daha sonra tek laik, Batı yanlısı Müslüman demokrasi haline geldi. Ama artık Batı’nın güvenilir bir ortağı değil. ABD’nin Irak işgalinden beri yapılan kamuoyu yoklamaları bu ülkede büyük bir Amerikan karşıtlığının bulunduğunu gösteriyor. Ilımlı İslamcı AKP hükümeti Hamas, Hizbullah ve İran gibi Amerika’nın bölgedeki düşmanlarıyla ilişkiye giriyor ve İsrail’e karşı gittikte artan bir şekilde düşmanca tavır alarak Amerikalıları ürkütüyor.”

Bu gelişmenin altında ise Türkiye, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’ın beyaz, zengin Batı dünyasının dışında kalmış gelişmekte olan ülkeler olma kimliklerinin demokratik kimliklerine ağır basması yatıyor.

YENİ DOST ÇİN

Türkiye’deki Ak Parti dahil olmak üzere dört ülkenin de kendilerini içerde sosyal adaletin, dışarıda ise eşit bir küresel düzenin savunucusu olarak gören hükümetler tarafından yönetildiğini kaydeden gazete, “Ancak bu hükümetler bir yandan da küresel kapitalizme ve ABD’ye kuşkuyla bakıyorlar” diye yazdı.

Rachman, bu ülkelerin gözünde Obama’nın George W. Bush’a göre büyük bir ilerleme olarak görülmekle birlikte, hâlâ bir Amerikalı olduğunun unutulmadığını belirterek, Türkiye, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’ın kendilerini ABD’den çok, son yıllarda yükselen Çin’e yakın hissettiklerini ileri sürdü.

Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
Copy Guarded by IamShekhar's WP-CopyGuard.