Çin ABD tahvillerinden vazgeçmiyor
Yazan : Sadi KAYMAZ · 9 Mart 2010
Elinde bulundurduğu döviz rezervi bakımından dünyada ilk sırada yer alan Çin’in ABD tahvillerine ilgisi devam ediyor. Ancak, Asya devi altın rezervlerini artırmak konusunda o kadar istekli değil.
Çin Döviz İdaresi (SAFE) Başkanı Yi Gang, bu sabah yaptığı bir basın toplantısında, “ABD Hazine tahvili piyasası, bu alanda dünyanın en büyük piyasası konumunda. Bizim döviz rezervlerimiz de oldukça yüksek seviyede, bu durumu göz önünde bulundurduğunuzda ABD Hazine piyasasının bizim için önemini tahmin edebilirsiniz” dedi.
Çin ile ABD arasında gerginliğin tırmandığı bir dönemde, Pekin yönetimi elindeki ABD Hazine tahvillerini satmaya başlamıştı. Çin’den gelen satışlar sonrasında Japonya, ABD’ye en çok borç veren ülke haline gelmişti.
ABD Hazine Bakanlığı’nın verilerine göre, Çin’in elinde tuttuğu hazine tahvillerinin toplam değeri Aralık ayı itibariyle 757 milyar 300 milyon dolara gerilemişti.
Analistler, Çin’in ABD Hazine tahvili satışlarını bu ülkeye gönderilen ekonomik ve politik anlamda ince bir mesaj olarak değerlendirmişti. Uzmanlar, Çin’in elindeki rezervleri kullanarak, yuanın değeri, ticaret politikaları ve insan hakları konusunda kendisini eleştiren ABD’ye karşı ekonomik silahını çektiğini belirtmişti.
Yi bunun yanı sıra, Çin’in ABD Hazine tahvili piyasasındaki varlığının siyasi bir futbol maçı şeklini almayacağını da belitti ve ülkesinin bu anlamda kısa dönemli kur spekülasyonu peşinde olmadığını da sözlerine ekledi.
SAFE Başkanı, “Bu bir piyasa yatırımı olarak görülmeli ve bunun siyasi hal almasını istemiyorum… Biz sorumluluk sahibi bir yatırımcıyız ve yatırımlarımızı gerçekleştirirken kazan-kazan politikasına odaklanırız” dedi.
ALTINA TALEP YOK
Diğer taraftan Yi, sahip oldukları bin tondan fazla altın rezervini artırma konusuna ise pek istekli olmadıklarını sözlerine ekledi.
Geçen 30 yıllık sürecin, altının iyi bir yatırım aracı olmadığını gösterdiğini söyleyen Yi, bu metalde alım yapmalarının sadece fiyatları yukarı çekeceğini belirtti.
YUMURTALAR AYNI SEPETTE DEĞİL
Çin’in elinde bulundurduğu yüksek miktardaki yabancı rezerv kaynağı, ülkenin portföyünde gerçekleştireceği küçük bir politika değişikliğini dahi küresel yatırımcılar için önemli hale getiriyor.
Bankacılar, Çin’in elindeki rezervlerin üçte ikilik kısmını dolar cinsinden varlıklarda tuttuğunu tahmin ediyor. Ancak Yi, ülkenin tüm yumurtaları aynı sepete koymadığına vurgu yaparak, rezervlerini euro, yen ve gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinden oluşan geniş bir varlık yelpazesinde tuttuklarını belirtti.
Konuşmasında yuanın değerlendirilmesi konusundaki baskıya da değinen Yi, güçlü yuan baskısının, ülkedeki cazip faiz oranları ve yabancı sermaye girişindeki artış nedeniyle bu yıl da devam edeceğine dikkat çekti.
Çin, küresel krizin derinleştiği 2008 yılında ihracatta avantaj sağlamak için dolar/yuan paritesini 6.83 seviyesinde sabitlemişti. Pekin yönetimi, aldığı bu karar dolayısıyla başta ABD olmak üzere birçok ülke tarafından uluslararası ticarette dengesizliğe neden olduğu için eleştirilmişti.
Dolaylı krediler Çin’de kriz riskini tetikliyor
Yazan : Sadi KAYMAZ · 4 Mart 2010
Çin’de dolaylı kredilerin miktarındaki artış, dünyanın en büyük üçüncü ekonomisindeki finansal kriz tehlikesinin arttığına işaret ediyor.
Bloomberg’de yayımlanan bir haber analizde, ABD’nin Northwestern Üniversitesi’nde görevli Ekonomi Profesörü Victor Shih’in yaptığı araştırmalara yer verilerek, Çin’in kısa dönemde karşı karşıya kalabileceği risk mercek altına alındı.
Shih, Çin’de yerel yönetimler tarafından projelerine kaynak bulmak için kurulan yatırım şirketlerinin aldığı dolaylı kredilerin, 2011 yılında kamu borç stokunun gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranını yüzde 96 gibi yüksek bir seviyeye yükseltebileceğini uyarısında bulundu.
Yerel yönetimler tarafından kurulmuş yaklaşık 8 bin kuruluşun kredi işlemlerini inceleyen Shih borçlanmadaki bu artışı değerlendirirken, “En kötü senaryo, 2010 yılında büyük çaplı bir finansal krizin yaşanmasıdır” dedi.
Aynı zamanda “Çin’deki hizipler ve finansman” adlı kitabın da yazarı olan Shih, böyle bir durumda ekonomideki gerilemenin en az iki yıl süreceğini uyarısında da bulundu.
KÖTÜ TAHMİNLER ARTTI
Çin’in geleceğiyle ilgili yapılan bu kötümser tahminin, son dönemde artan benzer öngörülerden sonra gelmesiyle de dikkat çekici bulunuyor.
Harvard Üniversitesi’nde görevli Ekonomi Profesörü Kenneth Rogoff, bundan kısa bir süre önce borçlanmayla şişen varlık balonlarının Çin için tehlike sinyali olduğunu söylemişti. Rogoff, bu durumun önümüzdeki on yıl içinde bölgede bir resesyon yaşanmasına neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.
Benzer şekilde varlık balonlarının tehlikesine işaret eden hedge fon yöneticisi James Chanos da, konut piyasasında yapılan aşırı yatırımların sonrasında çöküş yaşanacağını tahmininde bulunmuştu.
Shih tarafından yapılan hesaplamaya göre, Çin’in borç yükünün 2011 yılında 5.8 trilyon dolara yükselme olasılığı bulunuyor.
Çin, küresel krizin etkilerini hafifletmek için 2008 yılının sonunda kredi kullanımının artması için önlemler almıştı. Kredi talebi, beklenenden yüksek gerçekleşmiş ve 2009 yılında rekor kırarak 1.4 trilyon dolar seviyesinde gerçekleşmişti.
Pekin yönetimi, enflasyondaki artış ve varlık balonu riskiyle son dönemde kredi kullanımını kısıtlamak için çeşitli önlemler almıştı. Bazı büyük bankaların, rezerv karşılık oranların artırması bunlardan başlıcası olmuştu.
Bununla birlikte konuya yakın kaynakların verdiği bilgiye göre, Çin Bankacılık Düzenleme Kurumu da, yerel yönetimlere dolaylı yoldan aktarılan kredilerin geri ödeme riski taşıyıp, taşımadığının incelenmesini istedi.
Çinliler Hummer’ı kaderiyle baş başa bıraktı
Yazan : Sadi KAYMAZ · 4 Mart 2010
Çin’de bile adı pek duyulmayan ağır iş ve yol makinaları üreticisi Tengzhong, GM ile Hummer’ın satışı konusunda anlaştığında, kaşlar da yukarı kaldırılmıştı!
Amerika’da satışları %85 düşen yakıt canavarının yaşam şansı sorgulanırken, bir taraftan da Çin’in giderek ağır basan temiz enerji politikaları duruyordu.
Nitekim, Amerikan General Motors ile Çinli Sichuan Tenghong arasındaki Hummer’ın satışı anlaşması çöktüğü haberleri geçen hafta yayıldı.
Tengzhong, GM’den Hummer’ı satın almak için yaptıkları teklifi geri çektiklerini açıkladı. Açıklamada, Çinli otoritelerin anlaşmanın onayını gerekli süre içinde gerçekleştirmemesi nedeniyle teklifin geri çekildiği ve anlaşmadan GM ile karşılıklı görüşmeler çerçevesinde vazgeçildiği belirtildi. Tengzhong, GM’ile Hummer’ın markası, yönetici kadrosu, lisans hakları, bayileri ve üretim anlaşmalarını kapsayan satışı konusunda anlaşmaya varmıştı.
Çin’in yeni gelişen çevre ve enerji hassasiyetlerinin Hummer’ın sonunu hazırladığı açık.
Yeniden yapılanma çabası içindeki General Motors (GM), elden çıkartma olasılığının düşük olması nedeniyle muhtemelen Hummer’ı kapatacak.
GM’den yapılan ilk açıklamada, şimdiye kadar satılmış olan araçların garantilerinin geçerli olduğu, kullanıcılara yedek parça ve servis hizmeti sağlanmaya devam edileceği belirtilmişti.
Karikatür: Şanslıyız…
Yazan : Sadi KAYMAZ · 2 Mart 2010
Amerikan yüzyılından sonra Çin yüzyılı!
Yazan : Sadi KAYMAZ · 26 Subat 2010
İngiliz, Amerikan ve Çin yüzyılları! Öncesi de var, sonrası da olacağı gibi…
İmparatorluk ya da süper güçlerin en büyük dayanağı şüphesiz ekonomi. Avrupa ve Doğu Asya tarihin en büyük yıkımlarını yaşarken, dünyanın üretim üsleri haline gelen ABD ve Sovyetler geçen yüzyıla damga vurmuştu. Üretim, yani ekonomi, aynı zamanda ülkelerin askeri, siyasi, teknolojik ve kültürel güçlerinin çapını da çiziyor.
Nitekim, Çin’de de ekonomi önden giderken, Çin’in diplomasisini, ordusunu ve teknolojik kabiliyetlerini de yukarı doğru çekiyor.
Öte yandan, Çin elbette süper güç olmaktan şimdilik uzak. Ancak süper güç olma yolunda ilerlediği de şüphesiz. Bu noktada, ekonomileri 5 trilyon doları aşarak başa baş haline gelen Çin ile Japonya’ya biraz göz atmakta fayda var.
Son 40 yıldır ABD ekonomisini takip eden Japonya, Çin ekonomisi tökezlemediği takdirde bu yıl yerini Çin’e bırakacak.
Çin, Japonya’dan 20 kat daha fazla toprağa, 10 kat fazla nüfusa sahip. Sahip oldukları tabii kaynakların mukayesesi bile mümkün değil.
Japonlar kişi başı 40 bin dolardan fazla gelir seviyesine sahipken, Çinliler 4 bin doları yeni aşıyor.
Japonya mucizesinin arkasında ise verimlilik yatıyor. Japonlar 1 litre petrol ile 10 dolarlık değer yaratırken, Çinliler kullandıkları her 1 litre petrolden 2 dolarlık değer bile çıkartamıyor.
Buna karşın, tarihin en zor ekonomik mucizesini yaratan çalışkan insanların ülkesi Japonya artık limitlerine ulaşmış durumda. Buna karşın, Çin değişiyor. Daha doğru bir anlatımla, dünyanın en dinamik ülkesi olarak durmaksızın dönüşüyor. Çin’in dinamizmi, 10 yıl önce öbür süper güç adayı gösterilen Hindistan’ı cüce bırakacak kadar büyük. (Örneğin Çin’in bir kaç eyaleti bile Hindistan kadar üretiyor…)
Türkiye bu dönüşümün yeni yeni farkına varırken, ülkelerinin küresel ekonomideki etkisinin azaldığına inanan ABD’liler, çoktandır 21’inci yüzyıla yön verecek ülkenin Çin olduğunu düşünüyor. Hürriyet gazetesinden:
Washington Post gazetesinin ABC News kanalıyla ortaklaşa gerçekleştirdiği bir ankete katılanların yarısına yakını, ekonomik açıdan ABD ile Çin’in başa baş yarışacağına inanırken, ülkelerinin dünya meselelerindeki etkinliğini kaybettiğini düşünüyor.
ABD ile Pekin arasındaki gerilimin had safhaya çıktığı bir dönemde açıklanan anket, ülkedeki diğer araştırma şirketleri Gallup, Pew Research Center’in son çalışmalarıyla paralellik gösterdi.
Bu anketlerinin sonucunda da, ABD’lilerin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma yolunda önemli adımlar atan Çin’in bu yükselişinden büyük endişe duyduklarını ortaya çıkarmıştı.
Washington Post, anketin sonuçlarına yönelik hazırlanan bir haberde, ABD’lilerin dünyanın en güçlü ekonomisi olduğu yönündeki fikirlerini geçen on yıl içinde değiştirdiklerine dikkat çekildi.
ABD’liler 2000 yılında yine Gallup’ın yaptığı bir araştırmada dünyanın en güçlü ekonomisi olarak kendi ülkelerini gösteriyordu. Ancak son anketler Çin ile ABD’nin bu unvan için kıyasıya yarıştığını ortaya koydu.
KORUMACILIĞI DESTEKLİYORLAR
Analistler ise ABD’lilerin Çin’in yükselişinden pek memnun olmamalarının iki ülke arasındaki ilişkilere etki edebileceğini düşünüyor. Anket sonuçları ise vatandaşların ticari korumacılığı desteklediğini gösteriyor.
ABD’liler aynı zamanda ülkelerindeki Çinli çalışan sayısının artmasından da şikâyetçi. Washington Post’un çalışmasına katılanlardan biri olan Annetta Jordan, ekonomik gücün ülkesinden Çin’e geçişine kendi gözleriyle şahit olduğunu söylüyor.
Jordan, 1990’lı yılların başında çalıştığı cep telefonu fabrikasına Çinli çalışan akını yaşandığını ve bir noktadan sonra kendilerini bu kişileri eğitirken bulduklarını söylüyor.
Jordan aynı zamanda “Bütün zenginliğimizi Çin’e aktarıyoruz. Bu bizim için hiç de iyi bir şey değil” diyor.
JAPONYA’DAN SONRA ÇİN
Pew Araştırma Merkezi Başkanı Andrew Kohut, şu anda Çin için endişeli olan ABD’lilerin bundan 30 yıl önce de benzer endişeleri Japonya için benimsediklerine dikkat çekiyor. Kohut, “Japon bir şirket Rockefeller Center’i satın aldığında, bütün ABD’liler çılgına dönmüştü. O zaman yaptığımız anketlerde, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomisi olup olmayacağını sorduğumuzda, katılımcıların hemen hemen hepsi “evet” cevabını vermişti” diyor.
Johns Hopkings Uluslararası İlişkiler Okulu öğretim üyesi profesörü Davd M. Lampton, ABD’lilerin kendi ülkelerinden memnun olmadığı zamanlarda diğer ülkelerden de tedirgin olduğuna dikkat çekiyor ve “Böyle zamanlarda korumacılık baskılarını artırırlar. Bu gelişmeler ABD ile Çin arasındaki ilişkiye zarar verir. ABD’liler her zaman ülkelerine zarar verecek büyük, hızlı değişen ve sonunu tam olarak kestiremedikleri şeylerden tedirgin olmuşlardır. Çin de bütün bu tanımlamalara uyuyor” diyor. … >>>!
Çin’de yabancı yatırımlar 6 aydır çıkışta
Yazan : Sadi KAYMAZ · 24 Subat 2010
Çin’e giren doğrudan yabancı yatırımlar üst üste altıncı ay artış gösterdi.
Çin Ticaret Bakanlığı (MOFCOM), doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının geçen ay yüzde 7,8 artarak 8,13 milyar dolara çıktığını açıkladı. Geçen yılın ikinci yarısında toparlanan yabancı yatırımlar, böylece üst üste 6′ıncı aylık yükselişi kaydetti.
MOFCOM’un internet sayfasından yaptığı açıklamada, geçen yıl kuruluşu onaylanan yabancı sermayeli şirketlerin sayısının yüzde 24,7 artarak 1866′ya çıktığı belirtildi. Yabancı yatırımların yüzde 48,7’sinin ise imalat sektörüne aktığı bildirildi.
Çin, son otuz yılda 852,6 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekti. Ulusal İstatistik Bürosunun yayınladığı verilere göre, 1979 yılında Çin’e giren Amerikan sermayesinin tutarı sadece 80 bin dolardı. Amerikan yatırımları, 2000 yılında 40,7 milyar dolara, 2008 yılında ise 92,4 milyar dolara ulaştı.
Çin’in dövizleri Amerikan hisselerinde
Yazan : Sadi KAYMAZ · 20 Subat 2010
Amerikan hazinesinin en büyük 2′inci kreditörü Çin, ABD’de listelenen dev şirketlere de ortak oldu.
Çin’in döviz rezervlerinin 300 milyar dolarlık kısmını yöneten Çin Yatırım Kurumu’nun (CIC) ABD borsalarında listelenen 84 şirketin hisse senetlerine geçen yıl yatırım yaptığı açıklandı. Egemen varlık fonu statüsünde bulunan CIC’nin ortak olduğu şirketler arasında Apple, Coca Cola, Motorola, Visa gibi sembol Amerikan şirketleri de bulunuyor. Amerikan Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun raporuna göre, CIC’nin elinde yatırım kuruluşu Morgan Stanley’ye ait 1,77 milyar dolarlık hisse senedi bulunuyor. CIC, Amerikan finansal yönetim kuruluşu Blackrock hisselerinin de 714 milyon dolarlık kısmını elinde tutuyor.
Çin Yatırım Fonu (CIC) Başkanı Lou Jiwei, geçen ay Asya Finans Forumu’nda yaptığı konuşmada, ABD’de yatırım yapan Çinli kurumlara yönelik incelemelerin gevşetilmesini istedi. Lou, Amerikan şirketlerinden biri ile yatırım anlaşmasına vardıklarını, buna karşın anlaşmanın çeşitli makamların onayını beklediğini belirterek, “ABD’nin dış yatırımlara yönelik bürokrasiyi azaltıp azaltamayacağını merak ediyoruz, sadece eşit muamele istiyoruz” diyerek ayrımcılıktan yakındı.
CIC, ABD’nin en büyük rüzgar enerjisi şirketlerinden AES Corporation ile yüzde 15′lik hissesinin 1,85 milyar dolara satışı konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Çinliler ‘Kaplan’ yılından umutlu
Yazan : Sadi KAYMAZ · 19 Subat 2010
Çin’de halkın çoğunluğu yeni girilen Kaplan yılında gelir artışı sağlayacağına inanıyor. En çok bilgisayar almayı istiyor, çıldıran ev fiyatlarından endişe ediyor.
Guangming Daily gazetesinde yayımlanan haberde, ülke çapında 100 bin aile ile yapılan dev ankette her 10 Çinli’den 6’sının 2010′da gelir artışı beklediği kaydedildi. Ulusal İstatistik Bürosu (NBS), devlet televizyonu CCTV ve Posta Kurumu’nun ortaklaşa gerçekleştirdiği ankete göre, gelir artış beklentileri en yüksek olanlar arasında turizm merkezi Hainan tepeye çıktı.
Öte yandan, ankete katılanların 2010′da satın almayı en çok istedikleri ürün ‘bilgisayar’ oldu. Bilgisayarı tatile çıkmak ve otomobil almak gibi istekler takip etti. Otomobil satın almak isteyenlerin yüzde 65′i ise, aracın maliyetinin 15′bin doları aşmaması gerektiğini belirtti.
Anket sonuçlarına göre, Çinlilerin en çok rahatsız olduğu konuların başında ise aşırı yükselen ev fiyatları yer alıyor.
NBS verilerine göre, Çin’de kentte yaşayanların kişi başı harcanabilir geliri geçen yıl yüzde 8,8 artarak, 17 bin yuane (2510 dolar) yükseldi. Kırsal kesimde yaşayanların harcanabilir geliri ise yüzde 8,2′lik artışla 5 bin 150 yuane (369 dolar) çıktı.
Yatırımcılar dikkatli olmalı
Hong Kong merkezli ünlü yatırım kuruluşu CLSA, geçen haftasonu ay takvimine göre yeni başlayan Kaplan Yılı’nın yatırımcıları nasıl etkileyeceğine ilişkin geleneksel raporunu yayımladı. Raporda, Kaplan Yılı’nın kazanç potansiyelinin yanında riskleri de beraberinde getirdiği belirtilerek, “Kaplan yılları köklü değişiklikler, hatta çalkantıları da simgeler. Tıpkı kaplanın kendisi gibi enerji dolu ve güçlüdür. Aynı zamanda da atılgan ve riskli!” denildi.
Özellikle Hong Kong’lı yatırımcıların büyük ilgiyle takip ettiği geleneksel raporda, kaplan yılının beş geleneksel elementten biri olan “metaller” ile özdeşleştiği belirtilerek, 2010′da altın fiyatlarının 2 bin doların üstüne çıkabileceği iddia edildi. Buna karşın, geleneksel elementlerden “su” ile uyuşmadığı hatırlatılarak, gemicilik gibi su ile ilintili sektörleri zor bir yılın beklediği ileri sürüldü.
Rapor, kaplan yılının At Yılı’nda doğanlara “uğur” getirdiğini kaydederek, Çin’in en zengin adamı Wang Chuanfu’nun talihinin daha da açılacağını iddia etti.
Kuruluşun 16 yıldır yayımladığı raporun geçen yılki sayısında, altın fiyatlarının bin doları aşacağı doğru tahmin edilmişti. Raporları merakla takip eden yatırımcılar, geçen yıl ekonomik krizle boğuşan Barrack Obama’nın geride kalan Boğa Yılı’nın azizliğine uğradığını iddia etmişti.
Yazan: Sadi Kaymaz
Çin bu kez geçildi!
Yazan : Sadi KAYMAZ · 18 Subat 2010
Çin – ABD gerginliği artarken, Pekin yönetimi Amerikan hazine tahvillerini 34,2 milyar dolar azalttı. Japonya Amerika’nın en büyük kreditörü oldu.
ABD Hazine Bakanlığı’nın yayımladığı raporuna göre, Çin’in elinde tuttuğu hazine tahvillerinin toplam değeri Aralık ayı itibariyle 757 milyar 300 milyon dolara indi. Çin’in tahvil stoklarında bir önceki aya göre kaydedilen 34,2 milyar dolarlık düşüş, son 10 yılın en büyük azalışı oldu.
Çin’in aksine hazine senetleri almaya devam eden Japonya’nın toplam tahvil stoku ise 11,5 milyar dolarlık artışla toplam 768 milyar 800 milyon dolara çıktı. Japonya, böylece 15 ay önce kaybettiği Amerikan hükümetine en çok borç veren ülke olma ünvanını geri aldı.
Çin’in büyük çaplı tahvil satışı, son aylarda Pekin – Washington ilişkilerinde görülen kötüleşme döneminde gerçekleşti. Pekin yönetimi, ABD’nin artan bütçe açığına ilişkin endişelerini de dile getiriyordu.
WASHİNGTON’A İNCE MESAJ
Bazı analistler, Çin’in Obama yönetimine karşı kredi kozunu oynamaya başlamış olabileceğine işaret ediyor.
Cornell Üniversitesi profesörlerinden ve IMF’nin eski Çin şefi Eswar Prasad, Çin’in Obama’ya politik mesaj göndermek istemiş olabileceğine ilişkin değerlendirmesinde, Çin’in son aylardaki belirgin hazine tahvilleri satışları ABD’ye gönderilen ince bir ekonomik ve politik bir mesaj da olabilir. Çinli liderler, rezervlerini kullanarak döviz kuru ve ticaret politikaları ile insan hakları konusunda söylevler veren ABD’ye baskı uygulamaya çalışıyor diye konuştu. (Milliyet,Hürriyet)
Yazan: Sadi Kaymaz
Çin ile Avustralya serbest ticareti konuşacak
Yazan : Sadi KAYMAZ · 18 Subat 2010
Çin ile Avustralya daha önce askıya alınan serbest ticaret görüşmelerine geri dönme kararı aldı.
China Daily gazetesinin Avustralya Ticaret Bakanı Simon Crean’e dayandırdığı habere göre, iki ülke 1,5 yıl önce askıya aldıkları serbest ticaret görüşmelerini bu ay yeniden başlatacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Crean, “Siyasi iradenin mevcut olduğuna inanıyorum. Buna karşın müzakerelerin önündeki en zorlu konu tarım” diye konuştu.
Avustralya, Çin’in Yeni Zelanda ile gerçekleştirdiği serbest ticaret anlaşmasının tarımla ilgili düzenlemelerinden daha azına razı olmayacağını belirtiyor. Çin ise, tarımsal ithalatta olası bir patlamanın çiftçilere vereceği zarardan endişe ediyor.
İki ülkenin 2005′te başladıkları serbest ticaret görüşmeleri 2008 sonunda askıya alınmıştı.
Çin, Avustralya’nın en büyük ticari ortağı konumunda bulunuyor. İki ülkenin dış ticareti geçen yıl 68 milyar doları aştı. Çin, ekonomisi için hayati öneme sahip demir cevheri ve kömür ithalatı için ise 20 milyar doların üstünde harcama yaptı.






