Çinliler Hummer’ı kaderiyle baş başa bıraktı
Yazan : Sadi KAYMAZ · 4 Mart 2010
Çin’de bile adı pek duyulmayan ağır iş ve yol makinaları üreticisi Tengzhong, GM ile Hummer’ın satışı konusunda anlaştığında, kaşlar da yukarı kaldırılmıştı!
Amerika’da satışları %85 düşen yakıt canavarının yaşam şansı sorgulanırken, bir taraftan da Çin’in giderek ağır basan temiz enerji politikaları duruyordu.
Nitekim, Amerikan General Motors ile Çinli Sichuan Tenghong arasındaki Hummer’ın satışı anlaşması çöktüğü haberleri geçen hafta yayıldı.
Tengzhong, GM’den Hummer’ı satın almak için yaptıkları teklifi geri çektiklerini açıkladı. Açıklamada, Çinli otoritelerin anlaşmanın onayını gerekli süre içinde gerçekleştirmemesi nedeniyle teklifin geri çekildiği ve anlaşmadan GM ile karşılıklı görüşmeler çerçevesinde vazgeçildiği belirtildi. Tengzhong, GM’ile Hummer’ın markası, yönetici kadrosu, lisans hakları, bayileri ve üretim anlaşmalarını kapsayan satışı konusunda anlaşmaya varmıştı.
Çin’in yeni gelişen çevre ve enerji hassasiyetlerinin Hummer’ın sonunu hazırladığı açık.
Yeniden yapılanma çabası içindeki General Motors (GM), elden çıkartma olasılığının düşük olması nedeniyle muhtemelen Hummer’ı kapatacak.
GM’den yapılan ilk açıklamada, şimdiye kadar satılmış olan araçların garantilerinin geçerli olduğu, kullanıcılara yedek parça ve servis hizmeti sağlanmaya devam edileceği belirtilmişti.
Amerikan yüzyılından sonra Çin yüzyılı!
Yazan : Sadi KAYMAZ · 26 Subat 2010
İngiliz, Amerikan ve Çin yüzyılları! Öncesi de var, sonrası da olacağı gibi…
İmparatorluk ya da süper güçlerin en büyük dayanağı şüphesiz ekonomi. Avrupa ve Doğu Asya tarihin en büyük yıkımlarını yaşarken, dünyanın üretim üsleri haline gelen ABD ve Sovyetler geçen yüzyıla damga vurmuştu. Üretim, yani ekonomi, aynı zamanda ülkelerin askeri, siyasi, teknolojik ve kültürel güçlerinin çapını da çiziyor.
Nitekim, Çin’de de ekonomi önden giderken, Çin’in diplomasisini, ordusunu ve teknolojik kabiliyetlerini de yukarı doğru çekiyor.
Öte yandan, Çin elbette süper güç olmaktan şimdilik uzak. Ancak süper güç olma yolunda ilerlediği de şüphesiz. Bu noktada, ekonomileri 5 trilyon doları aşarak başa baş haline gelen Çin ile Japonya’ya biraz göz atmakta fayda var.
Son 40 yıldır ABD ekonomisini takip eden Japonya, Çin ekonomisi tökezlemediği takdirde bu yıl yerini Çin’e bırakacak.
Çin, Japonya’dan 20 kat daha fazla toprağa, 10 kat fazla nüfusa sahip. Sahip oldukları tabii kaynakların mukayesesi bile mümkün değil.
Japonlar kişi başı 40 bin dolardan fazla gelir seviyesine sahipken, Çinliler 4 bin doları yeni aşıyor.
Japonya mucizesinin arkasında ise verimlilik yatıyor. Japonlar 1 litre petrol ile 10 dolarlık değer yaratırken, Çinliler kullandıkları her 1 litre petrolden 2 dolarlık değer bile çıkartamıyor.
Buna karşın, tarihin en zor ekonomik mucizesini yaratan çalışkan insanların ülkesi Japonya artık limitlerine ulaşmış durumda. Buna karşın, Çin değişiyor. Daha doğru bir anlatımla, dünyanın en dinamik ülkesi olarak durmaksızın dönüşüyor. Çin’in dinamizmi, 10 yıl önce öbür süper güç adayı gösterilen Hindistan’ı cüce bırakacak kadar büyük. (Örneğin Çin’in bir kaç eyaleti bile Hindistan kadar üretiyor…)
Türkiye bu dönüşümün yeni yeni farkına varırken, ülkelerinin küresel ekonomideki etkisinin azaldığına inanan ABD’liler, çoktandır 21’inci yüzyıla yön verecek ülkenin Çin olduğunu düşünüyor. Hürriyet gazetesinden:
Washington Post gazetesinin ABC News kanalıyla ortaklaşa gerçekleştirdiği bir ankete katılanların yarısına yakını, ekonomik açıdan ABD ile Çin’in başa baş yarışacağına inanırken, ülkelerinin dünya meselelerindeki etkinliğini kaybettiğini düşünüyor.
ABD ile Pekin arasındaki gerilimin had safhaya çıktığı bir dönemde açıklanan anket, ülkedeki diğer araştırma şirketleri Gallup, Pew Research Center’in son çalışmalarıyla paralellik gösterdi.
Bu anketlerinin sonucunda da, ABD’lilerin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma yolunda önemli adımlar atan Çin’in bu yükselişinden büyük endişe duyduklarını ortaya çıkarmıştı.
Washington Post, anketin sonuçlarına yönelik hazırlanan bir haberde, ABD’lilerin dünyanın en güçlü ekonomisi olduğu yönündeki fikirlerini geçen on yıl içinde değiştirdiklerine dikkat çekildi.
ABD’liler 2000 yılında yine Gallup’ın yaptığı bir araştırmada dünyanın en güçlü ekonomisi olarak kendi ülkelerini gösteriyordu. Ancak son anketler Çin ile ABD’nin bu unvan için kıyasıya yarıştığını ortaya koydu.
KORUMACILIĞI DESTEKLİYORLAR
Analistler ise ABD’lilerin Çin’in yükselişinden pek memnun olmamalarının iki ülke arasındaki ilişkilere etki edebileceğini düşünüyor. Anket sonuçları ise vatandaşların ticari korumacılığı desteklediğini gösteriyor.
ABD’liler aynı zamanda ülkelerindeki Çinli çalışan sayısının artmasından da şikâyetçi. Washington Post’un çalışmasına katılanlardan biri olan Annetta Jordan, ekonomik gücün ülkesinden Çin’e geçişine kendi gözleriyle şahit olduğunu söylüyor.
Jordan, 1990’lı yılların başında çalıştığı cep telefonu fabrikasına Çinli çalışan akını yaşandığını ve bir noktadan sonra kendilerini bu kişileri eğitirken bulduklarını söylüyor.
Jordan aynı zamanda “Bütün zenginliğimizi Çin’e aktarıyoruz. Bu bizim için hiç de iyi bir şey değil” diyor.
JAPONYA’DAN SONRA ÇİN
Pew Araştırma Merkezi Başkanı Andrew Kohut, şu anda Çin için endişeli olan ABD’lilerin bundan 30 yıl önce de benzer endişeleri Japonya için benimsediklerine dikkat çekiyor. Kohut, “Japon bir şirket Rockefeller Center’i satın aldığında, bütün ABD’liler çılgına dönmüştü. O zaman yaptığımız anketlerde, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomisi olup olmayacağını sorduğumuzda, katılımcıların hemen hemen hepsi “evet” cevabını vermişti” diyor.
Johns Hopkings Uluslararası İlişkiler Okulu öğretim üyesi profesörü Davd M. Lampton, ABD’lilerin kendi ülkelerinden memnun olmadığı zamanlarda diğer ülkelerden de tedirgin olduğuna dikkat çekiyor ve “Böyle zamanlarda korumacılık baskılarını artırırlar. Bu gelişmeler ABD ile Çin arasındaki ilişkiye zarar verir. ABD’liler her zaman ülkelerine zarar verecek büyük, hızlı değişen ve sonunu tam olarak kestiremedikleri şeylerden tedirgin olmuşlardır. Çin de bütün bu tanımlamalara uyuyor” diyor. … >>>!
Çin’in dövizleri Amerikan hisselerinde
Yazan : Sadi KAYMAZ · 20 Subat 2010
Amerikan hazinesinin en büyük 2′inci kreditörü Çin, ABD’de listelenen dev şirketlere de ortak oldu.
Çin’in döviz rezervlerinin 300 milyar dolarlık kısmını yöneten Çin Yatırım Kurumu’nun (CIC) ABD borsalarında listelenen 84 şirketin hisse senetlerine geçen yıl yatırım yaptığı açıklandı. Egemen varlık fonu statüsünde bulunan CIC’nin ortak olduğu şirketler arasında Apple, Coca Cola, Motorola, Visa gibi sembol Amerikan şirketleri de bulunuyor. Amerikan Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun raporuna göre, CIC’nin elinde yatırım kuruluşu Morgan Stanley’ye ait 1,77 milyar dolarlık hisse senedi bulunuyor. CIC, Amerikan finansal yönetim kuruluşu Blackrock hisselerinin de 714 milyon dolarlık kısmını elinde tutuyor.
Çin Yatırım Fonu (CIC) Başkanı Lou Jiwei, geçen ay Asya Finans Forumu’nda yaptığı konuşmada, ABD’de yatırım yapan Çinli kurumlara yönelik incelemelerin gevşetilmesini istedi. Lou, Amerikan şirketlerinden biri ile yatırım anlaşmasına vardıklarını, buna karşın anlaşmanın çeşitli makamların onayını beklediğini belirterek, “ABD’nin dış yatırımlara yönelik bürokrasiyi azaltıp azaltamayacağını merak ediyoruz, sadece eşit muamele istiyoruz” diyerek ayrımcılıktan yakındı.
CIC, ABD’nin en büyük rüzgar enerjisi şirketlerinden AES Corporation ile yüzde 15′lik hissesinin 1,85 milyar dolara satışı konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Çin bankalarına ‘Merkez’ sopası!
Yazan : Sadi KAYMAZ · 16 Subat 2010
Tabiri caizse, söz dinlemeyen Çin bankalarına yine sopa gösterildi: 2009 yılında zorunlu karşılıklara hiç dokunmayan Merkez, yeni yılın ilk iki ayı dolmadan ikinci artırıma gitti. Geçen ayki karşılık ve tahvil faizi artırımları, piyasaya kredi döken bankaları (1 haftada 100 milyar dolar) ay sonuna kadar durdurabildi. Şubat ayıyla birlikte, bankalar gaza yine yüklendi… Dampinge dur demek de Merkez Bankası’na (PBOC) düştü.
PBoC’nin internet sayfasından yapılan açıklamada, bankaların mevduatlar karşılığında merkez bankası nezdinde tutmak zorunda oldukları rezervlerin 50 baz puan artırıldığını bildirdi. Buna göre, büyük bankaların zorunlu rezerv oranları yüzde 16′dan 16,5′a, küçük bankalarınki ise yüzde 14′ten 14,5′e yükseltildi. Kararın 25 Şubat’tan itibaren geçerli olacağı belirtildi.
Çin’de piyasaların yeni yıl nedeniyle bir haftalık tatile girecek olmasının hemen öncesinde gelen açıklama sürpriz olarak algılansa da, PBOC’nin geçen ay para tabanın aşırı büyümesinin ardından geç kalmak istememesi doğal.
Çin hükümeti, 2010 yılında para tabanında yüzde 17 genişleme öngörüyor. Ocak ayına ait resmi verilere göre ise, para tabanında yüzde 26 artış kaydedildi.
Merkez bankasının Ocak ayında aldığı sıkılaştırıcı tedbirlere rağmen, bankaların geçen ay verdiği kredilerin hacmi 204 milyar dolara ulaştığı açıklandı.
Çin Merkez Bankası (PBoC), yılın ilk haftasında verilen kredilerin 100 milyar doları aştığına yönelik haberlerin ardından üst üste önlemler açıklamıştı. PBoC, sürpriz bir kararla 3 aylık tahvil faizlerini artırmasını takip eden birkaç günde, önce senelik gösterge faizlerinde artışa gitmiş, ardından da bankaların tutmak zorunda oldukları karşılık oranlarını yarım puan yükselttiğini açıklamış ve bazı devlet bankalarına kredileri durdurma talimatı vermişti.
Ocak ayının sonunda PBoC tarafından frenlenen bankaların 1 Şubat’tan itibaren kredi musluklarını yeniden gevşettikleri kaydediliyor. Geçen hafta Çin basınına yansıyan haberlerde, bankaların kendi aralarında aldıkları kararla daha önce onaylanan kredileri serbest bıraktıkları belirtilirken, yeni kredi başvurularının da hızla sonuçlandırılacağı iddia edilmişti.
Bir konuya daha değinmeden geçmemek gerekir. … >>>!
‘Yaşlı kurt’ Lenovo’yu toparladı
Yazan : Sadi KAYMAZ · 10 Subat 2010
Dünyanın en büyük dördüncü bilgisayar üreticisi Lenovo’nun kurucusu Liu Chuangzi, “geceleri uzun raporları kafam kaldırmaz olmuştu” diyerek şirket yönetimini gençlere bırakmak istemişti.
Genç beyinlerin kriz talihsizliğinden midir, yoksa yaşlı kurt Liu’nun “maliyet yönetimi” dehasının eksikliğinden midir bilinmez ama, Liu Chuangzi geçen yıl “uçurumun kıyısına yaklaştı” dediği gemisinin dümenine yeniden geçerek şirketi toparladı.
Lenovo’nun yurtdışı satışları geçen yılın son çeyreğinde yüzde 42 yükseldiği. Lenovo’nun satış gelirlerinin yüzde 33 artarak 4,7 milyar dolara ulaştığı bildirilirken, geçen yılın aynı döneminde 100 milyon dolara yakın zarar açıklayan şirket son çeyrekte beklentileri aşarak 80 milyon dolar net kar etti.
Lenovo’nun CEO’su Yang Yuanqing, gelişmekte olan pazarlardaki agresif genişleme stratejisinin yanı sıra, gelişmiş pazarlardaki maliyet kısıntılarının şirketin yakaladığı büyümeye katkıda bulunduğunu söyledi. Yang, ekonominin beklenenden daha çabuk toparlanması ve işletim sistemi Window 7′ye geçişin hızlanmasıyla kurumsal kullanıcıların 2010′un ikinci yarısında yeni bir satın alım dalgası başlatacaklarını öngördüklerini belirtti.
2500 kişiyi işten çıkarmıştı
Finansal krizin yol açtığı ekonomik durgunluğun etkisiyle bilişim harcamalarını kısan kurumsal müşteriler, 2005 yılında IBM’i satın alan Lenovo’nun satışlarına geçen yıl büyük darbe vurdu. ABD ve AB’de tüketici talebinin düşmesiyle satışları ciddi yara alan Lenovo, yurtdışında 2500 kişiyi işten çıkarmıştı. Şirketin Çin’deki satışları ise geçen yılın ikinci yarısında toparlandı. Dünya çapında cirosunun yüzde 47’sinin Çin’den elde eden Lenovu’nun Çin pazarındaki payı ise yüzde 2,8 genişleyerek yüzde 33,5′e ulaştı.
Türkiye hedefi
Gelişmekte olan ülkelere odaklanan Lenovo’nun büyüme stratejisi içinde Türkiye’nin önemli bir yeri bulunuyor. Türkiye’deki pazar payını öncelikle çift haneli rakamlara ulaştırmayı planlayan Çinli bilgisayar üreticisinin nihai hedefinde ise pazar lideri olmak yatıyor. Çin’de maliyet yönetim stratejileriyle öne çıkan Lenovo’nun Türkiye’deki pazar payı 6 düzeyinde bulunuyor. Buna karşın, gelişmiş piyasaların aksine Lenovo’nun Türkiye’deki satışlarının son 6 çeyrekte ardı ardına yüzde 100′ün üstünde büyüme hızları yakaladığı belirtiliyor.
Son olarak, Lenovo cep telefonu kolunu elden çıkartmıştı. Ancak, internet teknolojilerinin cebi sarmasıyla kararın stratejik bir hata olduğu anlaşıldı. Neticede, Lenovo daha önce sattığı cep telefonu kolunu 200 milyon dolara geri satın aldı.
Obama, ‘güçlü Yuan’ beklentilerine taş koydu!
Yazan : Sadi KAYMAZ · 9 Subat 2010
Çin parasının değeri sorunu, Pekin-Washington hattındaki en kritik konuların başında geliyor. Çünkü, Pekin’in parasını değerlendirmesi Çinli ihracatçıların, dolayısıyla da milyonlarca işçinin canını acıtacak. Sabit döviz kuru politikasının devamı ise, ABD ve Avrupa’daki üreticilerin, ve de işçilerin canını zaten acıtıyor…
ABD’nin öncelikleri arasında ‘istihdam’ konusunun zirveye çıkmasının etkisiyle Obama’nın geçen hafta Demokrat partili senatörlere yaptığı konuşma Çin’de yankılandı. Çünkü Obama, döviz kuru konusunda “Çin’e karşı sertleşeceğim” dedi. Konuşmasına konuştu ama, Çin’de güçlü yuan beklentilerinin iyice arttığı dönemde gelen “sert” konuşma ters tepebilir. Keza, Çin kamuoyu “küstah” bulduğu Amerikan dayatmalarına boyun eğilmesine ciddi tepkiler ortaya koyabiliyor. Dolayısıyla, Çin’de yuan ‘değerlendi değerlenecek’ seslerinin duyulmaya başladığı bir dönemde takınılan “sert abi” tutumu, ABD’de pek hoş karşılansa da, amaç gerçekten Yuan’in değerlenmesini sağlamak ise oldukça talihsiz sayılabilir. Özellikle de yeni yılın gelişiyle ilişkilerin politik zeminde gerildikçe gerildiği bir dönemde…
Kömür zengini Çin, Avustralya’dan 20 yıl kömür ithal edecek
Yazan : Sadi KAYMAZ · 8 Subat 2010
Çin finansmanı sağlayacak, altyapıyı kuracak, üstüne ihraç demiryolunu bile inşa edecek… Avustralya ise karşılığında Çin’e 20 yıl boyunca kömür ihraç edecek.
Avustralyalı madencilik şirketi Resourcehouse, Çinli enerji santrallerine 20 yıl boyunca kömür sağlanmasını öngören 60 milyar dolarlık anlaşmaya imza attığını duyurdu. Sözleşme uyarınca, 2014′ten itibaren Çin’e yılda 3 milyar dolar tutarında 30 milyon ton kömür ihracatı gerçekleştirilecek.
Queensland eyaletinde bulunan büyük bir havzadan çıkarılan kömür, Çin Enerji Yatırım Kurumu’na (CPI) satılacak. Anlaşma, aynı zamanda Avustralya’lı bir şirketin bugüne kadar yaptığı en büyük ihracat sözleşmesi olarak da niteleniyor.
Finansman ve altyapı Çin’den
Anlaşma kapsamında işletilmesi öngörülen Galilee kömür havzasında gerçekleştirilecek altyapı yatırımrımları finansmanının büyük kısmı Çin’den sağlanacak. Resourcehouse, Çin Eximbank’ının proje için gerekli 8 milyar dolarlık yatırımın 5,6 milyar dolarlık kısmını finanse edeceğini bildirirken, projenin 6 bin kişiye iş olanağı sağlayacağını belirtti. Altyapı ve 500 km’lik demiryolu inşasını öngören ihaleyi de Çinli bir şirketin aldığını belirtelim.
Çin basınına göre, ithal edilen kömür Çin’in doğu, kuzey ve orta bölgelerinde bulunan pek çok termik enerji santralinde elektrik üretimi için kullanılacak.
Çin’in kömür yatakları bakımından zengin bir coğrafya olduğu hatırlatmadan geçmeyelim. Ancak sert kış koşulları, kömür üretiminin sosyo-ekonomik ve çevresel maliyetleri ile kömür kalitesi gibi faktörler Çin’i kömür ithalatına da yöneltiyor.
Yurtdışı maden alımlarına 32 milyar dolar
Çin, geçen yıl yurtdışında satın aldığı petrol, bakır, demir cevheri madenleri için 32 milyar dolar harcadı.
Çin’in enerji ve hammadde ihtiyacının altını çizmeye gerek yok. Ülkenin yeraltı kaynaklarına olan ilgisi kaçınılmaz şekilde artarak devam edecek. Çinli şirketlerin geçen yıl Avustralya’daki çinko madenlerinden Nijerya’daki petrol kaynaklarına, Şili’deki bakır yataklarından Moğolistan’daki kömür madenlerine kadar uzanan yelpazede fiyatı düşen pek çok madeni satın almıştı. … >>>!
Çin’de tüketimin yeni kaynağı ‘kaygısız nesil’
Yazan : Sadi KAYMAZ · 4 Subat 2010
Çinli aileler malum olduğu üzere son derece tasarrufçu. Buna karşın, yeni nesil, ailelerinin ertelediği harcama güçlerini de arkasına almış durumda…
Çin’de ekonominin dışa açıldığı 1980′de uygulanmaya başlayan tek çocuk politikası, sayıları 200 milyonu aşan ve ailelerinin tersine tüketimde sınır tanımayan yeni nesil gençleri ekonominin itici gücü haline getirdi.
Çin’in en büyük yatırım kuruluşlarından China Capital’in şef ekonomisti Ha Jiming, hükümetin iç tüketimi canlandırmak suretiyle büyüme modelini değiştirmeye yönelik adımlarına dikkat çekerek, ‘kaygısız nesil’ olarak nitelediği 30 yaş altı gençlerin tüketimin gerçek itici gücü olduğunu iddia etti. Fudan Üniversitesi’nde düzenlenen bir panelde konuşan Ha, tek çocuk neslinin ailelerinden de destek aldıklarını belirterek, “Bu nesil ebeveynlerinin aksine tüketim kaygıları taşımıyor. Pek çoğu henüz çocuk sahibi olmamış ve yaşlılık zamanlarını düşünmenin erken olduğuna inanıyor. Tüketime çok yatkınlar” diye konuştu.
Yeni nesil genç tüketicilerin özellikle turizm, beyaz eşya ve elektronik gibi sektörlerde büyümenin ana kaynağını oluşturacağı öngörülüyor.
Çin ekonomisinde yeni yıl, yeni dertler
Yazan : Sadi KAYMAZ · 1 Subat 2010
Çin’de yeni yılın ilk ayında açıklanan ekonomik veriler alarm verdi. Alarm zilleri ise son yıllarda yer kürenin neredeyse her yerinde kol gezen ’resesyon’ tehlikesi yerine, ‘aşırı ısınma ve enflasyon’ için çaldı.
Çin ekonomisinin 2009 yılında yüzde 8,7 büyüdüğü açıklandı. Böylece, Çin’in gayri safi yurtiçi hasılası (GSYİH) 33,54 trilyon yuane (4,91 trilyon dolar) çıktı. Geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 6,1′e kadar yavaşlayan büyüme, hızlanarak son çeyrekte yüzde 10,7′e çıktı ve hükümetin yüzde 8′lik yılsonu hedefini de aşmasını sağladı. Çin hükümetinin, yeterli istihdam yaratabilmek amacıyla en az yüzde 8′lik büyümeyi elzem gördüğünü hatırlatalım.
Krize karşı uygulamaya konulan 586 milyar dolarlık ekonomik destek paketine ek olarak, devlet bankaları öncülüğünde piyasaya sürülen 1,4 trilyon dolarlık banka kredisinin büyümeyi fonladı.
Kamu harcamaları ve banka kredileri böylece sabit yatırımları tetikleyerek, büyümenin motoru yeni motoru haline getirdi. İstatistik kurumu NBS verilerine göre, sabit yatırımlarda geçen yıl yüzde 30,5′lik artış kaydedildi.
İç tüketim canlandı
Çin, Almanya’yı geçerek dünyanın en büyük ihracatçısı unvanını almasına rağmen, ihracat hacminde 200 milyar dolar düşüş yaşadı. Buna karşın, iç tüketimi artırıcı önlem ve teşviklere bağlı olarak tüketici harcamalarında büyümeye pozitif etki eden artışlar kaydedildi.
NBS verilerine göre, perakende satışları geçen yıl yüzde 15,5 artış göstererek 12,5 trilyon yuane (1,8 trilyon dolar) çıktı. Aylık perakende rakamlarında gözlenen büyüme hızlarının, Aralık’ta en yüksek düzeyine çıkarak yüzde 17,5 seviyesine yükselmesi de ayrıca pozitif değer taşıyor.
Çin’in otomobil alımlarında uyguladığı sübvansiyon ve teşvikler ise, özellikle kırsal kesim kaynaklı otomobil satışları sayesinde, ülkeyi dünyanın en büyük otomobil pazarı haline getirdi. Çin Otomobil Üretici Birliği, yurtiçinde 13 milyon 634 bin araç satıldığını açıklamıştı. ABD’de satılan araç sayısı ise 11 milyonun altında kaldı.
Sanayi üretimi, özellikle otomobil satışları, beyaz eşya ve inşaat sektöründe görülen genişlemeye rağmen, ihracattaki düşüşe bağlı olarak hız kaybetti. 2008′de yüzde 12,9 büyüyen sanayi üretimi, geçen yıl yavaşladı ve yüzde 11 genişledi. Buna karşın, sanayi üretimindeki genişleme hızı Aralık’ta tavan yaparak yüzde 19′a yükseldi.
Çin’in, yakaladığı büyüme ivmesini devam ettirmesi halinde, 2010′da Japonya’yı geçerek dünyanın en büyük 2′inci ekonomisi olmasına kesin gözüyle bakıyor.
Enflasyon korkuları
Geçen yıla ait tüketici fiyatları endeksindeki yüzde 0,7 düşüşe rağmen, enflasyonun Aralık’ta yüzde 1,9 çıkması, enflasyon korkularının gerçeğe dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Çin’de nüfusun çoğunluğunu oluşturan dar gelirli aileleri en çok etkileyen veri olması nedeniyle, enflasyon Çinli liderlerin en çok çekindiği risklerin başında geliyor.
Çin’de aşırı ısınma belirtileri ve enflasyonist baskılar en çok konut piyasasında hissediliyor. PBoC’tan dün yayımlanan raporda, geçen yıl bireysel konut kredilerinin yüzde 47,9 artış göstererek, 204 milyar dolara ulaştığı bildirildi. Çin’de kabine olarak nitelenen Devlet Konseyi’nin de ana gündem maddelerinden birini aşırı artan konut fiyatları oluşturuyor.
Merkez sopayı çıkardı
Çin bankalarının yeni yılın ilk haftasında 100 milyar dolara yakın yeni kredi açmasının ardından alarma geçen Merkez Bankası (PBoC), son iki haftada ardı ardına aldığı kararlarla aşırı likiditeyi kısmaya yönelik tedbirler alıyor. Zorunlu rezerv oranlarını artıran, tahvil faizlerinde 3 kez artırıma giden ve bazı bankalara doğrudan uyarılar yapan PBoC’dan, aşırı ısınma sinyallerini güçlendiren NBS verilerini takiben yeni hamleler bekleniyor.
Çin model mi ?
Çin’de son 30 yıldır sürüp gittiği üzere, ”yine yeni yıl, yine yeni dertler” … Bu noktada bir dipnot düşmek istiyorum. … >>>!
Çin’in süper tankeri suya indi
Yazan : Sadi KAYMAZ · 31 Ocak 2010
Çinliler, Ortadoğu’dan 20 günde getirdiği petrolü, 24 saatte boşaltabilen dev gemiyi suya indirdi. Gemi bir uçak gemisinin 3 kat büyüklüğünde ve 330 ton petrol taşıyabiliyor.
Çin’in Guangzhou şehrindeki bir tersanede inşa edilen 333 metre uzunluğunda, 60 metre genişliğindeki petrol tankeri suya indirildi. 330 bin ton ham petrol taşıma kapasitesi bulunan tanker, saatte 30 kilometre hızla yol alabiliyor.
Korsanlara karşı su topları fırlatabilen savunma sistemine sahip geminin, ileri navigasyon sistemi sayesinde günün 24 saati otomatik pilotta yol alabildiği ve acil durumlarda devreye giren alarm sistemi aracılığıyla 35 saniye içinde dünyanın her yerine bulunduğu koordinatları ulaştırabildiği belirtildi.
Xinpuyang adını taşıyan geminin kaptanı Feng Wangyuan, tankerin tamamen yerli teknoloji ile üretildiğinin altını çizdi.
Çin’in petrol ithalatının yüzde 80′inin yabancı bandıralı tankerler aracılığıyla yapıldığı göz önüne alınırsa, Xinpuyang’ın Ortadoğu’dan 20 günde getirdiği petrolü, 24 saat içinde tamamen boşaltma yeteneğine sahip oluşu kritik önem taşıyor.
Çin, Geçen yıl 204 milyon ton petrol ithal etti. Petrol tüketiminde ithalatın payının ilk kez yüzde 50′yi geçmesi ise, enerji güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendiriliyor.





