İngiliz, Amerikan ve Çin yüzyılları! Öncesi de var, sonrası da olacağı gibi…
İmparatorluk ya da süper güçlerin en büyük dayanağı şüphesiz ekonomi. Avrupa ve Doğu Asya tarihin en büyük yıkımlarını yaşarken, dünyanın üretim üsleri haline gelen ABD ve Sovyetler geçen yüzyıla damga vurmuştu. Üretim, yani ekonomi, aynı zamanda ülkelerin askeri, siyasi, teknolojik ve kültürel güçlerinin çapını da çiziyor.
Nitekim, Çin’de de ekonomi önden giderken, Çin’in diplomasisini, ordusunu ve teknolojik kabiliyetlerini de yukarı doğru çekiyor.
Öte yandan, Çin elbette süper güç olmaktan şimdilik uzak. Ancak süper güç olma yolunda ilerlediği de şüphesiz. Bu noktada, ekonomileri 5 trilyon doları aşarak başa baş haline gelen Çin ile Japonya’ya biraz göz atmakta fayda var.
Son 40 yıldır ABD ekonomisini takip eden Japonya, Çin ekonomisi tökezlemediği takdirde bu yıl yerini Çin’e bırakacak.
Çin, Japonya’dan 20 kat daha fazla toprağa, 10 kat fazla nüfusa sahip. Sahip oldukları tabii kaynakların mukayesesi bile mümkün değil.
Japonlar kişi başı 40 bin dolardan fazla gelir seviyesine sahipken, Çinliler 4 bin doları yeni aşıyor.
Japonya mucizesinin arkasında ise verimlilik yatıyor. Japonlar 1 litre petrol ile 10 dolarlık değer yaratırken, Çinliler kullandıkları her 1 litre petrolden 2 dolarlık değer bile çıkartamıyor.
Buna karşın, tarihin en zor ekonomik mucizesini yaratan çalışkan insanların ülkesi Japonya artık limitlerine ulaşmış durumda. Buna karşın, Çin değişiyor. Daha doğru bir anlatımla, dünyanın en dinamik ülkesi olarak durmaksızın dönüşüyor. Çin’in dinamizmi, 10 yıl önce öbür süper güç adayı gösterilen Hindistan’ı cüce bırakacak kadar büyük. (Örneğin Çin’in bir kaç eyaleti bile Hindistan kadar üretiyor…)
Türkiye bu dönüşümün yeni yeni farkına varırken, ülkelerinin küresel ekonomideki etkisinin azaldığına inanan ABD’liler, çoktandır 21’inci yüzyıla yön verecek ülkenin Çin olduğunu düşünüyor. Hürriyet gazetesinden:
Washington Post gazetesinin ABC News kanalıyla ortaklaşa gerçekleştirdiği bir ankete katılanların yarısına yakını, ekonomik açıdan ABD ile Çin’in başa baş yarışacağına inanırken, ülkelerinin dünya meselelerindeki etkinliğini kaybettiğini düşünüyor.
ABD ile Pekin arasındaki gerilimin had safhaya çıktığı bir dönemde açıklanan anket, ülkedeki diğer araştırma şirketleri Gallup, Pew Research Center’in son çalışmalarıyla paralellik gösterdi.
Bu anketlerinin sonucunda da, ABD’lilerin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olma yolunda önemli adımlar atan Çin’in bu yükselişinden büyük endişe duyduklarını ortaya çıkarmıştı.
Washington Post, anketin sonuçlarına yönelik hazırlanan bir haberde, ABD’lilerin dünyanın en güçlü ekonomisi olduğu yönündeki fikirlerini geçen on yıl içinde değiştirdiklerine dikkat çekildi.
ABD’liler 2000 yılında yine Gallup’ın yaptığı bir araştırmada dünyanın en güçlü ekonomisi olarak kendi ülkelerini gösteriyordu. Ancak son anketler Çin ile ABD’nin bu unvan için kıyasıya yarıştığını ortaya koydu.
KORUMACILIĞI DESTEKLİYORLAR
Analistler ise ABD’lilerin Çin’in yükselişinden pek memnun olmamalarının iki ülke arasındaki ilişkilere etki edebileceğini düşünüyor. Anket sonuçları ise vatandaşların ticari korumacılığı desteklediğini gösteriyor.
ABD’liler aynı zamanda ülkelerindeki Çinli çalışan sayısının artmasından da şikâyetçi. Washington Post’un çalışmasına katılanlardan biri olan Annetta Jordan, ekonomik gücün ülkesinden Çin’e geçişine kendi gözleriyle şahit olduğunu söylüyor.
Jordan, 1990’lı yılların başında çalıştığı cep telefonu fabrikasına Çinli çalışan akını yaşandığını ve bir noktadan sonra kendilerini bu kişileri eğitirken bulduklarını söylüyor.
Jordan aynı zamanda “Bütün zenginliğimizi Çin’e aktarıyoruz. Bu bizim için hiç de iyi bir şey değil” diyor.
JAPONYA’DAN SONRA ÇİN
Pew Araştırma Merkezi Başkanı Andrew Kohut, şu anda Çin için endişeli olan ABD’lilerin bundan 30 yıl önce de benzer endişeleri Japonya için benimsediklerine dikkat çekiyor. Kohut, “Japon bir şirket Rockefeller Center’i satın aldığında, bütün ABD’liler çılgına dönmüştü. O zaman yaptığımız anketlerde, Japonya’nın dünyanın en büyük ekonomisi olup olmayacağını sorduğumuzda, katılımcıların hemen hemen hepsi “evet” cevabını vermişti” diyor.
Johns Hopkings Uluslararası İlişkiler Okulu öğretim üyesi profesörü Davd M. Lampton, ABD’lilerin kendi ülkelerinden memnun olmadığı zamanlarda diğer ülkelerden de tedirgin olduğuna dikkat çekiyor ve “Böyle zamanlarda korumacılık baskılarını artırırlar. Bu gelişmeler ABD ile Çin arasındaki ilişkiye zarar verir. ABD’liler her zaman ülkelerine zarar verecek büyük, hızlı değişen ve sonunu tam olarak kestiremedikleri şeylerden tedirgin olmuşlardır. Çin de bütün bu tanımlamalara uyuyor” diyor.
* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Kopyalanamaz ve referans gostermeksizin alıntı yapılamaz.Yazının fikri mülkiyet hakları digital imza ve fingerprint ile korunmaktatır. Aksi hallerde her türlü hukuki yola doğrudan başvurulmaktadır.



