Çin’de Ekonomik Göstergeler – Eylül 2008
Yazan : Sadi KAYMAZ · 29 Ekim 2008
GDP
ÇİN ekonomisi 3. çeyrekte hız kesmeye devam ederek önceki yıla göre %9 büyüdü. Yılın 2. çeyreğinde % 10,1 büyüyen ekonomi, 2002 yılından bu yana en düşük performansını gösterdi.
Endüstriyel Üretim
Zayıflayan talep ve artan girdi fiyatları endüstriyel üretim ve karları tırpanlıyor.
Eylül ayında endüstriyel üretim %11,4 genişledi. Ağustos ayında %12,5 gerçekleşmiş olan endüstriyel üretim de 2002′den bu yana en düşük düzeye geriledi.
Endüstriyel üretim karları ise yılın ilk 8 aylık diliminde %30 geriledi. Burada enerji üreticileri ve petrol rafinerilerine bir parantez açmak gerekir. Çünkü artan uluslararası girdi maliyetleri ve iç piyasada hükümetin fiyat kontrolleri arasına sıkışan bu şirketlerin zararları çıkarıldığında endüstriyel karlılık oranı yükselir. Fakat yine de endüstriyel karlılıkta önemli bir düşüş var.copyrightDragonomi
İhracat
İhracatın büyüme hızı yılın ilk 3 çeyreğinde %22,3′e geriledi. 2007 yılı aynı döneminde ihracat büyüme hızı %27,1 düzeyindeydi. İhracat büyüme hızını etkileyen başlıca unsurlar olarak önceki aya kadar uygulanan daraltıcı para politikası, dolar kuru, artan hammadde ve isçilik maliyetleri gösterilebilir.
İthalat
İhracatta yavaşlamaya karşın Çin’de ithalat artış hızı önceki döneme göre %9,9 yükselerek ilk 3 çeyrekte %29 olarak gerçekleşti. Artan hammadde fiyatları, istikrarlı iç talep ve yuan/dolar kuru ÇİN’de ithalat artışındaki önemli nedenler.
Sabit Sermaye Yatırımları
Yılın ilk 3 çeyreğinde sabit sermaye yatırımları %1,3 artarak %27′ye tırmandı.copyrightDragonomi
Bu yüksek sabit sermaye yatırım düzeyi karsısında ÇİN hükümeti altyapı yatırımı harcamalarını arttırmakta tereddüt gösterebilir. Özel sektör kaynaklı sabit sermaye yatırımları artarken, devletin de yatırımlarını arttırması zaten yükselmekte olan hammadde ve enerji fiyatları üzerinde bir baskı oluşturabilir.
Tüketim
Küresel kriz Dünya’nın bir numaralı gündem maddesi iken, ÇİN’de iç tüketim rakamları yılın ilk 3 çeyreğinde oldukça umut verici çıktı. Perakende harcamaları önceki yıla göre %6,1 artarak, %22 düzeyine geldi. Eylül ayı temel alındığında ise perakende harcamaları %23,2 arttı. Enflasyon rakamlarının gerilediğini göz önüne alırsak, rakamlar önceki aylara göre daha değerli hale geliyor. Perakende rakamlar olimpiyat sonrası ilk değerlendirmeler için de önemliydi. Yüksek çıkan perakende rakamları olimpiyat sonrası harcamaların düşmediğini gösteriyor.
Tüketici Fiyatları Enflasyonu
Şubat ayında %8,7 ile zirveye çıkan tüketici fiyatları enflasyonu düşmeye devam ediyor. Ağustos ayında %4,9′a gerileyen enflasyon, Eylül’de de yavaşlamaya devam ederek %4,6 olarak gerçekleşti.
Üretici Fiyatları Enflasyonu
Üretici fiyatları enflasyonu ise Ağustos’ta %9,1 olarak gerçekleşti. Oldukça yüksek görünen üretici fiyatları enflasyonu tüketici fiyatları üzerinde potansiyel bir baskı oluşturuyor. Ancak %10,1 olan Ağustos enflasyonu göz önüne alırsak, üretici fiyat endeksinin yavaşlamaya başladığını söylenebilir.
Makro Ekonomik Politika
Büyümeye destek ÇİN Hükümetinin en büyük önceliği durumuna geldi. 2007 yılında %12,1 olarak gerçeklesen büyüme rakamlarının yarattığı aşırı ısınma kaygıları, yerini büyümede ani düşüş riskine bırakmış bulunuyor. Ekonomiyi soğutma amacıyla uygulanan para ve kur politikaları Ağustos ayından itibaren terk edildi. Ekonomik büyümeye destek tedbirleri Kasım ayındaki Komünist parti toplantısında görüşülecek. Çıkması muhtemel tedbirlerden bazıları şöyle olabilir:copyrightDragonomi
- Sağlık sigortası sisteminin genişletilmesi ve kırsal kesime yayılması.
- Düşük maliyetli ev sahipliği projeleri
- Fakirlere destek önlemleri ile gıda fiyatları kontrolünün bırakılması
- Orta gelir sınıfına yönelik vergi indirimleri ile iç tüketim düzeyinin arttırılması.copyrightDragonomi
Hükümet Kasım ayında alacağı kararlarla gayri safi yurtiçi hâsılayı rahatlıkla (GDP) %1,5 – 2 arttırabilir. Bu sayede Çin küresel durgunluğun yaşanacağı 2009 yılında %9′un üstünde bir büyüme performansı gerçekleştirebilir.
* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Her türlü hukuki hakkı saklıdır. Hiçbir surette kopyalanamaz ve referans göstermeksizin alıntı yapılamaz. Aksi takdirde fikri mülkiyet kanunu uyarınca her türlü hukuki yola dogrudan başvurulacaktır.
Dragonomi.com
Küresel Finans Krizi ve Çin – 1
Yazan : Sadi KAYMAZ · 25 Ekim 2008
Küresel finans piyasalarında yaşanan krizin ÇİN’e etkisi merak konularından biri, bu yazı ile birlikte krize gözatmaya ve konu ile ilgilenenlere ingilizce kaynaklar sunmaya başlayalım:
Bankacılık
ABD’de “bankacılık” ve “mortgage” finansal krize yol açan iki tetikleyiciydi. ÇİN’de her iki sektörün de kendine has sorunları var. Bununla birlikte ABD ve ÇİN’de bu iki sektörün sorunları birbirinde tamamen bağımsız ve farklıdır.
Amerikan bankacılık sektörü piyasanın tüm kanallarına girdi ve serbest piyasa ekonomisinin sınırlarını hayli zorladı. Örneğin Lehmann ekonomistleri türev piyasalar yaratmakta o kadar ileri gittiler ki, 2020 yılına ait kağıtlar üzerine reel ekonomi ile bağsız finansal varlıklar yarattı. Oysa ÇİN’de serbest piyasa ekonomisi geleneksel sayılabilecek kalıplar dahilinde işliyor.
ÇİN bankalarının ise sistemin doğası icabı finansal aksiyonlara girmesi yine geleneksel boyutlar içinde kalıyor. ÇİN bankalarının öncelikle nakit sorunu bulunmuyor. Bir defa ÇİN toplumu Amerika’nın aksine tüketim değil, tasarruf toplumu. Hanehalkı ortalama harcanabilir gelirinin Amerika’da 3’te 2’sini, ÇİN’de ise 3’te 1’ini tüketim için kullanılıyor.copyrights@dragonomi.com
Diğer taraftan ABD bankalarının yaşadığı güven bunalımı ÇİN’de yaşanmıyor. ÇİN halkının bankalara olan genel bir güvensizliğinden söz etmek mümkün değil. Planlı ve merkezi bir ekonominin doğası gereği bankaların arasındaki koordinasyon ve yardımlaşma katsayısı son derece yüksektir. Öbür taraftan ÇİN bankaları devletin sıkı gözetim ve denetimi altında bulunuyor. Kaldı ki birçok ÇİN bankasının çoğunluğu devletin elinde!
Endüstri
ÇİN’de yabancı sermayeli şirketler krizden doğrudan etkilenmesi en muhtemel şirketler.
Mortgage
Mortgage kredilerinde ise ÇİN’in yine kendine özgü problemleri var. Fakat ABD’nin aksine Çinlilerin mortgage geri ödeme oranları çok yüksek.
Finans
ÇİN 1.92 trilyon dolarlık bir döviz rezervinin üzerinde oturuyor. Bu devasa rezerv Amerikan Doları tarafından domine ediliyor. ÇİN parası Rebminbi’nin değerlenme sureci son 2 aydır 6.80’ler düzeyinde durakladı. ÇİN bu rezervleri kullanarak kendisini küresel finansal kriz etkilerinden maksimum düzeyde koruma kabiliyetine sahip. Bunun ötesinde ÇİN finansal gücünü Batı’nın değeri düşen finansal varlıklarını satın almak için de kullanabilir.copyrights@dragonomi.com
Diğer taraftan ÇİN’in finansal varlıklarının ancak % 3,6 kadarı denizaşırı finansal piyasalara yatırım olarak gitmiş bulunuyor. Dolayısıyla ÇİN, finansal krizin ilk dalgasından kendisini otomatik olarak muaf tutmuş oldu.
Bu muafiyetten yavaş isleyen ÇİN bürokrasisi de tesadüfü bir pay aldı: ÇİN’in en büyük sigorta şirketi “Ping An”, “Fortis Bank’ta” sahip olduğu hisselerini arttırma kararı aldı. Ancak bu kararın düzenleyici otoriteler tarafından onaylanması geciktiği için şirket daha fazla zarar etmekten kurtulmuş oldu.
İhracat
ÇİN ekonomisinin %40’ı ihracata, geri kalan %60’ı iç tüketime dayalıdır. İhracattaki köklü değişiklikler ya da olası bir ani çöküşün etkileri uzun zamandan beri tartışma konusudur.
Bu noktada iki temel görüş ortaya çıkıyor.
Kötümser görüşe göre ihracatın çöküşü kaçınılmaz olarak ÇİN ekonomisini çökertecek ve depresyona sokacaktır. Böyle bir durumda fabrikalar kapanacak, istihdam gerileyecektir. Bu kriz iki şekilde tetiklenebilir: ÇİN mallarına yönelik denizaşırı talepte doğrudan bir ani daralma görülebilir ya da talep mevcut olsa dahi finansal krizin son derece kötü hal almasıyla uluslararası ticaret işlemez hale gelebilir.copyrights@dragonomi.com
İyimser görüş ise iç talep kapasitesinin ihracatı ikame edebilecek kapasiteye ulaştığını savunuyor. Diğer taraftan iyimser görüş bunun da ötesinde finansal krizin ileri safhalarında Batı’daki üreticilerin daha büyük zarar göreceğini ve bunun artan maliyetler karsısında daha ucuz ürünler için ÇİN’e olan talebin artması anlamına geleceğini savunuyor.
İşçilik
Kötümseler ihracatın çöküşünün toplu işten çıkarmalara neden olacağını savunuyor. Böylece yaşanacak toplu işten çıkarmalar iç tüketimi de gerileceği için ÇİN ekonomisinin dibe vurması kaçınılmaz olacak.
Ebetteki durum kötümserlerin indirgediği kadar basit değil. Bir defa ÇİN ihraç sanayi son senelerde zaten bir işçi sorunu ile karşı karşıya bulunuyor. Giderek daha az işçi sanayi bölgelerine çalışmak için göç ediyor. Kötü çalışma koşulları ve düşük ücretler sunan fabrikalar zaten bir işçi problem ile yüz yüzeler. Buna artan enerji ve hammadde fiyatları da ekleniyor. Öte yandan işçiler lehine ağırlık getiren yeni is yasaları ve toplu sözleşme kuralları fabrikaların işini oldukça zorlaştırdı. Özellikle son bir yıldır ayakkabı, oyuncak, tekstil ve giyim gibi düşük ürün guruplarında faaliyet gösteren binlerce fabrika iflas etti.
Endüstriyel yapıyı zaten değiştirmekte olan bu etkenleri finansal kriz ile karıştırmamak gerekir.
Para
Özellikle Amerikalılar 1.92 trilyon dolarlık döviz rezervlerinin nerede olduğunu merak ediyor. Bazıları Dünya’yı kurtarmaya yetecek kadar büyük rezervlerin neden kullanılmadığını sorguluyor.
Oysa ÇİN zaten büyük miktarda Amerikan hazine bonosunu elinde tutuyor. Yani hazine rezervlerinin tamamı Merkez Bankası kasalarında nakit olarak durmuyor. Önemli bir kısmı da yine baska yatırımlara ayrılmış durumda. ÇİN zaten bu paraları çeşitli yöntemlerle işletiyor. copyrights@dragonomi.com
İşletilen paraların daha büyük bölümünün Amerikan bonolarına kaydırılarak Amerikan ekonomisinin daha fazla finanse edilmesini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Yine muhafazakâr tutumuyla Çin’i finansal krizin doğrudan etkilerinden koruyan düzenleyici otoriteler, ÇİN bankaları ve sigorta kurumlarının denizaşırı alımlara girişmesini zorlaştırıyor.
Borsa
Şanghay Borsası son yıllarda oldukça ilginç, hatta garip seyirler izledi. Hükümet kararları, yeni finans rakamları, dış piyasalarda yaşanan iniş çıkışlar gibi borsayı etkilemesi beklenen faktörler, çoğu zaman şaşırtıcı biçimde ters etkiler oluşturdu. Fakat bu defa ÇİN borsası dış piyasalardaki sallantılara ayak uyduran bir eğilim izliyor. Şanghay borsasının finansal krizden önce düşmeye başlamış olması da işin bir diğer ilginç yönü olabilir mi: kim bilir, belki yine ayak uydurmuyor, kendi dinamikleri ile yolundan gidiyordur.
ABD – ÇİN Bağı
ÇİN, Amerikan ekonomisine halen güveniyor mu? ÇİN’de finansal karar vericiler aslında ilginç bir tercih gibi görünen, ancak doğal bir yol izliyorlar. Ellerinde tuttukları Amerikan Hazine bonolarını elden çıkartmayarak Amerikan ekonomisine destek veriyorlar. Üstelik hazine kâğıtlarını alım hızları aynı düzeyde seyrediyor. Aksi bir durum finansal krizi ağrılaştıracak ve ÇİN’e de oldukça büyük zarar verecektir. Amerikan ekonomisinin yavaşlaması zaten ÇİN ihraç mallarına olan talebe yeterince darbe vuruyor. Finansal krizin derinleşmesi, sadece ihracata değil, ÇİN ekonomisinin motorlarından doğrudan sermaye yatırımlarına da zarar verecektir. Dolayısıyla ABD ve ÇİN arasındaki ticari ilişki böyle devam edecek ve etmek zorundadır. Aksi takdirde ÇİN ihracatı ve çektiği yabancı sermaye akımları büyük düşüş gösterecektir.
Durum, sonuç itibariyle ABD için de benzerdir: ÇİN ekonomisinin çöküşü Amerikan toplumunun mevcut tüketim düzeyini sürdürmesi için daha fazla kaynak harcaması ve Amerikan dış açıklarını kapatan bir finansörden yoksun kalması anlamına gelecektir.
Konu ile ilgilenenler için:
* Guardian: G7 nations face going cap in hand to China
* Telegraph: Financial crisis: China comes hesitantly to the rescue
* Economist: China’s economy. Domino or Dynamo?
* Time : Can Chinese Cash Save the World’s Banks?
* Sadi KAYMAZ tarafından yazılmıştır. Her türlü hukuki hakkı saklıdır. Hiçbir surette kopyalanamaz ve referans göstermeksizin alıntı yapılamaz. Aksi takdirde fikri mülkiyet kanunu uyarınca her türlü hukuki yola dogrudan başvurulacaktır.
Dragonomi.com
İhraç için gidip ithalatçı oluyorlar (HABERTÜRK)
Yazan : Sadi KAYMAZ · 15 Ekim 2008
Beijing’de (Pekin) gerçekleşen Makine ve Takim Tezgahları Fuarı’nı gezerken verdiğim röportaj pek çok yerde yayınlanmış. Habertürk‘te çıkan haliyle ilgili haber:
” …
Fuarı gezen ve 15 yıldır Çin’den makine ihracatı yapan Ming Dynasty (HK) Limited’in Genel Müdür Yardımcısı Sadi Kaymaz, Türkiye’nin düşük maliyetli makine üretimi yapamadığı sürece Çin ile rekabet edemeyeceğini savundu. Kaymaz, yüksek teknoloji ürünü makineler olmadığı sürece Türk markalarının şu an itibariyle Çin’e satılmasının imkânsız olduğunu vurguladı. Fuarda Çin’e makine satmak için gelen Türk işadamlarının, ucuz maliyet karşısında dönüşte ürün alarak Türkiye’ye geri döndüklerini anlatan Kaymaz, bu durumun diğer sektörlerde de yaşandığını belirtti.
Türk işadamı, Çin’deki makine üretimin çoğunluğunu yabancı şirketlerin ve fabrikaların yaptığına işaret etti. Dünyada bu sektörde önde gelen Japonya, Güney Kore, Almanya ve Tayvan’ın, üretimlerini Çin’e taşıdığını anlatan Kaymaz, dünyaca ünlü makinelerin Çin’de üretildiğine dikkat çekti. Kaymaz ayrıca Çin’deki yerli ve yabancı üretim arasındaki farkın Ar-Ge faaliyetlerinde, kalite kontrol anlayışında ve yönetim modellerinde doğal olarak yabancıların bulunması olduğunu kaydetti.“ÇİN’DEKİ MAKİNELERİN FARKI MALİYET UCUZLUĞUNDA”
Çin’deki makinelerle Batı’dakiler arasındaki farkın kalite değil, maliyet konusunda olduğunu vurgulayan Kaymaz, Çin’in kalite konusuyla ilgili olarak da şunları söyledi: “Üretim aşaması ve hammadde yönünden Çin makinelerindi bir sorun yok. Sorun Çin’de üretim aşamasından sonraki kalite kontrol, boyama, paketleme, yükleme gibi aşamalarda yaşanabiliyor”
Kaymaz, Türk işadamlarının makinede Çin’i tercih etmesinin nedenini de ucuz işgücü, düşük maliyet ve dev bir yan sanayi bulunması olarak özetledi.
…”
İhraç için gidip ithalatçı oluyorlar
Ucuz iş gücü ve maliyetlerden dolayı dünyanın üretim merkezi haline gelen Çin’e mal satmaya gelen Türk ihracatçıları, ithalatçı olarak geri dönüyor.
Kendi sektöründe dünyadaki pazarı gördükten sonra Çin’e gelen bir çok ihracatçı, bu ülkedeki ucuz iş gücü, düşük maliyet ve yatırım alanındaki büyük kolaylıklar karşısında fikir değiştirerek, ya Çin’e fabrika kurmak ya da Çin’den mal alarak ithalat yapmak yönünde karar veriyor. Ülkeye gelen birçok Türk işadamı buna mecbur kaldıklarını söylüyor. Bu durum özellikle Çin’de fuarları gezen Türk işadamlarında sıklıkla görülüyor. Bu fuarlardan biri de başkent Pekin’deki makina ve makina elemanları fuarı CIMES 2008.
Dünyanın büyük bölümünün makina ihtiyacını karşılayan Çin’deki bu fuarda, Çin’e makina satmaya gelen Türk işadamları da vardı. Ancak Çin’deki düşük maliyetleri gören bazı Türk işadamları, makina satmak yerine makina almayı tercih etti.
“ÇİN’E MAKİNE SATMAK İMKÂNSIZ, ALMAK TÜRKİYE’NİN YARARINA”
Fuarı gezen ve 15 yıldır Çin’den makine ihracatı yapan Ming Dynasty (HK) Limited’in Genel Müdür Yardımcısı Sadi Kaymaz, Türkiye’nin düşük maliyetli makine üretimi yapamadığı sürece Çin ile rekabet edemeyeceğini savundu. Kaymaz, yüksek teknoloji ürünü makineler olmadığı sürece Türk markalarının şu an itibariyle Çin’e satılmasının imkânsız olduğunu vurguladı. Fuarda Çin’e makine satmak için gelen Türk işadamlarının, ucuz maliyet karşısında dönüşte ürün alarak Türkiye’ye geri döndüklerini anlatan Kaymaz, bu durumun diğer sektörlerde de yaşandığını belirtti.
Türk işadamı, Çin’deki makine üretimin çoğunluğunu yabancı şirketlerin ve fabrikaların yaptığına işaret etti. Dünyada bu sektörde önde gelen Japonya, Güney Kore, Almanya ve Tayvan’ın, üretimlerini Çin’e taşıdığını anlatan Kaymaz, dünyaca ünlü makinelerin Çin’de üretildiğine dikkat çekti. Kaymaz ayrıca Çin’deki yerli ve yabancı üretim arasındaki farkın Ar-Ge faaliyetlerinde, kalite kontrol anlayışında ve yönetim modellerinde doğal olarak yabancıların bulunması olduğunu kaydetti.
“ÇİN’DEKİ MAKİNELERİN FARKI MALİYET UCUZLUĞUNDA”
Çin’deki makinelerle Batı’dakiler arasındaki farkın kalite değil, maliyet konusunda olduğunu vurgulayan Kaymaz, Çin’in kalite konusuyla ilgili olarak da şunları söyledi: “Üretim aşaması ve hammadde yönünden Çin makinelerindi bir sorun yok. Sorun Çin’de üretim aşamasından sonraki kalite kontrol, boyama, paketleme, yükleme gibi aşamalarda yaşanabiliyor”
Kaymaz, Türk işadamlarının makinede Çin’i tercih etmesinin nedenini de ucuz işgücü, düşük maliyet ve dev bir yan sanayi bulunması olarak özetledi. Beş yıldır Çin’den makine ithalatı yaptığını söyleyen Hüdaş Takım Tezgâhları Ltd.’in Müdürü Nedim Daş ise Çin’den ürün almanın Türkiye’ye bir zararının olmadığını düşündüğünü belirtti.
Aldıkları parçaların Türkiye’de ve Avrupa’da üretilmediğine değinen Daş, bu ürünlerin Türkiye’nin ekonomisi ve sanayisine katkısı olduğunu ifade etti. Daş, Çin’den aldıklarıyla Türkiye’nin Avrupa ile rekabete yardımcı olacağını ve Türkiye’nin Avrupa’nın sanayi sitesi olmasına katkıda bulanacağını düşündüğünü ifade etti.
Çin’den mal alımının bazı sektörleri olumsuz etkilediği gerçeğini kabul eden Daş, “Ancak makine alımı bunun tam aksine. Buradan alınanlar Türkiye’yi hızlı bir şekilde ucuz ve ekonomik olarak sanayileştirmeye götürecektir” şeklinde konuştu. Daş, aynı kalite ve fiyattaki makinelerde Çin’in diğer ülkelere göre tartışılmaz bir üstünlüğü olduğunu iddia etti.
ÇİN’İN MAKİNE TİCARETİ 400 MİLYAR DOLARA DAYANDI
Çin makine sanayi son 5 yıldır yıllık yüzde 20 civarında büyüme gösteriyor. 2007′de yüzde 40.74 artışla 182 milyar dolarlık makine ihracatı yapan Çin, yıllık ortalama yüzde 10 büyüyen ekonomisindeki ihtiyaca göre yine yüzde 20.07 artışla 157 milyar dolarlık da ithalat gerçekleştirdi.
Çinli büyük üreticiler 2007′nin ilk 11 ayında 53,7 milyar dolarlık net kar açıklamıştı. Yaklaşık 400 milyar dolarlık makine dış ticaretine sahip Çin, dünyada bu alanda üretimin yüzde 57’sini yapıyor. 2001′de makine üretim araçlarının yüzde 71′ini iç piyasadan karşılayan Çin, şu an bunu yüzde 82′ye çıkarmış durumda.
Öte yandan Çin’deki makinE ihracatından oluşan 25 milyarlık dolarlık ticaret fazlası, bu ülkenin toplam ticaret fazlası içinde yüzde 10′u oluşturuyor.
Haberturk’ten alıntıdır.
Çin Vasıfsız İşciler Diyarı mıdır? Tekrar Düşünün
Yazan : Sadi KAYMAZ · 10 Ekim 2008
Bazıları Çin’i “vasıfsız malların vasıfsız isçilerce üretildiği ülke” olarak tanımlarken; ABD’de nitelikli işgücü yetiştirmede Çin’e kaybetme riski tartışılmaya başlandı.
ABD yılda 70.000 mühendis yetiştiriyor.Çin resmi rakamlarına göre her yıl 650.000 yeni mühendis Çin üniversitelerinden mezun oluyor.Aradaki “uçurum” … >>>!
Bu hafta size Çin’i anlatacağım (M. A. Birand)
Yazan : admin · 9 Ekim 2008
Mehmet Ali Birand
Milliyet:Bu hafta size Çin’i anlatacağım
7 Ekim Salı 2008
Size belki garip gelebilir, gazetecilik hayatımda dünyanın hemen hemen her yerini dolaşmış, ama yolum bir türlü Çin’e düşmemişti. 9 günlük bayram tatilini fırsat saydım ve yakın arkadaşlarla kısa bir Çin turu yaptık.
“Çin’i gördüğümü” iddia etmiyorum. Zira burası, yaklaşık 1,5 milyar nüfusuyla zaten kendi başına bir kıta. Beijing (Pekin)- Şanghay- Suço’yu görmekle yetindik. Ancak gördüklerim beni o kadar şaşırttı, o kadar etkiledi ki, Bayram ertesi dönüp dolaşıp yine eski iç politika konuları yerine, bu hafta sizinle Çin izlenimlerimi paylaşmak istedim.
İstanbul’dan Beijing direkt THY ile 8 saat.
Uçak inişe geçtiği sıradaki beklentim, muazzam pirinç tarlaları ve küçük çapalarıyla çalışan Çinlilerdi. Beni Çin konusunda çok geride kalmakla suçlayabilirsiniz, ancak kafamdaki imaj böyleydi. Müthiş kalabalık caddeler, yüzbinlerce bisiklet üzerinde dolaşan milyonlarla karşılaşmayı bekliyordum.
İlk şoku, havaalanında yaşadım.
Aman Allahım nedir o?
Ne biçim şey?
Olimpiyatlar için yapılmış. Bunun kadar güzel, modern çizgilerle, Çin motiflerini bir arada toplayan bir inşaat görmedim.
Uçaktan çıktıktan sonra, bagajlarımızı alacağımız yere kadar yaklaşık 15 dakika yürüdük, trene binip bir başka bölüme geçtik ve sonunda valizlerimize kavuştuk.
Sanki havaalanı değil, büyük bir şehirden çıkmış gibiydik. Beijing’in 15 yıl sonraki kapasitesi hesap edilerek inşa edilmiş. Müthiş bir renk cümbüşü ve derinlik, bambaşka bir hava yaratmış.
Sürprizler şehre doğru yola çıktıktan sonra başladı.
Ne beklersiniz?
Beijing’e inince şok geçirdim
Fakir mahalleler, hatta gecekonduların arasından geçip, başkent’in zengin ve modern bölgesine girmek ve otelimize varmayı beklerken, kendimizi 4-5 şeritli oto yolların ortasında buluverdik. Ne gecekondu, ne dökülen mahalleler… 1 saatlik yolda, sadece göz kamaştırıcı dev gökdelenler ve bitmek bilmeyen dev oteller…
Daha da ilginç olan, bunca inşaata rağmen, kent yemyeşil. Otoyolların kenarlarında çiçekler ve özellikle dikildiği besbelli ağaçlar. Böylesine bir taşlaşma, ancak aynı zamanda da yeşilliği hiçbir yerde görmedim.
Diğer bir sürpriz, Beijing’in temizliği idi.
Unutmayalım ki, burası 16 milyonluk bir kent. Buna rağmen, sokaklarda tek bir çöp yok. Aramızda ” herhalde çok ceza verildiği için insanlar korkuyordur” diye konuştuk. Merak edip sordum. Bizi dolaştıran rehber “okuldan itibaren bize, yeri pisletmenin ne kadar kötü birşey olduğu öğretilir. Kimse, çöp atmaz” demez mi, birbirimize bakışmakla yetindik.
Beijing’in böylesine değişimi, 2000 yılından itibaren başlamış, hem 2008 olimpiyatlarına hazırlık, hem de başkentin giderek büyümesi üzerine, inanılmaz bir inşaat yarışına girilmiş. Hala da sürüyor.
Eski Beijing’den (eski dediğimizde, 1980′lerden söz ediyorum) hemen hemen hiçbir şey kalmamış gibi.
İşte, bir başka sürprizde buydu…
“Eskiyi” maalesef büyük oranda yok etmişler.
Özellikle şehrin göbeği tümüyle yeni ve modern binalarla dolu. Daha önce dediğim gibi, sanki Beijing’de değil, Los Angeles veya New York’ta dolaşıyor gibi hissediyorsunuz.
Bu mağazalarda kim alışveriş ediyor?
Aman Allahım nedir bu mağazalar?
Bu ne zenginlik?
Bu malları kimler alıyor?
Avrupa ve Amerika’daki hangi markayı biliyorsanız, hepsi Beijing’in göbeğindeki yüzlerce mağaza ve büyük alışveriş merkezine yayılmış.
Ama herşeyden söz ediyorum.
Elektronikten giyim kuşama, kozmetikten mücevherata kadar.
Herşey yabancı.
Herşey, Çin standartlarına göre pahalı.
Herşey birbirinden güzel.
Üstelik, herkes herşeyi satın alıyor.
Şaşkınlık içine düştüm.
Hala da, bu mekanizmanın nasıl döndüğünü anlayabilmiş değilim.
Yüzbinlerce bisikletliyi de bulamadım. Onun yerine, yeşil dahi yansa yayaların arasından geçmeye çalışan yüzbinlerce otomobil ile karşılaştım.
Otele yerleşmemle kendimi dışarı atmam bir oldu. Eski Çin İmparatorluğunu görmek istiyordum.
Dolaş dolaş, birkaç eski bina ve sarayın dışında hiçbir şey bulamadım. Zaten Mao’nun resimleri sadece paralarda kalmış, bir de, yaş ortalaması 60 olanların, mezarını ziyaret için oluşturdukları uzun kuyruk…
Hem kominist rejim hem liberal ekonomi
Çin, inanılması zor bir karışım.
Hala, Komünist Parti tarafından yönetiliyor. Lider, partiden çıkıyor. Son derece merkezi bir yönetim, çok yavaş ilerleyen bir bürokrasi, buna karşılık serbest bir ekonomi ve son derece canlı bir toplum. Bu toplumun bir bölümü çok zengin, büyük bölümü fakir. 30 milyon kişi, yoksulluk çizgisinin altında yaşıyor.
Çin’in zayıf karnı bu gelir farkı. Uzun vadede nasıl çözüm bulacaklar, kimse bilmiyor.
Şu sıralarda tek düşünülen, büyümek ve zenginliği mümkün olduğunca yayabilmek.
Ertesi gün, büyük heyecanla Çin Seddi’ne hareket ettik. Yıllar boyunca kitaplarda okuduğum, filmlerde gördüğüm, dünya’nın 7 harikasından birine gitmenin heyecanı içindeydim…
Rehberimiz, “İşte Çin Seddi” dediğinde gözlerim faltaşı gibi açıldı…
Yeni bir sürprizle karşı karşıya idim.






